Galip değiliz mağlup değil yaşam savaşında
Berabere kaldık kaderle
Bir sevdalı vurdu biz yaralandık
Bir biz horladık,sevdalı bakakaldı
Bir anamız öldü sövdük kadere
Bir oğlumuz oldu barıştık yine
Hey kahveci; iki çay ver
Biri bana,biri yalnızlığıma
Niye garip baktın kahveci?
Yoksa anlarmısın beni
Öyleyse sus ve,dinle yüreğimi.
Sütün temizliğini herşeyden önde gören bu kör bakış benim hiç bir seçme şansı olmayan kızlara,önyargıyla bakmam için aslında yeterli sebepti ama yapmadım.Hayatımda hiçbie kızı,daha doğrusu hiç bir insanı seçme şansı verilmeden kendisinin bağlı bulunduğu ailelerinden ötürü dışlamadım,ve bu bence doksan üç yaşında ölen dedemden daha bilge yapıyordu beni.
Benim kızı sevmem,onun beni sevmesi,fikirlerimizin uyması,yüreklerimizin aynı dili konuşması yada salt aşk asla biriyle beraber olmama yeterli sebep değildi;
Nikah düşermiydi,zenginliği sorun olurmuydu,parayı çok seviyordu,ailesi yaramazdı,kız oğlan kız değildi,annesi kötü kadındı,aynı mezhepten değildi vs gibi bir yığın saçmalıklara bir yığın aşklar harcıyordum,harcattırılıyordum,Sadece ben değil,ülkemizdeki insanların çoğunluğu bu baskıyı yaşıyordu,ve bu beni çok rahatsız ediyordu.
Babamın süper ticari zekası sayesinde şehir şehir dolaşıyordumda asla oturduğumuz bütün şehirleri Türkiyemin koları olarak göremiyordum,Her kentte başka adetlere uymak zorundaydım ve adtler,töreler bir insan hayatından elbette önemliydi,büyüklerim için.
Sevgiye ve aşka yaban yetiştirilen yüreğimiz,önce annemin,sonra babamın ardarda vefat etmesiyle buhranlı bir yalnızlığa bürünüyordu,ve beni yalnız bırakıp ötelere giden büyüklerim,ailem,artık müdahale edemedikleri hayatımı nasıl şekillendireceğimi doğru öğretmemişlerdi bana
Sevgiyi kolay kabullenemeyen bir toplumduk,öfkelerimizi bağıra bağıra,hayranlıklarımızı sessizce fısıldamayı öğrettiler bize.Arkadaşımızın annesine mahalle meydanında rahat küfrediyordukta,sevgiliye seni seviyorum demek için böbrek taşlarımızı döküyorduk.
Özel günler çok yapmacık gelirdi Orhana,ve genelde kutlamazdı bu günleri.Siyasi,tarihsel,yada bilimsel anlamda önemli olaylara vesile olmuş günleri ayrı tutarak bu özel günlere olan tepkisini her fırsatta dile getirirdi.
O,kadınlara özel bir gün olmasını hiç sevmiyordu,yada hayvanları koruma günlerini,sevgilliler gününü,anne baba günlerini,
Çünkü bu günlerde insanlar hiç olmadıkları kadar yapmacık ve yalancı oluyorlardı.Sevgilisine hiç hediye almamıştı sevgililer gününde,ve annesini hiç aramamıştı anneler gününde,ve hiçbir hayvanı hayvanları koruma günlerinde sevmemmişti o.Çünkü,dünyadaki,en azından aynı ülkedeki bütün insanların aynı duygularla ve heyecanla yaşamadığı günler,ortkak bir paylaşımı ifade etmedikleri için saçma geliyordu ona.
Anneler gününde annesi olmayan yüzlerce yetim boşu boşuna ağlatılıyordu,sevgililer gününde sevgilisi olmyanlar garip bir buhrana bürünüyorlardı ve 364 gün boyunca her dediği yapılan,her hali güzel bulunan sevgililer o gün unutuldumu yaygara koparıyorlardı
Hiç bir özel gün onu,sevdiklerine yalancı methiyeler,yada uydurma hediyeler almaya sevkedemiyordu,ve bu yüzden aslında toplumun yüzde sekseninin istemeden kutladığı bu özel günlerde hep duygusuz,kaba saba bir adam damgası yiyordu Orhan,ama o kaba olmayı, yalancı olmaya tercih ediyordu
Orhan şaşkın,şaşkınlığını bastıracak derecedede isteksiz hamlelerle Nebiyenin kapısını açtığı odaya girdi.Nebiye dün odamı topladım demişti ama zaten odada toplanacak bir şey yoktu.Bir yatak,bir sehpa,bir bez gardrop,birde aynadan ibaretti,Yatağın üzerinde iki yastık olması,tekkişilk bir yatak olmasına rağmen,bir gece önce iki kişinin yattığını açıkça ortaya koyuyordu.Orhan odanın girişinde sağa sola bakınırken,Nebiye eline geçirdiği bir defterden birşeyler arıyordu.Odanın ortasında aynı salondaki gibi boş bira kutuları,ve iki bardak,birde kültablası vardı.Orhan bir kızın bukadar dağınık ve pis olmasını kabullenememiş bir ifadeyle
--İsterseniz ben şu kilidi takayımda gideyim.
