O gün,uzun zamandır ihmal ettiği dükkana biraz erken gitmişti.Hasanı bile ihmal etmişti kaçgündür,dükkana giderken pastaneden börek almıştı.Amacı günlerdir pek alakadar olamadığı Hasanla kahvaltı yapıp problemleri,gelişmeleri dinlemekti.Dükkana girer girmez yazar kasaya rulo takmaya çalışan Hasana
--Bırak Hasan,ben takarım.Gel bi kahvaltı yapalım,iki çay söyleyelim.
--Olur orhan abi ben söylüyorum çayları
Hasan çayları söyledi,birkaç dakika sonra çaylar geldi,o zamana kadar ruloyuda takmıştı,sanki büyük bir iş becermiş gibi kasıla kasıla
--Ohbe sabah beri uğraşıyorum,heleşükür taktım
--Ne o Hasan,bi rulo seni niye bukadar uğraştırdı?
Özel günler çok yapmacık gelirdi Orhana,ve genelde kutlamazdı bu günleri.Siyasi,tarihsel,yada bilimsel anlamda önemli olaylara vesile olmuş günleri ayrı tutarak bu özel günlere olan tepkisini her fırsatta dile getirirdi.
O,kadınlara özel bir gün olmasını hiç sevmiyordu,yada hayvanları koruma günlerini,sevgilliler gününü,anne baba günlerini,
Çünkü bu günlerde insanlar hiç olmadıkları kadar yapmacık ve yalancı oluyorlardı.Sevgilisine hiç hediye almamıştı sevgililer gününde,ve annesini hiç aramamıştı anneler gününde,ve hiçbir hayvanı hayvanları koruma günlerinde sevmemmişti o.Çünkü,dünyadaki,en azından aynı ülkedeki bütün insanların aynı duygularla ve heyecanla yaşamadığı günler,ortkak bir paylaşımı ifade etmedikleri için saçma geliyordu ona.
Anneler gününde annesi olmayan yüzlerce yetim boşu boşuna ağlatılıyordu,sevgililer gününde sevgilisi olmyanlar garip bir buhrana bürünüyorlardı ve 364 gün boyunca her dediği yapılan,her hali güzel bulunan sevgililer o gün unutuldumu yaygara koparıyorlardı
Hiç bir özel gün onu,sevdiklerine yalancı methiyeler,yada uydurma hediyeler almaya sevkedemiyordu,ve bu yüzden aslında toplumun yüzde sekseninin istemeden kutladığı bu özel günlerde hep duygusuz,kaba saba bir adam damgası yiyordu Orhan,ama o kaba olmayı, yalancı olmaya tercih ediyordu
Bayramın ikinci günü,Görüklede yaşayıp,öğrenci olmayan herkes gibi,Orhanda günü nasıl ziyan edebilirimin telaşına düşmüştü.İki,üç seçeneği vardı,fazla değildi yapabilecekleri.Arkadaşları Bursa merkezine inip,gezmeyi teklif etmişlerdi ama bunu istememişti,boş ve amaçsız gezileri sevmezdi orhan,Amaçsızca yürümek istediğinde yalnız olmayı tercih ederdi,
Görükle nüfusunun,dörtte üçünü oluşturan,üniversite öğrencileri,bayram tatili için memleketlerine gittiklerinden,amerikan filmlerindeki,terkedilmiş kasabaları andırıyordu görükle.Buraya neden taşınmıştı,niye gelmişti,onun gibi hiperaktif biri için fazlaca monoton bir yerdi aslında.Ama yinde başlarda alışmakta güçlük çektiği bu şirin beldeye zaman içinde ısınmıştı Orhan.Zaten hep böyle olurdu,Orhan kolay sevemez,bağlanamaz,fakat eğer severse bağlanırsada,kolay terkedemezdi,Şimdi ona paris caddesinde bir evmi,Görüklede bir kulübemi deseler büyük ihtimalle bu ıssız köyde kalmayı seçerdi,Çünki alışmıştı buraya ve Orhan alışkanlıklarından vazgeçemeyenlerdendi,
