İyi insan olduğunu sanıyordum;
iyiliğin,
kimse görmediğinde de insanın içinde aynı sessizlikle büyüdüğünü,
bir elin uzandığında karşılığını beklemeyeceğini,
iyiliğin alkışla değil,
unutulmuş bir yerde bıraktığın iz ile ölçüldüğünü sanıyordum.
Bir insanın gözlerine baktığında
orada kendi yüzünden başka şeyler de görebileceğini sanıyordum;
bir başkasının acısının,
hiç yaşamamış olsan bile
içinde bir yere dokunabileceğini,
insanın insana biraz da kendini hatırlatmak için rastladığını sanıyordum.
Güçlü olanın haklı olduğunu sandık yıllarca,
çok konuşanın çok bildiğini,
kalabalıkların peşinden gidenin mutlaka doğru bir yere vardığını,
oysa belki de en büyük cesaretin
herkes yürürken bir an durup
“Ben nereye gidiyorum?” diye sorabilmek olduğunu düşünemedik.
Dostluğu,
ihtiyaç duyduğumuzda kapımızı çalanların adı sandık;
oysa insanın gerçek dostluğu,
senin hiçbir işine yaramadığın günlerde de
sana aynı yerden bakabilmek değil miydi?
Belki de biz dost aramadık hiçbir zaman,
kendimize iyi gelen şahitler aradık.
Merhameti, başkasının acısına üzülmek sandık;
birkaç cümle kurduk,
içimizi rahatlattık,
sonra kendi hayatımıza dönüp gittik.
Oysa merhamet belki de
bir insanın acısını gördükten sonra
eski insan olarak kalamamaktı.
Adaleti herkes kendinden yana sandı;
haklı olduğumuzda adaletten,
haksız olduğumuzda şartlardan söz ettik.
Belki de adalet,
insanın kendi aleyhine bile olsa
doğru olanın yanında durabilmesiydi.
Peki kaçımız kendimize karşı adil olduk?
Sevgiyi sahip olmak sandık;
yanımızda kalanı sevdik,
bize benzeyeni anladık,
bizden gideni nankör ilan ettik.
Belki sevgi, bir insanı kendimize benzetmek değil,
bizden başka türlü yaşamasına rağmen
ona olduğu yerde incitmeden bakabilmekti.
İnsanları yüzlerine bakarak tanıdığımızı sandık;
gülüşlerini karakter, sessizliklerini kibir,
başarılarını değer, düşüşlerini suç saydık.
Kim bilir kaç insanın hayatına
birkaç dakikalık görüntüyle hüküm verdik
ve sonra kendimize “insan sarrafıyım” dedik.
Zenginliği sahip olduklarımız sandık,
evleri büyüttük, sofraları büyüttük,
ama içimizdeki boşluğu bir türlü dolduramadık.
Belki de insanın zenginliği
kimsenin bilmediği bir iyiliği hatırlayabilmesiydi;
biz ise saymayı bildik,
neyin değerli olduğunu sormayı unuttuk.
Başarıyı varmak sandık;
bir yere geldikçe kendimizi daha yukarıda,
birini geçtikçe kendimizi daha ileride gördük.
Sonra bir gün dönüp baktık ki
bütün ömrümüz bir yerlere yetişmekle geçmiş,
ama kendimize hiç yetişememişiz.
Özgürlüğü istediğimizi yapmak sandık;
oysa bazen insanın en büyük esareti
kendi istediğinin peşinden hiç düşünmeden gitmesidir.
Belki özgürlük, her kapıyı açabilmek değil,
açık duran bazı kapılardan
neden girmediğini bilebilmektir.
Ve kendimizi tanıdığımızı sandık;
neyi sevdiğimizi, neden kızdığımızı,
neden sustuğumuzu, neden gittiğimizi bildiğimizi sandık.
Oysa insanın kendisine sorduğu bazı sorular vardır,
cevabını yıllarca ertelediği için
kendisini cevap sanır.
Şimdi düşünüyorum da,
belki hayat boyunca yanıldığımız şeyler
başkalarının bize söylediği yalanlar değildi;
biz, görmek istediğimiz tarafı gerçeğin kendisi sandık.
Bir tebessümü sevgi, bir susuşu asalet,
bir kalabalığı doğruluk, bir yalnızlığı yenilgi sandık.
Belki de insanın en büyük yanılgısı budur:
Dünyayı olduğu gibi görmek yerine
olmasını istediği hâliyle anlamaya çalışmak.
Ve sonra hayat, bir gün sessizce önümüze oturup
Baska hiçbir şey söylemeden sorar bize:
“Bunca yıl neyi yaşadın,
neyi sandın?”
Kayıt Tarihi : 9.08.2026 23:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!