Su Kasidesi Şiiri - Fuzuli

Fuzuli
66

ŞİİR


170

TAKİPÇİ

Su Kasidesi

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
vermez.)

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa
gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden
benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
getirir.)

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim
yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile
mahvetsin) , boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi,
gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
uğraşsa yine de) gubârî (yazı) sını, senin yüzündeki
tüylere benzetemez.)

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim
ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek
dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan
bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su
vermek hayırlı bir iştir.)

İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste
ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır,
söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)

Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su
içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum,
sofular da kevser istiyorlar.)

Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin
bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş
salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden
kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere
bırakamam.)

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

(Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem,
öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla
sevgiliye su sunun.)

Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık
ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi
(yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından)
kurtarabilir.)

İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül
efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek
istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül
dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını
değiştirmesi gerekir.)

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su

(Su Hz. Muhammed'in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli
ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça
göstermiştir.)

Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

(İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz.
Muhammed'in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su
serpmiştir.)

Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını
tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su
meydana çıkarmıştır.)

Mu'cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

(Hz. Peygamberimiz'in mûcizeleri dünyada uçsuz
bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o
mucizelerden) , ateşe tapan kâfirlerin binlerce
mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr'a su

(Mihnet günü Ensâr'a parmağından su verdiğini (bir
mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse
hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)

Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-
ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su,
düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)

Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan)
yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su
damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan
taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık
salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da
olsa o eşikten dönmez.)

Zikr-i na'tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek
için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na'tının
zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine)
derman bilirler.)

Yâ Habîballah yâ Hayre'l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

(Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!
Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp
dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc'da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

(Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin
çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa,
güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel
su iner.)

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış,
(ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden
ümitliyim.)

Yümn-i na'tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü şeh-vâra su

(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî'nin (alelâde)
sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su
(damlası) gibi birer inci olmuştur.)

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan
düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su
(gözyaşı) döktüğü zaman,)

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat
çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını
ummaktayım.)

Fuzuli
Şiiri Değerlendir
  • Ahmet Köse
    Ahmet Köse

    Gelmiş geçmiş en güzel şiir




  • Mustafa Dilekci
    Mustafa Dilekci

    Bu şiir insan fıtratının Hz Muhammed (sav) e duyabileceği en tabii ve en güzîde hislerden oluşan bir şelâle gibi

  • Kadir Yıldız 5
    Kadir Yıldız 5

    doğa fendi farklı bir yorum yazmış kıyamet yaklaşıyor demektir bu.. :)

  • Doğa Fendi
    Doğa Fendi

    Okumaya doyulmaz, muhteşem!

  • Doğa Fendi
    Doğa Fendi

    Üstad döktürmüş, tam Top 100 listesine yakışan bir şiir..

  • *GÜLBAZ* Uğur Benek
    *GÜLBAZ* Uğur Benek

    Bu beyitler aslında suya ricadır,
    gel ateşime derman ol diye...

  • Fatima Humeyra Kavak
    Fatima Humeyra Kavak

    Su Kasidesi



    Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
    Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

    (Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
    su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
    vermez.)

    Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
    Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

    (Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa
    gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
    kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)

    Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
    Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

    (Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden
    benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
    akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
    getirir.)

    Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
    İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

    (Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim
    yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
    kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)

    Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
    Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

    (Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile
    mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
    su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)

    Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
    Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

    (Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi,
    gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
    uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki
    tüylere benzetemez. )

    Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola
    Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

    (Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim
    ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek
    dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)

    Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
    Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

    (Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan
    bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su
    vermek hayırlı bir iştir.)

    İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
    Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

    (Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste
    ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır,
    söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)

    Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
    Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

    (Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su
    içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum,
    sofular da kevser istiyorlar.)

    Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
    Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

    (Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin
    bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş
    salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)

    Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
    Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

    (Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden
    kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere
    bırakamam.)

    Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
    Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

    (Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem,
    öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla
    sevgiliye su sunun.)

    Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
    Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

    (Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık
    ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi
    (yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından)
    kurtarabilir.)

    İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
    Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

    (Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül
    efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek
    istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül
    dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını
    değiştirmesi gerekir.)

    Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
    İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su

    (Su Hz. Muhammed'in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli
    ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça
    göstermiştir.)

    Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
    Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

    (İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz.
    Muhammed'in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su
    serpmiştir.)

    Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
    Mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

    (Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını
    tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su
    meydana çıkarmıştır.)

    Mu'cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
    Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

    (Hz. Peygamberimiz'in mûcizeleri dünyada uçsuz
    bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o
    mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce
    mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

    Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
    Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr'a su

    (Mihnet günü Ensâr'a parmağından su verdiğini (bir
    mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse
    hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)

    Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
    Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

    (Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-
    ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su,
    düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)

    Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
    El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

    (Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan)
    yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su
    damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)

    Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
    Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

    (Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan
    taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

    Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
    Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

    (Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık
    salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da
    olsa o eşikten dönmez.)

    Zikr-i na'tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
    Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

    (Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek
    için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na'tının
    zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine)
    derman bilirler.)

    Yâ Habîballah yâ Hayre'l beşer müştakunam
    Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

    (Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!
    Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp
    dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

    Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc'da
    Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

    (Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin
    çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

    Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
    Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

    (Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa,
    güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel
    su iner.)

    Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
    Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

    (Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış,
    (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden
    ümitliyim.)

    Yümn-i na'tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
    Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü şeh-vâra su

    (Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî'nin (alelâde)
    sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su
    (damlası) gibi birer inci olmuştur.)

    Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
    Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

    (Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan
    düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su
    (gözyaşı) döktüğü zaman,)

    Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
    Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

    (O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat
    çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını
    ummaktayım.)


    Şair Fuzuli

    Hayranlik uyandiran bir eser, Allah c.c. Şair Fuzuli'ye gani gani rahmet eylesin, su su diye yanan sevgi dolu yüregini en sevgili Hz Muhammed s.a.v ile hem-hal eylesin... Amin...

  • Güven Çivicioğlu
    Güven Çivicioğlu

    Fuzuli'nin derdine aşağıdaki dörtlükle kısa cevap verelim:
    Derdimi Dinler misin
    Bent olsam,şelalemi damla damla akıtsam:
    Tane tane söylesem derdimi dinler misin?
    Her gün tattığım aşı imbiklerle arıtsam,
    Şeker katsam,bal katsam bir lokmacık yer misin?
    Güven Çivicioğlu Şiirlerle arayışlar sayfa:66

  • Zeyneb Abdullah
    Zeyneb Abdullah

    Məhəmməd Fizuli islam həmçinin türk dunyasının dəyərli sufi alim və şairlərindən biridir. su qəsidəsi Peyğəmbər əfəndimizə yazılmış olan mükəmməl bir naatdır. Azərbayca Milli Əlyazmalar İnstitutunda Fizulinin əlyazma nüsxələri saxlanmaqdadır və onun ədəbi irsi dəyərli alimlər tərəfindən tədqiq olunmuşdur.

  • Feride Turan
    Feride Turan

    Su Kasidesi'nden Bir Beyit Yorumu...

    6. Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
    Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su


    ohşatmak: benzetmek /
    ohşadabilmez: benzetemez /
    gubâr: 1. toz 2. (güzel sanatlar terimi) bir yazı sitili /
    muharrir: yazı yazan, kâtip, /
    hatt: yazı; gençlerde yeni terleyen bıyık veya sakal, ayva tüyü /
    hâme: kalem /
    tek: gibi /
    bahmah: bakmak /
    gözlerine kara su inmek: (gözler) çok yorulmak/ katarakt olmak /


    I) Kâtip; bakmaktan gözlerine, kalem gibi, kara su inse de yazısını senin ayva tüylerine benzetemez. (Senin ayva tüylerin kadar ince ve küçük yazamaz.) /

    II) Kâtip; bakmaktan gözlerine, kalem gibi, kara su inse de yazısını senin yazına (Allah’tan indirilen Kur’an-ı Kerîm’e) benzetemez.

