Rüzgârın kanadna takildım,
Sabah henüz kendi adını söylemeden,
Çiy taneleri otların ucunda,
küçük birer secde misalinde...
.
Bir kuş geçti üzerimden,
kanadında göğün görünmeyen mührü.
Bir serçe kondu dalına,
Dünya yeniden sessizleşti ve fısıdadı zerreme;
Gör beni...
Arının peşine düştüm.
Ne saray gördüm ardında,
ne taht,
ne ordu,
ne de insanın kendine yakıştırdığı o büyük sözleri…
Bir arıydı yalnızca.
Kanadı küçüktü,
ömrü küçüktü,
bedeni küçüktü.
Zar inceliginde o büyük sırrı nasıl da saklıyordu!
Bir çiçeğe kondu.
Sarıya dokundu,
morun içine eğildi,
beyazın kalbine başını uzattı.
Çiçekten çiçeğe dolaşıyor,
Her birinden ayrı bir ayeti topluyordu.
İdrak kapımı çalıyor
İnsan topraktan geldi;
bir avuç çamurdan başlayan bu uzun hikâyedegöğe bakmayı öğrendi.
Bir damla sudan geçti,
Cisme büründü,
annesi icinde kimsenin görmediği bir sır gibi büyüdü.
Ve insan hâlâ“Ben” diyordu.
Arı“Ben” demeden bal yapıyordu.
Bir petek gördüm sonra.
Mimarların ilhamı Altıgenler…
Ne cetvel vardı yanında,
ne pergel, ne mühendis başında,
ne hesap makinesi.
Her hücre ötekine yaslanmış,
hiçbir boşluk israf edilmemiş,
hiçbir köşe yetim bırakılmamış.
Görünmeyen bir el, geometriyi arının kanadına yazmış....
Matematiği kitaplarda aradık yıllarca;
Peteğin içinde sessizce dua ediyormuş.
Arı bal yaptı.
Çiçekten aldı kokuyu,
topraktan gelen özün güneşle buluşmuş hâlini aldı,
kendi küçücük bedeninden geçirdi
ve bozulmadan kalacak bir nimet bıraktı.
Bir lokma balda, kaç baharın gizlidir?
Kaç çiçek,
kaç güneş,
kaç sabah,
kaç görünmeyen emir?
Arının kanadına“uç” diyen kim?
Çiçeğin içine“özünü sakla” diyen?
Peteğin mimarisini şaşmaz ölçüyle kurduran?
Göğü direksiz yükselten,
geceyi gündüzün üzerine örten,
sonra sabahı, karanlığın içinden çıkaran Kudret…
Aynı Kudret değil mi
Küçücük arının kanadında titreşen?
Ben başımı kaldırdım.
Gök büyüktü.
Dağlar büyüktü.
Ovalar sonsuz.
Zerreden kureye bir nida;
“Büyüklüğü büyükte arama.”
Bir karınca geçti önümden.
Kendi ağırlığından ağırbir yük taşıyordu.
Bir kelebek kondu çiçeğe,
kanadındaki renkleri
hangi ressam karıştırmıştı?
Uzakta bir kuzu annesini buldu.
Bir ağaç meyvesini sessizce taşıdı.
Toprak ölmüş sandığın tohumu yeniden ayağa kaldırdı.
İdrak zorladı bendimi yine
Mucize gökyüzünün yarılması değil.
Arının çiçeğe konmasıdır.
Tohumun toprağı yarması.
Kuşun sabahı uyandırması.
İnsanın bütün bunlara bakıp “Rabbim…” diyebilmesidir.
Güneş vedaya hazır.
Arı, son çiçeğine kondu.
Kanatlarında günün yorgunluğu,
bedeninde çiçeklerin emaneti.
peteğine dogru döndü.
Ben arkasından baktım.
O küçücük beden benden önce anlamıştı belli:
Kendine ait sandığın, hiçbir şey sana ait değil.
Bal, arının değil.
Çiçek, arının değil.
Kanat, arının değil.
Uçuş, arının değil.
Ve hayat…
Hiçbirimizin değil....
Güneş kondurdu ovaya veda busesini üzerinden çekildi.
Gece,
A‘râf’ın işaret ettiği o büyük nizamla, gündüzün tahtına kuruldu.
Ben sustum.
Söylenecek söz aciz, dokulecek kelam mecalsiz
Arı uçuyordu karanlığın içinde.
Ben arının kanadinda Yaradan’ı arıyordum.
Ve içimden çoşkun Dicle gibi bir serinlik geçti:
Ey Rabbim…
Sen çamurdan insan,
çiçekten koku,
tohumdan orman,
damladan deniz,
karanlıktan gece,
geceden sabah yaratıyorsun.
Arıya çiçekten bal yaptırıyorsun.
Bana bir arıya bakıp, seni hatırlayacak kalp veriyorsun.
Mucizeye ne hacet:
Kâinatı yaratıyorsun,
Bir arının kanadında sana secde ediyorum
Ömer Albayrak Hayat Mr
Kayıt Tarihi : 16.08.2026 20:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!