--Öf yaaa! taktın sende kilide,biraz muhabbet edelim,canım sıkılıyor.Hem senin yazdığın bir yazıyı buldum onu göstericem sana
--Ne yazısı?
--Antolojiye kaydetmişsin,bir roman gibi bişey,hepsini okuyamadım ama en beğendiğim kısmı çıkartırdım
---Hangisi
Dükkana geri geldiğinde,ortağı Memet onu bekliyordu.Hasanla girdikleri derin sohbetten,Orhanın kapıyı sinirle açmasıyla sıyrıldılar.Mehmet sanki Orhanın kendi dükkanına gelmesi şaşırtıcı bir durummuş gibi
--Hayırdır ortak ne işinvar burda
---Nedemek neişin var,
-Yok hani kilit takmaya gitmişsinde
--Gitmez olaydım
--Niyeki
O sabah,yengesinin ve kuzeninin nişanlısı Ayşenin gürültülerine uyandı Orhan.
'' ayy kızzz,dışarı bak kar nasıl yağıyo''
''aaa gerçekten,kar yağıyo,kar''
Orhansa yatağında doğrulmuş,yengesine ve Ayşeye kızıyordu kendi kendine
''ne oluyor yaa sanki ilk defamı kar yağıyor Bursaya''
İlkdefa yağmıyordu belki ama,son yıllarda ilk defa bukadar erken düşüyordu kar bursaya,henüz kasım ayının başlarıydı ve geçen yıl otelcilerin yılbaşında bile Uludağda kar yoktu diye hayıflanmalarını duymuş olsa gerek,erken gelmişti,misafirliğe.Uludağ heryıl giydiği bu beyaz gelinliği her nisan sonu çıkarır,bir dahaki düğünü beklerdi.Her yıl aynı gelinliği giyen bu nazlı kız hiç bıkmazdı,hiç şikayet etmezdi binlerce insanın üzerinde tepinmesinden,ve bir gelinlik bir kıza bukadarmı yakışırdı.
Orhan,Morhan yok artık direk serhat yazıyor,mavi yok artık,hayal yok,ümit yok,özlem yok,durdu hayat,anlıyormusunuz,dünya bir beden bol geliyor bana,kayboluyorum içinde,Mavi diye isim taktım ona sevdim,hemde öyle sevdimki,bunu miktara,vuramam,şu kadar,bu kadar diyemem.
Tuttum ona roman yazdım,hemde bunu antolojide yayınladım,istedimki hrkes bilsin onu nekadar sevdiğimi,istedimki görsün sevgimi,ama bana zaman ver diyip başkasına gitti,zaman vermek bumu,yada zaman ver diyip başkasına mı gidilir,şikayrt değil sakın yanlış almayın,kafam güzel.belki içnizden bazıları daha ağır bi tip olarak canlandırdınız beni ve saygınız kaybedeceksiniz bu satırları okurken,ulan salağın,aciz adamın biriymiş bizde bunu adam sandık diyeceksiniz ama olsun ne derseniz ne düşünürseniz düşünün,acizlikse sevmek evet acizim,ve hiç birinizin bana saygı duyması falanda gerekmiyor,sizlerde seviyorum ve her halinizle her düşkünlüğnüzle.en alkolikiğinizi,en dindarınızı hepinizi seviyorum ama hiç birinizi yargılamayorum çünki yargılanmak istemiyorum,mavi kolye 18 e kadar okudunuz,yazarlıksa eğer en azından kötü bir yazar olmadığımı gördünüz,şairlikse bence şiirimde fena değil,ama i,ş adamlığa gelince ona ne siz ne ben karar verebilirim,ve sevdiğin haykırmak adamlıktan çıkarıyorsa insanı bağışlayın ben ADAM DEĞİLİM,
BİTTİ.
Aşk gözlerinizde kaybolmaksa eğer
Bir yerel gazetenin,orta sayfasında
Hükümsüzüm
Mavi gözlerini,kaçırdın benden
Şimdi nasıl yaşarım
O gün,uzun zamandır ihmal ettiği dükkana biraz erken gitmişti.Hasanı bile ihmal etmişti kaçgündür,dükkana giderken pastaneden börek almıştı.Amacı günlerdir pek alakadar olamadığı Hasanla kahvaltı yapıp problemleri,gelişmeleri dinlemekti.Dükkana girer girmez yazar kasaya rulo takmaya çalışan Hasana
--Bırak Hasan,ben takarım.Gel bi kahvaltı yapalım,iki çay söyleyelim.
--Olur orhan abi ben söylüyorum çayları
Hasan çayları söyledi,birkaç dakika sonra çaylar geldi,o zamana kadar ruloyuda takmıştı,sanki büyük bir iş becermiş gibi kasıla kasıla
--Ohbe sabah beri uğraşıyorum,heleşükür taktım
--Ne o Hasan,bi rulo seni niye bukadar uğraştırdı?




-
Ebru Ercan
Tüm Yorumlarben evli bir bayan olarak bu söylediklerinizi(allaha şükür) yaşamıyor olsam da yaşayan birçok kadın adına %100 doğru bulduğumu belirtmek istiyorum ve samimi yazınız için tesk ediyorum.kaleminize sağlık...