Arzuhalim Şiiri - Merih Koçali

Merih Koçali
93

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Arzuhalim


Bismillâhirrahmânirrahîm
Ey Rabb-i Rahîm,
ey Mâlikü'l-mülk,
ey arzın ve semânın,
görünenin ve görünmeyenin
yegâne sahibi…
Bu abd-i âciz,
bu fakr u ihtiyacı nihayetsiz kulun,
dergâh-ı ulûhiyetine
hâlini arz etmeye geldi.

Ne ilmimle geldim huzuruna,
ne amelimle,
ne de kendime güvenebileceğim
bir hünerimle…
Ellerimde un,
alnımda günün yorgunluğu,
üstümde yılların yükü,
kalbimde ise
kimselere açamadığım
nice hicran ile geldim.
Ben bir aşçı kulunum Rabbim…
Nice hamur yoğurdum,
nice ateş yaktım,
nice sofralara
bereket yetiştirmeye çalıştım.
Başımda un,
ellerimde hamur,
gözlerimin önünde
fırının kızıl ateşi…
Sabahı beklemeden kalktığım,
geceyi tamamlamadan uyuduğum
nice vakitler geçti.
Bir lokmanın
kaç kişinin yüzünü güldürdüğünü gördüm.
Lakin
kendi gönlümün hangi lokmaya muhtaç olduğunu
kimseye söyleyemedim.
Rabbim,
Ben sofralar kurdum,
fakat gönlüme
bir sofra kuramadım.
Nice insanın karnı doydu,
benim içimdeki boşluk
doymadı.
Bir sıcak ekmek
fırından çıktığında
mis gibi kokar ya…
Ben de
hayatımın bir yerinden
böyle bir sıcaklık çıkacak sandım.
Çıkmadı.
Sonra anladım:
Her sıcaklık
ateşten çıkmazmış.
Kimi sıcaklık
bir gönülden gelirmiş.
Kimi ekmek
bedeni doyururmuş;
kimi söz
ruhu…
Ben de
bir güzel söze,
bir gönül yakınlığına,
bir “Nasılsın?”a
muhtaç kaldım Rabbim.
Bunu da
şikâyet sayma.
Ben arz-ı hâl ediyorum.
Zira kulun
hâlini Sultanına arz etmesi
şikâyet değil,
niyazdır.
Ey Ganiyy-i Mutlak,
Ben fakrımı bilmeden
zenginlik tasladığım günler için
istiğfar ederim.
Kudretin karşısında
kendi gücüme güvendiğim için
istiğfar ederim.
Kapı kapı dolaşıp
çare aradığım,
asıl kapının
Senin kapın olduğunu
unuttuğum için
istiğfar ederim.
Nice kez
“Ben hallederim” dedim.
Meğer
benim halledebildiğim
yalnızca elimden gelenmiş.
Gerisi
hep Senin takdirinmiş.
Ey Kâdir-i Mutlak,
Bana verdiğin ellerle
hamur yoğurdum.
Bana verdiğin akılla
yol aradım.
Bana verdiğin yürekle
sevdim.
Bana verdiğin merhametle
insanlara yetişmeye çalıştım.
Fakat
kendi gönlüme gelince
aciz kaldım.
Kendi yarama
merhem olamadım.
Kendi gecemi
aydınlatamadım.
İşte şimdi
acziyetimi de
fakrımı da
Sana arz ediyorum.
Beni bana bırakma Rabbim.
Zira nefsime bıraktığın gün
kendimi dahi
kaybediyorum.
Ey Settâr,
Bende öyle kusurlar vardır ki
insanlara anlatsam
beni eksik bilirler.
Sen zaten biliyorsun.
Bende öyle pişmanlıklar vardır ki
dile getirsem
kelimeler yetmez.
Sen zaten işitiyorsun.
Bende öyle geceler vardır ki
sabah olduğunda
kimse anlamaz.
Sen o gecelerin
şahidisin.
Ben gülerken
içimde ne ağladığını,
susarken
hangi kelimeyi yuttuğumu,
kalabalıkta
hangi yalnızlığı taşıdığımı
Sen bilirsin.
Bunun için
insanlara değil,
Sana açıyorum
gönlümün kapısını.
Ey Müsebbibü'l-Esbâb,
Benden aldıkların için
Sana hesap sormam.
Veren Sensin,
alan Sensin.
Benim vazifem
hükmetmek değil,
hükmüne razı olmayı
öğrenmektir.
Lakin kulum ya Rabbim…
Bazen
razı olduğumu söylerken
gözümden yaş gelir.
Bazen
