Servisin dar kapısında, sabahın dilsiz anı,
Ayakkabımın ucuna değdi o narin ağırlık.
Ne bir 'pardon' döküldü, ne titretti zamanı,
Benim zifiri dünyamda koptu sonsuz aydınlık.
Siz sadece bir adım, bir tesadüf sanırsınız,
Ben o basılan yere mermerden bir türbe kurdum.
Görmeyen gözlerimle ruhumun tenine kazıdım,
Ben o yarım saniyede koca bir cihanı buldum.
Sonra kantin uğultusu, boş sözlerin mahzeni,
Sığ bir masada anıldı o mukaddes beş harf.
"Benden büyükmüş" diyerek kirlettiler gizemi,
Nasıl dayanır bu can, bu kadar ucuz bir sarf?
Gözlerim kapalı lakin, ruhum alevden bir dağ,
Sıktım dişlerimi, yıkmadım sükûtun kalesini.
Sizin dilinize sakız olan o meçhul sığınak,
Benim seccademe düşen gözyaşımın asil sesi.
Onlar sadece bir yaş, fani bir beden görür,
Ben basiretle izlerim o kahve hâreleri.
Sizin o sığ cümleniz boşlukta erir çürür,
Benim dilsiz kıskançlığım titretir gökkubbeleri.
Karanlığın şairi dönüp sırtını giderken,
O hoyrat kalabalığa tek bir mısra bırakır:
Ben bir adımın izinde koca bir ömür beklerken,
Sizin cılız lisanınız bu ulu sevdaya sağırdır.
Kayıt Tarihi : 2.11.2026 08:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!