Herkes özgür olmak istiyor artık, kimse kimseye hesap vermek istemiyor. Herkes sevilmek istiyor ama kimse sevmenin sorumluluğunu taşımıyor.
Biz biraz eski kafalıyız galiba… Birini sevdik mi, başka ihtimallere kapımızı kapatır, bir kalbe girdik mi, öyle kolayca çıkıp gitmeyiz.
Bizim için aşk, bir gün var, üç gün yok olmak değil; kırıldığında kaçmak değil, kırdığında gönül almayı bilmektir.
Ne sevgiyi gurura ezdirmek, ne de gururu sevgiye siper etmek…
Biz, özgürlüğün içinde sadakati, kalabalıkların içinde bir kişiyi seçmeyi bildik.
Belki de biz zamana ayak uyduramadık… Ama sevgiyi, zamana uydurup ucuzlatmadık.
GEÇEN YILLARIM HANİ?
Ömür giderken yaprak yaprak,
Günler dökülür, mevsimler ağlar.
Bir hayat geçer de anlamadan insan,
Dünleri arar, yarınlara bakar.
O gece yatağıma varacak takatim bile yoktu,
Ağırlaşan gövdemle soğuk halının üstüne uzandım.
Karanlık odada saatlerce aktı gözyaşlarım,
Ne duyan oldu kimsesizliğimi ne de gören halimi.
İçimde bir yerlerde bir şehir gürültüsüzce yıkıldı,
Kırıldı en sağlam görünen sütunlar tek tek.
Gül be gönlüm , dünya zaten bir komedi sanesi Kimi kendini başrol sanır, kimi unutur repliği!
Gül be gönlüm, hayat kısa, dünya bir sahne, Kimi kendini dev sanır, sığmaz bir çerçeveye!
Herkese akıl dağıtır, kendisi ayrı âlem, Gül geç su hâllere, hayat dediğin bir dem!Ben çayımı alır gülerim, keyfim yerinde yine,
Dünya dönsün kendi halinde, mutluluk yakışır bize!
Derdini sorar, dost görünür yüzü, Sessizce toplar sakladiğın sözü.
Sen kalbini açtığını sanırsın,
Gün gelir, yüzüne vurur anlattığın her sözü.
Her tatlı söz, samimiyet değildir,
Her yakın duran, gönülden dost değildir.
İnsan bazen düşmanından sakınır, En derin yara, güvendiğinden kalr.
Bir gün çıkıp da karşıma, “Nasılsın?” diye sorarsan...İyiyim derim, ama önce
Hangi yüzünle geldin, onu anlayalım.
Kiminin hatırı var,
Kiminin içimde yarası.
Herkesle ayrı bir geçmişim var,
Bazen hayatı durdurup
bir çay koymak gerek…
Dökülen yapraklara bakıp,
geçen zamana değil,
kalan huzura şükretmek gerek.
Çünkü hayat dediğin,
ne yetiştiğin yollar
ne de biriktirdiğin yıllar…
Bazen bir bardak çay,
biraz sessizlik
ve kendinle barıştığın anlardır.
Gözlerini kapatırsın , rüya başlar.
Acarsın; dünya.
Hangisi gerçek
hangisi yalnızca zihnin gölgesi,
kim bilir?
Zaman, iki hiçliğin arasında sessizce sallanan bir sarkaç.
Islak kaldırımlara düşerken ilk damlalar,
Serin bir sonbahar sabahında başlar içimdeki yürüyüş. Sarı yapraklar serilirken adımlarımın altına, Yağmurun sesiyle dinginleşir ruhum.
Kaderin akışında kaybolurken zaman, "Bazı şeyler baştan bellidir, biz sonradan kabulleniriz." Yolun sonunu bile bile yürümek gibi, Dökülen her yaprakta kendimi - bulurum.
Damlalar yüzümü ıslatırken hatırlarım; "Bazılarımız mutlu olmak için hiç zaman bulamadı, Çünkü güçlü olmaya çalışmakla fazlasıyla meşguldü."
Şimdi bu sessiz ve ıslak sabahın koynunda, Güçlü olma yükünü yavaşça yere bırakıp, Sonbaharın ve yağmurun ritmine teslim ediyorum adımlarımı...
Seni öldürmeyen şey,
Migren olur, başını ağrıtır
Anksiyete olur, içini daraltır,
Fibromiyalji olur, bedenini sızlatır.
Çarpıntı olur, korkuyla sarar,
Depresyon olur, umutlarını yorar.Aşırı düşünürsün, geceler uzar...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!