Çağımızın en büyük hastalıklarından biri de insanların her şeyi çok bilmesidir... Daha doğru bir ifade ile, Her şeyi bildiğini zannetmesidir...Oysaki İnsan, bildiklerinden..Geleneksel ve ananevi öğretilerinden.. şartlanmalarından arınmadan,asla ve asla hakikati anlayamaz.. gerçek doğruya ulaşamaz... Hal böyle olunca önüne çıkan her olayı ya siyah ya beyaz..ya iyi ya kötü..Ya renkli ya renksiz..Ya doğru ya yanlış olarak algılar..Oysaki doğada sonsuz renk vardır... Ve sonsuz hakikat vardır... Hayırın şerri... Şerrin hayrı vardır.. insanlar şartlanmalarından kultulup, kabuklarını kırarak kainata bakmadıkları için konuları sahip oldukları veri tabanından değerlendirdikleri için her şeyi bildiklerini zannederler..Bu yüzdende herkesin doğrusu, kendisine göre en doğrudur...
Oysaki, gerçek bilgiye ve hakikate ulaşmak için, kişinin kendi benliğinden kurtulup.. negatif (-) "La" hale gelmesi gerekir.... Çünkü hakikat pozitiftir...Ve, iki pozitif (+) kutup arasında elektrik akımı gerçekleşmez... ve devre tamamlanıp ampul yanmaz... Bu yüzdende devrenin çalışabilmesi için akımın gerçekleşebilmesi için mutlaka iki taraftan birinin negatif...diğerinin pozitif olması şarttır...İnsan ilim almak..hakikatle donanmak..Mutlak doğruyu öğrenmek..Ve ilmin beynine akmasını..Bunun içinde, hakikat ile arasında bir akım oluşmasını istiyorsa, ilim pozitif olduğuna göre..kendisi negatif (hiç) olmak zorundadır...Beynindeki tüm şartlanmalarını yıkamak.. Tuttuğu takımı..tuttuğu partiyi..savunduğu ideolojiyi..En sevdiği yemeği...En çok yaptığı aktiviteyi..putlaştirdığı kişileri..gelenekselleştirilmiş dini ritüelleri (bidatları)..hepsini nötürlemek...Beynini ve kendini "hiçbir şey bilmiyorum" cümlesine inandırmak zorundadır...Çünkü "ben" diyen.."ben herşeyi bilirim" diyen..."Benim doğrum en doğru" "benim gittiğim yol, en doğru yol" diyen yanılır.. iki pozitif varlıkta da devre tamamlanıp ampul yanmaz...Böylece veri akışı gerçekleşmez.. Çünkü "ben her şeyi biliyorum" diyen insan, su dolu bardağa benzer....Daha sonra ilave edeceğiniz su ne kadar kaliteli olursa olsun... Ne kadar doğadan olursa olsun... bardak dolu olduğu için O bardak o suyu almaz...
Bugün de; yarına erteledik yine her şeyi…
“HAYALLERİ”
“DÜŞLERİ” ve
“ÖZLEMLERİ”
Hayat çok kısa...
Daha çok iz düşümü bırakmalıyız dünyaya..
Daha çok ağaç dikmeliyiz mesela...
Daha çok hayvan beslemeli...
Daha çok insan sevmeliyiz..
Şeker taşımalıyız mesela cebimizde...
Bana çiçek açmayan hiç bir hayatın toprağı olmayacağım...!
İnsan imtihan denizine düşmüş...
Ne ıslanmış, nede uslanmış.
Ey, yoluna dua'lar,
"Hayatım rutin devam ediyor.. hep aynı şeyleri yapıyorum.. hep aynı sorunlarla uğraşıyorum" diye şikayet edenleri duyuyorum...
Yapmayın... Bunun Türkçesi şudur...;
"Rabbim.. bana verdiğin bu hayattan ve bu imtihandan... Sürekli aynı şeyleri yaşamaktan sıkıldım... Bana yeni bir imtihan gönder"...
Olur da duanız Eşref saatine denk gelir.. Allah duanızı kabul eder ve rutininizin içine bir hastane, bir postane, bir güvenlik, bir namus işi sokar da,,,öyle bir bozar ki rutininizi, bugünü arar hale gelirsiniz..Yapmayın...
