Serhat Çalışkan Şiirleri - Şair Serhat Ç ...

Serhat Çalışkan

Hey kahveci; iki çay ver
Biri bana,biri yalnızlığıma
Niye garip baktın kahveci?
Yoksa anlarmısın beni
Öyleyse sus ve,dinle yüreğimi.

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Sütün temizliğini herşeyden önde gören bu kör bakış benim hiç bir seçme şansı olmayan kızlara,önyargıyla bakmam için aslında yeterli sebepti ama yapmadım.Hayatımda hiçbie kızı,daha doğrusu hiç bir insanı seçme şansı verilmeden kendisinin bağlı bulunduğu ailelerinden ötürü dışlamadım,ve bu bence doksan üç yaşında ölen dedemden daha bilge yapıyordu beni.
Benim kızı sevmem,onun beni sevmesi,fikirlerimizin uyması,yüreklerimizin aynı dili konuşması yada salt aşk asla biriyle beraber olmama yeterli sebep değildi;
Nikah düşermiydi,zenginliği sorun olurmuydu,parayı çok seviyordu,ailesi yaramazdı,kız oğlan kız değildi,annesi kötü kadındı,aynı mezhepten değildi vs gibi bir yığın saçmalıklara bir yığın aşklar harcıyordum,harcattırılıyordum,Sadece ben değil,ülkemizdeki insanların çoğunluğu bu baskıyı yaşıyordu,ve bu beni çok rahatsız ediyordu.
Babamın süper ticari zekası sayesinde şehir şehir dolaşıyordumda asla oturduğumuz bütün şehirleri Türkiyemin koları olarak göremiyordum,Her kentte başka adetlere uymak zorundaydım ve adtler,töreler bir insan hayatından elbette önemliydi,büyüklerim için.
Sevgiye ve aşka yaban yetiştirilen yüreğimiz,önce annemin,sonra babamın ardarda vefat etmesiyle buhranlı bir yalnızlığa bürünüyordu,ve beni yalnız bırakıp ötelere giden büyüklerim,ailem,artık müdahale edemedikleri hayatımı nasıl şekillendireceğimi doğru öğretmemişlerdi bana
Sevgiyi kolay kabullenemeyen bir toplumduk,öfkelerimizi bağıra bağıra,hayranlıklarımızı sessizce fısıldamayı öğrettiler bize.Arkadaşımızın annesine mahalle meydanında rahat küfrediyordukta,sevgiliye seni seviyorum demek için böbrek taşlarımızı döküyorduk.

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Özel günler çok yapmacık gelirdi Orhana,ve genelde kutlamazdı bu günleri.Siyasi,tarihsel,yada bilimsel anlamda önemli olaylara vesile olmuş günleri ayrı tutarak bu özel günlere olan tepkisini her fırsatta dile getirirdi.
O,kadınlara özel bir gün olmasını hiç sevmiyordu,yada hayvanları koruma günlerini,sevgilliler gününü,anne baba günlerini,
Çünkü bu günlerde insanlar hiç olmadıkları kadar yapmacık ve yalancı oluyorlardı.Sevgilisine hiç hediye almamıştı sevgililer gününde,ve annesini hiç aramamıştı anneler gününde,ve hiçbir hayvanı hayvanları koruma günlerinde sevmemmişti o.Çünkü,dünyadaki,en azından aynı ülkedeki bütün insanların aynı duygularla ve heyecanla yaşamadığı günler,ortkak bir paylaşımı ifade etmedikleri için saçma geliyordu ona.
Anneler gününde annesi olmayan yüzlerce yetim boşu boşuna ağlatılıyordu,sevgililer gününde sevgilisi olmyanlar garip bir buhrana bürünüyorlardı ve 364 gün boyunca her dediği yapılan,her hali güzel bulunan sevgililer o gün unutuldumu yaygara koparıyorlardı
Hiç bir özel gün onu,sevdiklerine yalancı methiyeler,yada uydurma hediyeler almaya sevkedemiyordu,ve bu yüzden aslında toplumun yüzde sekseninin istemeden kutladığı bu özel günlerde hep duygusuz,kaba saba bir adam damgası yiyordu Orhan,ama o kaba olmayı, yalancı olmaya tercih ediyordu