    Ohşatmak, Azeri Türkçesi’ne has bir sözcük. Azeri şivesinde yeterlilik fiilinin olumsuzunda, bizdekinin aksine, “bilmek” fiili düşmez. Yani biz “benzetemez” deriz, onlar “benzetebilmez” der.
    -Neyi benzetemez?
    -Gubârını, yani yazısını.
    “Gubâr”, hat sanatının çok ince kalem ve fırçalar kullanılarak çok küçük harflerden oluşan bir yazı türüdür. Gubâr kelimesinin aynı zamanda “toz” anlamına geldiğini unutmamak lazım. Sevgilinin ayva tüyleri o kadar incedir, o kadar azdır ki âdeta toz kadar… Şair bu beyitte hat sanatı ile ilgili kelime ve terimlerden yararlanarak sevgilinin yüzündeki tüylerin eşsiz incelikte ve güzellikte olduğunu anlatmak istiyor.
    Bu beyitte kelimeler iki anlama gelecek şekilde özellikle seçilmiştir. Burada “hatt” kelimesini de iki anlamda ele almalıyız. “Muharrir” sözcüğü de hem kâtip hem de ressam (nakkaş) anlamlarına gelecek. O zaman tevriye sanatından bahsedebiliriz, kelimenin iki gerçek anlamı da şiire uyuyor. “Hâme” kalem demek; ancak bizim bildiğimiz teknoloji harikası kalemlerle karıştırmayın. Biz yazdıkça kesintisiz mürekkep akan kalemlere o kadar çok alıştık ki belki teknoloji harikası dediğimde bazılarınız “Bunun neresi harika, alt tarafı kalem işte!” diyebilir. Oysa kamıştan veya at kuyruğundan yapılmış kalemlerle yazı yazılan ve resim yapılan bir çağdan bahsediyoruz şimdi. Bu beyitte yazı yazmada kullanılan kamış kalem, resim yapmada kullanılan kıl kalem bir tek kelime ile anlatılmış: Hâme. Mürekkebe batırılıyor, bir müddet sonra kalemin ucuna bir kelime yazacak kadar mürekkep iniyor.
    Siyah mürekkeple çok ince işler yapan hattat ve nakkaşların önemli bir kısmının gözleri zamanla kör olur. Bu, katarakttır ve meslek hastalığıdır. Bu beyit bize aynı zamanda böyle bir tarihi gerçeği de dile getirmiş oluyor.
    İnsan gözü uzun süre aynı renge bakarsa görme özelliğini yitirir. Beyitte “gözlerine kara su inmek” derken kastedilen budur. Şair sadece “bakmaktan, gözlerine kara su inse” demiyor. Güzel bir benzetme yapıyor: “Kalem gibi, bakmaktan gözlerine kara su inse” Kalemin de gözleri mi var, onun gözlerine de mi kara su iniyor yoksa? Demek ki şair kalemin ucunu göz gibi düşünmüş, belki de yazı yazarken kalem ucunun sayfaya bakmasından yola çıkmış bu benzetmeyi yaparken. Belki de kalemin içindeki siyah mürekkebin aşağıya doğru inmesi ona ilham vermiş. Ya da her ikisi…
    Yine bu beytin bütününe şöyle bir baktığınızda birbirini çağrıştıran, aralarında anlam ilgisi bulunan “gubâr, muharrir, hatt, hâme” kelimeleri ile tenasüp sanatı yapıldığını da artık net bir şekilde görebilirsiniz.
