İnsan gönlü sırr-ı müphemdir;
insanla oynamaya gelmez...
Yolcuyu yolundan etmemek lazım ..
Varacağı sen ,
Duracağı sen ,
İnsanlar Rüyadadır
Metaverse denilen sanal alemden ev ve arsa satın almayı.. sanal alemde yatırım yapmayı saçma bulanlar, dünya denilen rüya aleminde çatır çatır ev ve arsa satın alıyorlar..ellerinde ne kadar maddi varlıkları varsa, üç beş metre toprağa yatırıyorlar... Hayatları boyunca biriktiriyorlar... Yemeden vede yedirmeden ölüp gidiyorlar..
Giderkende üzerlerinde sadece on metre çabutla gidiyorlar...O da nasip olursa...
Oysa ki ne demişti Efendimiz;
"İnsanlar rüyadır... Ölünce uyanırlar"..
İnsanlar sevgiyi ve mutluluğu hep uzaklarda ararlar...Dua ederken bile gökyüzüne bakarlar..Çünkü herkesin kafasındaki Allah, yüksektedir...uzaktadır.. en uzak ve en yüksek yerin, gökyüzü olduğunu düşündükleri içinde, Allahı gökyüzüne sıkıştırmak insanlar için daha mantıklı geliyor... Bu yüzden dua ederken gökyüzüne el açarlar...Oysaki yaratılmış olan herşey atomdan yaratılmıştır..Allah tüm yaratılmış mahlukatın her hücresinde gizlidir.. O sizinle bakar sizinle görür... Sizinle duyar sizinle işitir..Sizinle hüzünlenir sizinle sevinir... Sizinle dokunur sizinle hisseder...Kısacası Allah sizinledir .. ama insanlar mutluluğu ve huzuru uzakta aramaya alıştıkları için hiç yakındakine ve kendilerine dönüp bakmazlar.. Bu yüzden aşk deyince, sevilmeye en layık olan Allah'ı es geçerler..Aslını bırakıp, gölgeleri severler..Onları takip ederler... kendilerini onlara adarlar... onlar için yaşar, onlar için ölürler...Ne demiş Muhyiddini Arabi hazretleri;
"SEN'den uzaklığım çok yakın olmandandır... SEN benim gözlerimsin,
ondan SENİ göremiyorum.."
Velhasılı kelam... Herkes kafasını çevirsin ve kendisine baksın...Sevilmeye ve aşık olunmaya en layık olan içindeki ruh psrçacığının sahibidir...İçindeki ruhla tanış...onu sev...Bak bakalım mutluluk sana kaç milim uzaktaymış... O zaman diyeceksin ki;
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam..
memleket gibi esir ve yoksuldur odam...
Bir bahar daha geçti ömrümüzden..
Tutamadan bir gelinciği narin boynundan..
Basmadan ayaklarımız yere ..
Ve sönsün ışıkları tüm yıldızların..
Ay kararsın azıcık, leylam uyusun..
Kessin artık sesini cırcır böceği..
Sivri sinek tutsun nefesini, Leylam uyusun..
Belki bende düşerim,bir gün düşüne..
İstanbul emanetullahtır..Allah İstanbul'u sevdiğine değil, hakedene emanet eder..Bırakın zahirden görüneni..Bâtına bakın...İstanbul'un fethinin altında yatan bâtini sebep, hakediştir...Rumlar azgınlıkta, fitnede, adaletsizlikte zirveyi görünce, Allah emanetini onlardan alıp, biz müslümanlara vermiştir..Bizde azgınlıkta, adaletsizlikte,Fitnede, huzursuzlukta, şükürsüzlükte,şeriatsizlikte zirveyi görürsek, bizden alıp,bizden daha fazla hakedene teslim eder..Bu yüzden tüm oyunlar bu coğrafya üzerine oynanıyor...Bu yüzden tüm planlar Türkiye üzerine yapılıyor..
Eğerki evliyalar ve peygamberler şehri İstanbul çiğnenirse, yukarıda saydığımız günahların işlenmesi için, karınca misali çalışan herkes vebal altına girer..Akıllı olun...Kendinize gelin ..Dağılmayın, toplanın..Ayrışmayın birleşin..Kini öfkeyi garezi bir kenara bırakın.. Allah'ın ipine sımsıkı tutunun..
Aksi takdirde hem aklınızı hem topraklarınızı alırlar..Haberiniz olmaz...
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'a girişini hatırlayın... Sultan Mehmet İstanbul'a girdikten sonra, genel af çıkartmış, tüm tutukluları serbest bırakmıştı... Fakat iki papaz zindandan çıkmak istememişti...
