Bir anda seni gördüm.
Duraksadım.
Kalbim bir eski sokağa döndü.
O yüz...
gözlerinin kıyısında hâlâ çocukluğum vardı.
Gözlerinin rengini sordum bir gün,
“Sevgi,” dedin, döküldü dudaklarından bir sır.
Mavi olurum sana açıldığımda,
göğsümde kabaran denizler kadar.
Bahar dallarında gizlenen umut gibi,
Sanmayın soğuk bir Gücük'üm,
Toprak altında beklemekten ben de sıkıldım.
Diş biliyorum filizlenmeye,
Yeter bu gaflet uykum!
Yakında açarım kollarımı fersah fersah.
"Haydin çocuklar dışarı!" derim.
Bahçe gülleri dikenli,
Mezar gülleri de dikenli...
Ölenin ne cennete gittiği belli,
Ne de cehenneme gittiği belli...
Geldim, geçtim bir handan kasvetli, dertli...
düşecek gibiyim
bir uçurumun kenarında değil belki
ama içimde bir yer
sürekli boşluğa yaslanıyor.
o yüzden,
Gün, suskun bir veda gibi süzülür,
Ufukta yanar erguvani bir sızı.
Gölgeler uzar yavaşça içime,
Her şey olur bir anlık hatıra hızı.
Kızıl bir ateşle parlar bulutlar,
Gün bir sır gibi doğuyor ufuklardan,
gecenin küf tutmuş sessizliğinden,
yüreğimin loş köşelerine
bir tutam ışık düşüyor usulca.
Gözkapakllarım aralanıyor yavaşça;
Gün, suskun bir veda gibi süzülür,
ufukta yanar erguvani bir sızı.
Gölgeler uzar yavaşça içime,
Kızıl bir ateşle parlar bulutlar,
bir zaman susmuş sözleri söyler.
Güneşi gözlerine saklasam,
Zamanı durdursam bir bakışında,
İçimde titreyen ince dalgalar var,
İsmini bir yaprak gibi sürüklüyor kıyılara.
Kaybolsam kendi karanlığımda,
Gecenin kapısı yavaşça aralandı,
ufukta altın bir mühür parladı.
Güneş,
göğün tahtına oturan kadim hükümdar gibi
dünyaya seslendi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!