    Önceki beyitte “Bahçıvan onun gibi bir gül yetiştiremez.” diyen şair şimdi de “muharrir”e meydan okuyor. Beyit bir kadın için yorumlanacaksa ( yorumlanabilir; çünkü bu beyit kasidenin nesib, yani ilk bölümü... Kasidelerin bu bölümünde asıl konuya henüz geçilmez. Ancak şiir Hz. Peygamber'e yazıldığından ister istemez akla o geliyor. ) kadına iltifat edilmiş. Ayva tüylerin o kadar küçük ki yazar ya da ressam yaptıklarını ona benzetmek istediğinde bakmaktan gözleri yorulacak, hatta gözlerine kara su inecek, yani katarakt olacak. Kataraktın bir nedeni de parlak ışığa sürekli bakmak... Hatta bu yüzden kışın karda eğitim yapan veya savaşan askerlere kar gözlüğü dağıtılır, kayak yapanlar da kar gözlüğü takar. Güneş ışığının göz aldığı çöllerde ise göze sürme çekerler. Karın bol olduğu yerlerde gözaltına kömür tozu sürülmesi de aynı sebeptendir. O zaman şunu da ekleyebiliriz: Senin yanağın o kadar parlak ki, ona bakmaktan muharririn gözlerine kara su iner. Fûzûlî’nin tıp konusunda bilgili olduğunu hatırlayın. Yani hem küçük, siyah ayva tüylerine hem de bu tüylerin olduğu parlak yanağa sürekli bakmaktan oluşan katarakttan söz edilebilir.
    Bu beyit Peygamber için yorumlanacaksa o zaman yukarıdaki sözler onadır. Onun ayva tüyleri kadar küçük bir yazı veya ayva tüylerine benzer bir resim yapılmasının imkânsız olmasının bir sebebi daha vardır: Müslümanlar Hz. Muhammed’in resminin yapılmasını uygun görmezler, bundan rahatsızlık duyarlar. Hatta filmlerde, hiçbir oyuncu Hz. Muhammed’i canlandırmaz. “Çağrı” filmini düşünün. Bu, hassas bir konudur.
    “Senin hattına, yazına benzetemez” diyor dizede. Benzetemez kâtip, gözleri kör olana kadar baksa da benzetemez. “Hatt”ın “yazı” anlamı da var. Peygamber’in “hatt” ı ne olabilir? Tabii ki onun getirdiği “yazı” Allah’ın Cebrail aracılığıyla indirdiği Kur’an-ı Kerîm’dir ve ilâhî bir mesajı içerir. Kur’an’dan bazı âyetleri anımsatıyor bu dize.
    “De ki: Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.” (İsra Sûresi/88)
    “Yoksa onu (Kur’an’ı) uydurdu mu diyorlar! De ki öyleyse hadi, onun benzeri, uydurma on sure de siz getirin; eğer doğru sözlüler iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın. Eğer size cevap veremedilerse artık bilin ki o, ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. Ve O’ndan başka da ilah yoktur. Artık Müslüman oluyor musunuz?” (Hûd Sûresi/13-14)
    “Yoksa onu (Kur’an’ı) uydurdu mu diyorlar! De ki eğer doğru sözlüler iseniz, Allah dışında elinizin yettiklerini de çağırın da onun benzeri bir sureyi ortaya çıkarın.” (Yûnus Sûresi/38)
    “Eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku içindeyseniz, hadi onun benzerinden bir sure getirin! Allah dışındaki destekçilerinizi de çağırın. Eğer doğru sözlü kişilerseniz... Eğer yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız- korkun o ateşten ki yakıtı insanlarla taşlardır. Küfre sapanlar için hazırlanmıştır o. (Bakara Sûresi/23-24)
    Şiir için “anlamda derinlik” dedikleri bu olsa gerek. Kelimeler birçok anlamda yorumlanabiliyor. Hayranlık uyandırıyor, değil mi? Yakaladığınız her kelime sizi anlam denizinin derinliklerine götürüyor.







TÜM YORUMLAR (104)