Evet...bu papazlar, eski Bizans İmparatoru'nu, adaletsizlikleri ve halka yapılan zulümler konusunda uyarmış, bu adaletsizlik devam ederse devletin yıkılacağını söyledikleri için hapsedilmişlerdi... Sultan Mehmet'in affından sonra bahsi geçen bu iki papaz,
"Böyle adaletsiz bir dünyada yaşamak yerine, zindanda kalmak daha iyidir" diyerek özgür kalmayı reddetmişti... Durumu öğrenen Fatih, papazları huzuruna çağırarak onlara: "İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimizi gezin.. Müslüman halkın ve kadıların davalarını dinleyin... Eğer bizde de aynı adaletsizliği görürseniz gelip bana bildirin ve istediğiniz gibi zindana dönün..." demiş, Osmanlı ülkesini gezen ve adaleti bizzat gözlemleyen papazlar, gördükleri hakkaniyet karşısında durumdan hoşnut olmuş ve zindandan çıkmayı kabul etmişti.. fakat Sultan mehmet'e de;
İstanbul Çift kıblesi olan bir şehirdir...
Yönünüzü Kıbleye döndüğünüzde aynı anda kıblegahınız hem
Mescidi Aksa olur..Hemde kabei muazzama olur...İşte 3 Muazzam şehrin kaderlerini birleştiren en büyük püf nokta budur...
Ayrıca bu üç kadim şehir aynı ley hattı üzerindedir..
Ley hatları dünyayı çepe çevre saran manyetik alan çizgileridir...manyetik alan noktalarını birbirine bağlayan hatlardır...ve tarihteki insanlar sanki sözleşmiş gibi bütün eski kutsal yapıları,mabedleri ,tapınakları hep bu hatlar üzerine inşa etmişlerdir... ley hatları ve mimari birbiri ile uyumlu halde kullanıldığında bir yıldız kapısı oluşturmaktadır... Bu kapı farklı boyutlara geçilmesine izin vermektedir...
İyi olmak kolaydır..Sui Zan-etmezsin..plan yapmazsın..kafanda kurmazsın..
Değiştirmeye çalışmazsın...Herkesi ve herşeyi olduğu gibi kabul edersin...
İncitmezsin acıtmazsın... paylaşırsın..biriktirmezsin..üst üste yığmazsın...
Yargılamazsın..Arkasından konuşmazsın..
Değer verirsin..korursun..kollarsın...
Ama ilahlaştırmazsında..
İzin ver,bir nefes alımlık seni göreyim..
Saçlarından kaderime kafes öreyim..
Gece gündüz gözlerine ağlar salayım..
İzin ver,nefesinde nefes alayım..
İzin ver, cemre olup sana düşeyim..
İzin ver toprağına tohum saçayım..
Kaba demir, kızgın ateşe sokulmadan şekillendirilemez..Hamur ateş görmeyince ekmek olup, yenilecek hale gelemez...Çivi, tepesine defalarca darbe yemeyince görevini yerine getirmiş olmaz ..Davul, tokmak yemedikçe ses veremez...Cam, ateşte yanmayınca şekil alamaz..Bez, makas görmeyince,iğne yemeyince entari olamaz..Hızar görmeyen ağaç, mobilya olamaz.. Velhaslı kelam;
Her nesnenin..Canlı cansız her varlığın bir "çile yolu " vardır..Çünkü her varlık, seyri sülükünü tamamlamak, ve Allaha varmak için yaratılmıştır..Çünkü dönüş onadır...Kişiler, çile yolu denince;, medreselerde bir şeyhe intisab eden dervişlerin, kırk gün boyunca yemeyip içmeyip uyumayıp, kendilerini Allaha adamalarını anımsarlar... Bu bilgi nispeten doğrudur ama tam olarak doğru değildir... Çünkü herkesin medreseye gitme gibi bir durumu söz konusu olamaz..İşte bu yüzden, Allahu teala kullarını, kendi yaşam alanlarında çile yoluna sokar...Kişi, "dert çekiyorum" zanneder...Fakat yaşadığı şey,çile yolunda ilerlemektir...Ne zamanki kişi, bu yolu tamamlar ve geri döner... O saatten sonra kişi ikinci bir hayata başlar...
Unutmayalımki;
Çektiğimiz çileler, ruhu sultaninin, beden ülkesinde hâkimiyetini sağlamak için Allahu tealanın yolumuz üzerine kurduğu düzeneklerdir...pişmemiz için yaktığı ateşlerdir...şekil almamız için başımıza sertçe vurmalarıdır...şikayet etmeyelim....Zevk içinde pişmeye bakalım...Bilelimki; muhakkak ateş gördükten sonra suyuda göreceğiz..akabinde yeni şeklimizi alacağız...Dünya bir medresedir..Kaderimiz ve kaderimizi geçirdiğimiz yer,bizim çilehanemizdir...çektiğimiz dertlerimiz ise çile yolumuzdur..
Derdimizi sevelimki, derdin sahibide bizi sevsin...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!