Acaba Maviye olan sevgiside bir alışkanlıktan ibaretmiydi,sadece alıştığı içinmi seviyorum zannediyordu.sevgide şüphe olurmuydu,sevgiyle alışkanlık kıyaslanabilirmiydi,Hem Maviye alışacak kadar,Maviye tiryaki olacak kadar bir paylaşımları olmamıştıki.Öyleyse topu topu,birkaç telefon görüşmesi,birkaç mesaj,bir iki gecelik sohbete niçin roman yazmaya uğraşıyordu,Uğraşmak! Zorlamı yazıyordu,hayır kimse ona Maviye roman yazacaksın,bak fena olur haa mı demişti,Yoktu bir zorlama,dükkanda deftere yazdıklarını,sayfasına eklemek için internet kafeye gittiğinde deftere nerdeyse hiç bakmıyordu bile.İlk yazdığı cümleden sonrasını bilgisayar başında aklına gelenler oluşturuyordu.Yani aslında hazırlayıp geldiği yazıların hepsi bir sonraki sayfaya yazılır,acelesi yok erezyonuna uğruyordu.Romanın aslı dükkandaki defterde duruyor,Orhan o an aklına gelenlerden,ve hissettiklerinden bir roman daha çıkarıyordu.Bu daha çok hoşuna gidiyordu aslında,hayatında hiç plan yapmayı sevmediği gibi,yazılarındada yapmayı sevmiyordu.üçgün önce düşündüğü şeyleri,sanki o an düşünmüş gibi yazmayı sevmiyordu.Birşeyleri kurup,düzenleyip yazmak,
Şu satırda Maviye seni seviyorum derim,şurda delikanlılıktan dem vururum,biriki paragraf saçmalar,sonra son paragrafta afilli bir kaç cümleyi,vurucu cümleyle bağlar,etkileyici bir yazı yazarım,Bu çok içten pazarlıklı ve duygusuzca geliyordu ona,.Az evvel dükkanda romanın bu sayfasında uzun uzun atlardan,onların sadakatinden,yarışlarda yedikleri kırbaçlara rağmen üzerinden düşen jokeylerini çiğnemediklerinden bahsetmişti.Kendisinin at yarışlarına,,daha doğrusu atlara olan ilgisinden bahsetmişti, ve atların yaradılış biçimlerini,yaşantılarındaki o korkunç kölelik zihniyetini öyle böyle Maviyle olan muhabbetine dayandırmış,oldukça ilginç ama bir okadarda etkileyici bir yazı yazmıştı ama şimdi bu yazdıklarının onlarla alakası yoktu.Aslında bunun bir sebebide yazdığı defteri dükkanda unutmuş olmasıydı,konuyu tam bağlaya bileceğini sanmadığından,içinden gelenleri yazmak istiyordu.İçinden nemi geliyordu dersiniz,bu sayfaya baştan aşağı Mavi seni seviyorum yazmak
mavi seni seviyorum,mavi seni seviyorum,mavi seni seviyorum,mavi seni seviyorum.Tabi buna sayfanın son satırında başlayınca baştan aşağı yazamamıştı ama miktarın önemi varmydı.
Hüzün hiç bukadar yakışmamıştı onun üzerine,en dost ağlamalarda bile sinsi bir espiri gelir,tecavüz ederdi kederine.Onu sürekli,acayip espiriler yapan,girdiği ortamı neşelendiren biri olarak tanıyan,ve belkide onun bu halini seven yakınları,bu asık suratlı,düşünceli adamı kabullenemiyorlardı.
Orhan maça gidiyoruz ''oynamam''
Orhan doğum günü partisi var''gelmem''
Orhan kaybolma,aleme gidicez ''içmem''
Demek çok gülenlerin,ağlamalarıda,kahkahaları kadar uzun ve sıkıcı oluyordu.
Her sonbahar, gidişiyle Orhana bir kaç günlük hastalık bırakırdı.Son bahar,nöbeti kışa devrederken,Orhan hep hazırlıksız yakalanır,sabah çıkarken güneşli olan hava öğleden sonra yağmura,akşamüstü kuru soğuğa çevirir,gömlek üstü ince bir ceketle dolaşan Orhan heryıl aynı senaryoyu yaşamaktan kurtulamazdı.Yine aynı olmuştu,Akşamdan beri sayısız gripin,ağrı kesici,ve binumum grip savar koca karı karışımları içmesine rağmen,midesi ağzına gelmiş fakat sinir bozucu burun akmaları,baş ağrısı,mide bulantısı geçmemişti.
