Uzun yol insanıyım
Doğduğumdan beri yollardayım
Yüreğimle kayıplardayım
Aşk denilen sert bir kabuktayım
Kıramadım
Tutsak yaşamaktayım
Var mı sende yürek
Sevip saracak
Hiç yormayacak
Laf değil aşk anlatacak
Suyu şarap edecek
Şarabı ilaç belletecek
İçimden kıyıldı
Fakat açlıktan değil
Yokluğu yaraladı
Kanamak, sızlamak kafi değil
Anlatmaya bu amansız vebayı
Vicdansız adam
Günlerdir kanıyor yaram
Su nedir unuttum
Geceler boyu içki müptelasına döndüm
Gündüz acı acı kahveler döktüm
Elimden şiir kitabı düşmez oldu
Yabancı!
Tereddüt etme,
Ya sımsıkı sar parmaklarımı,
Gün doğsun
Ya da dokunma!
Dokunma ki;
Merdivenlerden inerken cebimden bir tomar kağıt düştü. Ev sahibi benden önce alıp okudu. Gözünde iki damla inci parıldadı apartman boşluğunda, betonun soğuk karanlığında deniz feneri gibi yol gösterdi ruhuma.
Sordu: "Oğlum böyle yaz yaz nereye kadar? Niçin kendini yoğurup kağıt edersin, göz yaşını mürekkep diye döküp tüketirsin?
Cevapladım: O gelene kadar teyze.
Yine mi yalancı bahar
Tipiye mi durdu bulutlar
Kurudu dallarda tomurcuklar
Sararıp ölüyorlar
En taze yapraklar
Serçeler hayal kırıklığı yaşar
İsmim gizli kalsın isterim
Yüzüm bilinmesin derim
Ben bir şairim
Yalnızca bu bilinsin isterim
Yalnızlık içinde kaldı parmaklarım
Yazmaktan kesildiler nicedir
Acınası haldeyim
Şefkat gösterenim yok
Yitti merhem olanım
Çatlamış dudağım nicedir
Yalnızlık ile sohbet ediyoruz
Güzelliğine şiirler diziyoruz
Görkemine anıtlar dikiyoruz
Oturduk gülüşünü özlüyoruz
Eskilere hasret çekiyoruz
Günlere hüzün döküyoruz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!