Sürgünüm kendime, bir sokak aralığında,
Rüyalar çatlamış eski duvarlarında.
Ezan sesinde gizli çocukluk hayâli,
Bir zaman, bir duman, bir de ben... hepsi hâli.
Cam buğusunda adın, silinirken usulca,
bir suskunluk düştü yurduma
ne gök gürledi ne kuş öttü
yalnız taşlar konuştu dağın eteğinde
bir ağıt gibi, bir sır gibi
bilen yok
soran yok
Öyle yücedir ki yürekten çıkan sevgimiz
Memleketin dağları gibi
ve o kadar engin ki yüreğimizdeki nefretin yeri
dibi olmayan cehhennem gibi...
Zaman gitti, ben bekledim.
O hiç durmadı,
ben hiç yürümedim.
Saatler ilerledi —
ama biz yerimizde büyüdük.
Gelme artık istemem
Hiç zoruna gitmesin,
Sen alışkınsın zaten gitmelere
Beni bende bırak artık, ben kendime yeterim
Bu saatten sonra güneş olsan nafile
Tek ışık sen olsan bile
Yıllar geçti,
Aynı sabah, aynı duvar,
Aynı pencereden bakar oldu gözlerim.
Ne gelen var,
Ne giden,
Ne de soran nereye gittiğimi.
Gözlerimde uzak dağların rüzgârı
Gönlümde yitik bir baharın özlemi
Ey adıma dokunan gizli çağrı
Ne zaman dönersin bilinmez alemden
Gittin… ardında yankı bıraktın
Yosun kaplamış bir kaya gibi
Duruyorum yalnızlığın en dibinde
Bir o kadar uzak bir o kadar yalnızım
Sensizliğin dibine vuruyorum
Nefes kesen bir yerdeyim şimdi
Maraş’ın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor.
Burada sokaklar yabancı, taşlar soğuk,
Her adımda kendi gölgemle yalnızım.
Ölenler…
Sevdiğim insanlar, elleri ellerimdeyken
Karanlık çöktü…
Ama dışarıya değil,
İçime.
Bir mum yaktım—görmek için değil,
Yanmak için.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!