Sabahtan güneşin üşüşmüş,
Çivit kokulu elbiselerine...
Uykum var kapat perdeleri anne!
Sabah sabah neymiş acelesi öyle!
Nerden çıktı bu şımarıklık!
Sırat artık
gökte asılı bir çizgi değil,
avuç içimize sığan
soğuk bir ekran.
Kaydırdıkça geçtiğimizi sanıyoruz;
Ben seninle konuşurken,
güverteden martılar geçiyordu.
Sen martıları izlerken,
ben gözlerinde kayboluyordum.
Deniz ağır ağır nefes alıyordu,
Dedim, “Sabır nedir?”
“Zamanla barışmak,” dediler.
“Ağlarken susabilmek,
Sızlamadan yürüyebilmektir sabır,” dediler.
“Dedim, kaderimi nasıl seveyim?”
Bir yerde duruyorum.
Ne tam içindeyim dünyanın,
ne de dışında.
Hakikatin kıyısında
içeriye bakıyor gözlerim,
ama adım atmaya korkuyorum.
Mezarın çökmüş, dediler...
Bir avuç toprak aldım,
Sessizce vardım yanına,
Hakkın olan toprağı,
Titreyen ellerimle koydum mezarına.
Annem, üşengeç olma işini bir hamlada yap dese de sözcüğün aslı "hamle"dir. Her türlü ilişkilerinizde yarınlarınızın güzel olmasını istiyorsanız hayatınızın hamlelerini doğru yapın!
“Nasıl bir çağ?” diye sorma,
Ortaçağ değil.
Gül kokusu, barut kokusuna karışmış,
Birbirine dolanmış duyular;
Hastalık değil, veba hiç değil.
Bana öyle bakma…
Gözlerinde bir kış var,
İçimde donmuş nehirler çağlar.
Ne yağmurum iner,
Ne de güneşim doğar.
Dışarısı çoktan silindi.
Sokak yok,
adım yok,
bekleyen yok.
Sadece içerisi kaldı
ve orası da




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!