Bitkin,yorgun,düştü düşecek bir vücudu dükkana taşıması gerekiyordu.Yapılacak işler vardı.Amcası ve yengesi evde kalıp dinlenmesi için ısrar etmişler fakat sebebini bilmediği bir inatla dükkana gitmek istemişti.Aslında işleri Hasan'da yapabilirdi,stoklar sayılacak,bir iki toptancıya telefon edilecekübirde dükkanın bozulan klozeti tamir edilecekti,Hasan bu işleri çok çok bir saatte yapabilirdi,ama Hasan, Orhan'ın, MAvi'ye yazdığı romana yeni sayfalar ekleyemezdi.Orhan yazdığı romanı dükkanda tutuyor,eve getirmiyordu,her yazmaya başladığında romanın enson yazdığı kısmını tekrar okuyordu.Bu yüzden dükkana gitmeden yazmak istemiyordu,Çünkü başağrısından enson ne yazdığını tam hatırlayamıyordu.
Amcası'' yorgunsun,motoru bırak benim arabayla git ''demişti ama Orhan'ın ehliyeti yoktuki,üstelik çok kötü araba sürüyordu.Orhan direksiyona geçince etraftaki bütün yaya ve sürücülerin hayatı tehlikede demekti.
Bir keresinde Maviyle telefonda konuşurken Mavinin söylediği sözü yanlış anlamış,onu sürücü kursuna gidiyor sanmıştı.Mavide ona ''benimzaten ehliyetim var'' demişti.Orhan içinde garip bir titremeyle''ehliyetin olmasına sevindim deyivermişti.Mavi o anda Orhanınaklından geçenleri,kalbine giren masum hayali bilmediği için onun boş bir laf ettiğini düşünmüş ve''aslında bizim sorunumuz her şeye cevap vermemiz,kendimizi konuşmak zorunda hisstmemiz'' demiş ve gülmüştü Orhana.Oysa Orhan o anda''Ben araba sürmeyi doğru dürüst bilmiyorum,ehliyetimde yok,olurda ilerde araba alırsak sen sürersin,banada öğretirsin.Ben kadına arabamı verilir diyen denyolardan değilim diyecekti.Orhan,Maviyle ilerde beraber olabileceklerini düşünmüş,ve arabayı hayalinde Maviye vermişti.Direksiyona sen otur demişti.tabii o anda bu düşündüklerini Maviye uzun uzun anlatmayı henüz erken bulmuş ve,Haklısın boşa doluya konuşuyorum demişti.
Adını anmaya cesaretim yok
Yüreğim eriyor,gittin gideli
Bir anlasam ya,o gidişini
Aklımı yitirdim,gittin gideli
İnandığım doğrular,hep yalan oldu
Heeey! sen kırmızılı
Dur biraz
Biliyorum,ne söylesem boş
Bırakacaksın kendini yardan aşağı
Ama sonkez dik dur,
Ve hayata gıcıklığına gülümse....
Ağlamakla gülmek aynı şey,
Tıpkı geceyle gündüz gibi.
Dünya bir yanını siyah sanıyor,
Öte yandayken güneş,
Oysa bir sönse güneş,sıkılsa yani
Evrende renk ayrımı kalmazdı.
Başkasını istemem,
Yüreğine giremesemde
Gözlerimi çekemem,bakma desende,
Geçmişim dünyadan,illede sen
Kapıdan kovsan,bacadan düşerim,
Seni sevdiğim için güneş battıysa,
Acıma sakın,kır kalemimi,
İsteme benden bekleme
Yıldız gözlerinden yar,
Bir saniye vazgeçmemi.




-
Ebru Ercan
Tüm Yorumlarben evli bir bayan olarak bu söylediklerinizi(allaha şükür) yaşamıyor olsam da yaşayan birçok kadın adına %100 doğru bulduğumu belirtmek istiyorum ve samimi yazınız için tesk ediyorum.kaleminize sağlık...