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

O sabah,yengesinin ve kuzeninin nişanlısı Ayşenin gürültülerine uyandı Orhan.
'' ayy kızzz,dışarı bak kar nasıl yağıyo''
''aaa gerçekten,kar yağıyo,kar''
Orhansa yatağında doğrulmuş,yengesine ve Ayşeye kızıyordu kendi kendine
''ne oluyor yaa sanki ilk defamı kar yağıyor Bursaya''
İlkdefa yağmıyordu belki ama,son yıllarda ilk defa bukadar erken düşüyordu kar bursaya,henüz kasım ayının başlarıydı ve geçen yıl otelcilerin yılbaşında bile Uludağda kar yoktu diye hayıflanmalarını duymuş olsa gerek,erken gelmişti,misafirliğe.Uludağ heryıl giydiği bu beyaz gelinliği her nisan sonu çıkarır,bir dahaki düğünü beklerdi.Her yıl aynı gelinliği giyen bu nazlı kız hiç bıkmazdı,hiç şikayet etmezdi binlerce insanın üzerinde tepinmesinden,ve bir gelinlik bir kıza bukadarmı yakışırdı.

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Orhan,Morhan yok artık direk serhat yazıyor,mavi yok artık,hayal yok,ümit yok,özlem yok,durdu hayat,anlıyormusunuz,dünya bir beden bol geliyor bana,kayboluyorum içinde,Mavi diye isim taktım ona sevdim,hemde öyle sevdimki,bunu miktara,vuramam,şu kadar,bu kadar diyemem.
Tuttum ona roman yazdım,hemde bunu antolojide yayınladım,istedimki hrkes bilsin onu nekadar sevdiğimi,istedimki görsün sevgimi,ama bana zaman ver diyip başkasına gitti,zaman vermek bumu,yada zaman ver diyip başkasına mı gidilir,şikayrt değil sakın yanlış almayın,kafam güzel.belki içnizden bazıları daha ağır bi tip olarak canlandırdınız beni ve saygınız kaybedeceksiniz bu satırları okurken,ulan salağın,aciz adamın biriymiş bizde bunu adam sandık diyeceksiniz ama olsun ne derseniz ne düşünürseniz düşünün,acizlikse sevmek evet acizim,ve hiç birinizin bana saygı duyması falanda gerekmiyor,sizlerde seviyorum ve her halinizle her düşkünlüğnüzle.en alkolikiğinizi,en dindarınızı hepinizi seviyorum ama hiç birinizi yargılamayorum çünki yargılanmak istemiyorum,mavi kolye 18 e kadar okudunuz,yazarlıksa eğer en azından kötü bir yazar olmadığımı gördünüz,şairlikse bence şiirimde fena değil,ama i,ş adamlığa gelince ona ne siz ne ben karar verebilirim,ve sevdiğin haykırmak adamlıktan çıkarıyorsa insanı bağışlayın ben ADAM DEĞİLİM,

BİTTİ.

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

Aşk gözlerinizde kaybolmaksa eğer
Bir yerel gazetenin,orta sayfasında
Hükümsüzüm

Mavi gözlerini,kaçırdın benden
Şimdi nasıl yaşarım

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

O gün,uzun zamandır ihmal ettiği dükkana biraz erken gitmişti.Hasanı bile ihmal etmişti kaçgündür,dükkana giderken pastaneden börek almıştı.Amacı günlerdir pek alakadar olamadığı Hasanla kahvaltı yapıp problemleri,gelişmeleri dinlemekti.Dükkana girer girmez yazar kasaya rulo takmaya çalışan Hasana
--Bırak Hasan,ben takarım.Gel bi kahvaltı yapalım,iki çay söyleyelim.
--Olur orhan abi ben söylüyorum çayları
Hasan çayları söyledi,birkaç dakika sonra çaylar geldi,o zamana kadar ruloyuda takmıştı,sanki büyük bir iş becermiş gibi kasıla kasıla
--Ohbe sabah beri uğraşıyorum,heleşükür taktım
--Ne o Hasan,bi rulo seni niye bukadar uğraştırdı?

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

''Varacağın yerle aranda hep bir adım mesafe olsun''
Orhanın hayat felsefesi buydu.Tabi bazı zamanlar bu görüşü yanlış algılayanlar çıkabiliyordu,hedefe hiç varamamak zannedenler.Tabiki asıl söylenmek istenen hedeflerin hiç bitmemesi,ideallerin hiç eksilmemesiydi.
Orhanı yaşadığı kısacık ömründe iyimser biri olmaya iten güç bu felsefeydi,asla ümidi bitirmez,ve hep yapılabilecek daha iyi birşey olduğunu düşünürdü.
Bundan sekiz on yıl önce sadece arkadaşları okuyup beğendiklerini belli etsinler,yakınları hadi bakalım orhan oku bi şiirde efkarlanalım desinler diye yazarken,daha sonra işi kitap çıkarıp satmaya,daha sonrada kitap çıkarmasada ölümsüz şairler arasına girmeye götürmüştü.Gerçi bütün şiirler ve bütün şairler ölümsüzdü onun için,çünkü başka hiç bir şair yada yazar,o anda okunmakta olan yazı,veya şiiri aynı duygularla,aynı düşüncelerle yazamazdı,Belki türkiyenin şu an baş yazarı olarak gösterilen kalem üstadları,Mavi kolye adı altında bir roman yazabilirler,hatta bunu Orhana göre çok daha edebi kurallara,ve sanatsal çerçeveye uygun yapabilirlerdi.Yada daha okunabilir,anlaşılır bir dille yazıp,muhteşemi yakalayabilirlerdi,ama hiç biri Orhan kadar istekli ve ümitli yazamazlardı bu romanı,Çünkü onlar birer mavi derbederi değillerdi.

