Şu dağların meşeleri karanlık,
Etekleri olur çayır çimenlik
Kızanlarla burda eder yarenlik,
“Sarı Zeybek şu dağlara yaslanır,
Yağmur yağar, pusatları ıslanır”.
Sarı Zeybek şu dağların eridir,
Akşam erken iner mahpusaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.
Devamını Oku
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.
eskiden yiğitlik mertlik vardı.onur vardı. ar vardı, şeref şan vardı.gambazlık, arkadan kurşun atmak,kahbec pusu kurmak yoktu silahsıza. sarı zeybek o zaman erdi,yiğitti.desatanlar bire onlara dardı.memleketine can verenlere selam olsun......
İçimde bin Cudi,
Kına mı yakacaksınız tam vaktidir;
Yakın bütün gemilerinizi;
Şimdi.
DTP'yi kapatanlar yaranın kabuğunu kaldırmışlardır hoyratça. Yaranızı kanatmayın efendiler demenin de anlamı yoktur.
Dilimde acı ve siyah onlarca kelime..!
Susuyorum büyüklüğünüzü!
Nihal Atsız'ın bazı arkadaşların sayfaya yapıştırdığı bu şiiri (ki gerçekten muhteşem bir şiirdir) aruz vezninde olup ölçüsü mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün şeklindedir. Sayfaya yapıştırılan halleri hatalı olan mısraların doğrusu şöyledir:
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Tapmanın kelimesinden sonraki virgülün ulamaya mani teşkil edip etmediği konusu tartışmalıdır. Şu an orijinal haline bakamıyorum ama virgül konması gerektiğini düşünenlerdenim.
Er kişiler kıyar da öz canına
Bir damlacık leke sürmez şanına...
ER KİŞİLER KIYMAZ KARDEŞ KANINA,
bir damlacık leke sürmez şanına.
Ruhu şad olsun.
arı Zeybek şimdi artık masaldır,
Sanma yıllar şerefini azaltır.
Yiğitlerin dillerinde meseldir.
Er kişiler kıyar da öz canına
Bir damlacık leke sürmez şanına...
1940
Hüseyin Nihal Atsız
TEŞEKKÜR EDERİM ÜSTAD
kir, bedenin malı değildir
sadece misafiridir..
zaman gelir ağırlar, devran döner kovalar!
kir'li matemler geçer,
film şeridi gibi
ve ar'lı dualarla günah çıkarma zamanıdır..
kir'i ve ar'ı senin olsun ŞaiR,
sen bana SaRı ZeyBeK ver yeter..
atsız ata..
ruhun tanrı dağlarında uçuyor mu bilinmez..
ama benim ruhumda hala mısraların uçuyor..
'vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin..'
'gözlerle günah işlemenin zevkini tattım..'
'kahramanlık atılmak ve bir daha dönmemektir..'
daha hangilerini sayayım..
ruhumda dizelerin uçuyor atsız ata..
17 yaşımın ilk heyecanlarımın şairi..
kabrin ışıkla dolsun..
..
Geri Gelen Mektup
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
Hüseyin Nihal Atsız
Kara Ozan’la Çuçu karşılıklı Kür Şad’ı övüyorlardı.
Biri bir dört söylüyor, öteki başka bir dörtlükle buna cevap veriyordu:
Ötüken’de arslanlar var.
Kür Şad onlardan biridir.
Çok yiğitler vardır ama
Kür Şad erlerin eridir.
Kür Şad’ı doğuran ana,
Ne emzirmiş acap ona?
Erlik, ululuktan yana
Tanrı Kür Şad’dan geridir.
Acunda var nice çeri
Kimi üstün, kimi geri
Kür Şad adlı Gök Türk eri
Anadan doğma çeridir.
Kılıcı yıldırım çeler,
Attığı ok demir deler,
Ölüm gelse Kür Şad güler
On sekiz yıldan beridir.
Yiğitlikte en ileri,
Kalacak on bin yıl diri
Gök Türkler’in gönülleri
Şimdi Kür Şad’ın yeridir.
----------
Seninle büyüdük. Ötügen'de adımıza şiir yayınlandı. Ne Bozkurtların Ölümü'nü unutabildim, ne Bozkurtların Dirilişi'ni... Ne de Ruh Adam'dan geçmem mümkün.
Her şey iyi, her şey hoş da...
----------
Bu mısralar ve kimi başka sözlerini sana duyduğum muhabbet yüzünden her duyduğumda tevile çalışmakla geçti ömrüm. Keşke dün Rimbaud için duyduğum endişeyi senin için hiç duymayabilseydim. Türklük davası başım üstüne. Ama hepsi burada değil miydi? Umarım sormamışlardır 'Tanrı Kür Şad'dan geri miymiş? ' diye.
Sormamışlardır inşallah.
Sana da benden bolca hüsnüzan...
-------------------
Zaten önde gelen vasfın değildi şairlik, o kısmı çok da önemli değil. Ama ismi tarihe kazınmış bir şahsiyettir. Ya'dedilmesi hoş olmuş.
BÜYÜK ŞAİR, BÜYÜK FİKİR VE AKSİYON ADAMI MERHUM NİHAL ATSIZ'I (12 Ocak 1905 - 11 Aralık 1975) ARAMIZDAN AYRILIŞININ 34. YILDÖNÜMÜNDE UZUN YILLAR BOYUNCA DİLLERDEN DÜŞMEYEN BU GÜSEL ŞİİRİ VESİLESİYYLE RAHMETLE MİNNETLE ANIYORUM, RUHU ŞADOLSUN.
EDEBİYATIMIZDA VE SİYASİ TARİHİMİZDE UNUTULMAZ İZ BIRAKAN TÜRK MİLLETİNE GÖNÜLDEN SEVDALI BİR YÜREK OLAN MERHUM ATSIZ'I ÖLÜM YILDÖNÜMUNDE BİR KEZ DAHA MİNNETLE YADETMEMİZE VESİLE OLAN SEÇİCİ KURULA TEŞEKKÜRLER.
GERİ GELEN MEKTUP
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
Hüseyin Nihal Atsız
Biri bir zamanlar bana sarı zeybek diyordu bu şiirden esinlenerek. Güzel şiir Uçmağda rahat uyu Atsız bey.
Bu şiir ile ilgili 30 tane yorum bulunmakta