“Hamden lillâh” derken
içim burkulur.
Bazen
“Senden gelen başım gözüm üstüne” derim de
gönlümün bir köşesinde
sessiz bir sızı kalır.
Sen o sızıyı da bilirsin.
Benim nazım da
Sana,
niyazım da…
Benim sitemim de
Sana,
teslimiyetim de…
Yeter ki
beni Senden uzaklaştırmasın.
Ey Rahmân,
Bana çok şey verme.
Verdiğini taşıyacak
bir gönül ver.
Bana çok kapı açma.
Açtığın kapının
kıymetini bilecek
bir basiret ver.
Bana çok insan verme.
Yanımda olanın
kadrini bilecek
bir vefa ver.
Bana uzun ömür verme.
Verdiğin ömrü
boşa geçirmeyecek
bir istikamet ver.
Bana servet verme.
Kalbimi servetin
esiri etmeyecek
bir kanaat ver.
Ve Rabbim…
Bana dünya nimetlerinden
bir şey nasip edeceksen
onun içinde
Senden bir pay olsun.
Bir ekmek veriyorsan
şükür ver.
Bir dost veriyorsan
vefa ver.
Bir sevgi veriyorsan
emanet bilinci ver.
Bir ayrılık veriyorsan
sabır ver.
Bir yara veriyorsan
hikmet ver.
Bir yalnızlık veriyorsan
ünsiyetini ver.
Ey Vâhid-i Ehad,
Ömrüm boyunca
nice şeylerin peşinden gittim.
Kimi elimde kaldı,
kimi avucumdan kaydı.
Kimi geldi
sonra gitti.
Kimi kaldı
ama uzak kaldı.
Kimi yakındı
ama gönlüme değmedi.
Sonunda anladım:
Kulun elinde
ne varsa emanettir.
Emanet sahibinin
bir gün gelip
emaneti alması
ayıp değildir.
Ayıp olan,
emaneti
kendi malı sanmaktır.
Ben de
çok şeyi kendimin sandım Rabbim.
Affet.
Ey Habîb-i kalplerin Rabbi,
Beni insanların gözünde
büyütme.
Senin katında
küçük ama makbul
bir kul eyle.
Benim adımı
dünyada duyurmakla
meşgul etme.
Sen beni bil yeter.
İnsanlar beni
anlamasa da olur.
Yeter ki
Sen hâlimi bil.
İnsanlar beni
hatırlamasa da olur.
Yeter ki
Sen beni
rahmetinden çıkarma.
Ve bir gün
başımda un kalmasa,
ellerimde hamur tutulmasa,
fırının ateşine
gözlerim bakamasa,
sesim duaya
yetmese…
Benim yerime
kalbim konuşsun.
Kalbim de susarsa,
Sen benim
suskunluğumu duy.
Çünkü ben
bu dünyaya
çok söz söyledim.
Şimdi
Sana söyleyecek
tek sözüm kaldı:
Ey Rabbim…
Bunca yıl
ekmek peşinde koştum.
Meğer aradığım
ekmekten öteymiş.
Bunca yıl
sofralar kurdum.
Meğer asıl aradığım
huzurmuş.
Bunca yıl
insanlara yetiştim.
Meğer asıl yetişmem gereken
Senin dergâhınmış.
Şimdi geldim.
Ne servetimle,
ne şöhretimle,
ne amelimle…
Aczimle geldim.
Fakrimle geldim.
Hicranımla geldim.
Niyazımla geldim.
Ve bilirim ki
kulun Sultanına
getirebileceği en sahici şey
kendisidir.
Ben de
kendimle geldim Rabbim.
Beni olduğum gibi kabul et
demeye yüzüm yok.
Ama beni
olmam gereken hâle
Sen getir.
Günahımı affet.
Kusurumu ört.
Kalbimi temizle.
Nefsimi terbiye et.
Ayağımı
istikametten ayırma.
Ve ömrümün son deminde
beni yine
ateşlerin başında bırakma.
Bir gün
fırının ateşinden
daha sıcak bir yere,
dünyanın bütün sofralarından
daha güzel bir huzura,
bütün ayrılıkların
sona erdiği bir vuslata
çağır beni.
O gün
ellerimde un olmasın,
alnımda ter olmasın,
gönlümde hicran olmasın.
Yalnızca
Sen ol.
Ben olayım.
Ve yıllardır
aradığım o sükûnet…
Senin rızan olsun.
Arzuhalim budur,
hüküm Senindir.

Merih Koçali
Kayıt Tarihi : 26.09.2026 18:43:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!