Etrafındaki insanlar bazen Orhana saçma sorular soruyorlardı,

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

O gece Orhan için çok sıkıcı geçecekti,çünkü evde yalnız kalmıştı.Amcası ve yengesi akraba ziyaretine gitmişler,kuzeni kahveye çıkmıştı.Üstüne üstlük cep telefonu bozulmuştu.saatlerce uğraşmasına rağmen tamir edememişti.Tamircilerde gece kapalı olacaklarından geceyi oldukça sessiz geçirecekti.
Eve giderken iki film almıştı,gerçi daha birinciyi seyretmeden sıkılıp bırakacağını biliyordu ama yinede hangisini alsam acaba diye yarım saat düşünüp seçim yapamayınca ikisini birden almıştı.

Filmi seyrederken, başrol oyuncusundan taraf olmadan seyredeceğim diye kendini kurdu, öyle ya filmde başroldeki aktör kırıp geçecek,bütün bir amerikayı savaş alnına çevirecekti.Bir defada ölen insanlardan taraf olarak seyredecekti,
filmi izlemeye başladığında taraf olmasına gerek olmadığını anladı,çünkü film bir macera,yada polisiye değildi,film tamamıyla salak bir yazarın hayatını konu alan,tam orhanlık bir komediydi.Annemi trenden nasıl atarım,kötü bir yazarın annesinin direktiflerinden sıkılıp onu öldürmek istemesi,ünüversitedeki edebiyat öğretmenininde eski karısını öldürmek istediğini öğrenmesiyle,
yazar adayı kahramanın seyrettiği bir filmden aşırı etkilenip çarpraz yöntemiyle hem annesini hem öğretmenin karısını ortadan kaldırma çabasıydı.Çarpraz yönteminde katiller kurbanlarını değişiyor böylece ortada iz bırakmadan hedefe varıyorlardı.Ama filmdeki yazar adayı biraz sakar ve panik biri olunca herşey arap saçına dönüyordu.Hocasına haber vermeden gidip adamın eski karısını öldürmüş,ondan kendi annesini öldürmesini istiyordu.

Devamını Oku
Serhat Çalışkan

O sabah erkenden kalkmıştı.saat daha yediyi biraz geçiyordu.Ve işe gitmeyecek olmasına rağmen neden bukadar erken kalktığını kendiside bilmiyordu.Birkaç gün ara verecekti işlere,kendine vakit ayırması gerekiyordu,Öyle ya herşey para kazanmak değildi,kazandığı parayı huzur içinde harcayamadıktan sonra para kazanmanın ne önemi vardıki.
Önce Erdalın kafesinde kahvaltı yapmayı düşünüyordu,hem Erdallada bayadır muhabbet etmemişlerdi.Ardından berbere gidip saçı sakalı biraz adama çevirmeli,sonra kafa dengi birini bulup ver elini kapalı çarşı.

Erdalın kafesine girdiği vakit her zamankinden farklı bir atmosferle karşılaştı,sabahın köründe kafe nerdeyse hınca hınç doluydu,bu durum Orhanı çok şaşırtmıştı,çünkü genelde pek kalabalık göremezdi burayı.Bulduğu boş masalardan birine oturacaktı ama bulamıyordu,birkaç dakika aval aval sağa sola bakındıktan sonra,daha evvel bir iki kez sohbet ettiği öğrencilerden birinin oturduğu dipteki masaya yanaştı.Sadece bir tane boş sandalye vardı,ve belkide birine ayrılmıştı,ama nasılsa biraz sonra kafe boşalacaktı ve bu yüzden çıkıp gitmek istemiyordu.Erdal sana yermi yok der gibi Orhana bakıyorduki Orhan masada oturan gençlere yaklaştı
--Oturabilirmiyim
Masada dört kişiydiler,ama cevap verme hakkını kendinde bulan uzun saçlı genç karşılık verdi

Devamını Oku