Konuştuklarınız cisimlenip, kader olarak karşınıza çıkıyor...yapmayın...
Şaka dahi olsa, ağzınızdan çıkan her kelamın nasıl kadere dönüştüğünü bilseydiniz, çok düşünür...az konuşurdunuz... Konuşmamak için dilinizi ısırırdınız....
Hayırlı bayramlar, dünyanın bütün babalarına ve annelerine..
Hayırlı bayramlar, bebeklerine, çocuklarına gençlerine..
Hayırlı bayramlar,
Köylüye, şehirliye..
Hayırlı bayramlar, ümmetin yüz akı Gazzeye..
Hayırlı bayramlar, şifacıya, hekime...
Hazreti Rabia iki elini yumruk yapmış bir halde koşturarak evine doğru ilerliyordu... Hasan Basri Hazretleri onu bu halde görünce;
-"Ey ahiret kadını..! Neden iki elini yumruk yaptın... Ellerinin içinde ne var" diye sordu...
Hazreti Rabia validemiz;
-"Çarşıda ipliğimi iki dirheme sattım da efendi... İki elimde birer dirhem var... O yüzden ellerim bu şekilde" diye cevap verdi.. Bu cevap Hasan Basri hazretlerini gülümsetti... Gayri ihtiyari bir şekilde;
-"Neden iki dirhemi bir avucunun içine almazsın da, iki elini bu şekilde meşgul edersin... Bir elinde iki dirhemi tutsan... Diğer eline de tesbih alıp Allah'ı zikretsen olmaz mı" deyi verdi...
Hz Rabia validemizden gelen cevap muazzam;
Düşündüklerinizi ve planladıklarınızı yaşamaya gayret ederseniz, geleceğinizin efendisi olursunuz...
Yoook...Yaşadıklarınızı düşünmeye devam edip...geçmişe takılı kalırsanızda, geçmişinizin kölesi olursunuz..geçnişimizde ne varsa..kim varsa affedin...Affetmediğiniz herşey ve herkes ile bir enerji bağınız oluşur..Siz affedip, arkanıza değilde önünüze bakmaya karar verdiğiniz an , o bağ kopar..Aksi taktirde, Affetmediğiniz insanlar ve affetmediğiniz kişiler, bu negatif bağ üzerinden sürekli olarak Sizdeki pozitif enerjiyi yutar...Affedin..Helal edin...ozgurleşin..
Güneşin halleri heryerde aynıdır..
Yağmur dünyanın her yerine aynı dilde yağar...
Toprağın görevi döşek olmaktır...
Yağmurun görevi sulamak..
Güneşin görevi ısıtmak..
Yıldızın görevi ışıtmaktır...
Bizler hepimiz yalancıyız.. meclisler dolusu yalancıyız.. binalar dolusu yalancıyız...Haneler dolusu yalancıyız...Gökdelenler dolusu yalancıyız..Camiler dolusu yalancıyız...
"Fatiha'yı her okuduğumuzda, iyya kena' büdü ve iyya kenestain" diyoruz.. "yalnız sana kulluk eder yalnız senden yardım bekleriz" diyerek, küçücük beynimizle Allah'ı kandırmaya kalkıyoruz..
Ama kimimiz makama, kimimiz mekana, kimimiz paraya pula servet'e, kimimiz kadına, kimimiz erkeğe, kimimiz kendimize, kimimiz karımıza kocamıza çoluğumuza çocuğumuza tapıyoruz... Nefsimiz öyle sinsi bir yılan ki, bizi Allah'a taptığımıza inandırıyor... Ama Allah'tan başka her şeye taptırıyor... Fakat ne yazık ki çok azımız bunun farkındayız...
Hatırlayın bir seferinde Hz Ömer mescide girmiştide, bir sahabenin;
"Allah'ım beni azlardan eyle" diye dua ettiğine şahitlik etmişti.. hayretler içerisinde Sahabiye niçin böyle dua ettiğini sormuştu... Sahabi de;
"Ya müminlerin emir'i... Ben kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde,gerçekten iman edenlerden bahsederken;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!