Sen aynada gördüğün değilsin..Islah edilmek için, beden hapishanesine atılmış...beden hapishanesinin içinde azad edilmeyi bekleyen..Bunun içinde ömrünün bitmesi için gün sayan ruhsun..Ve yeryüzüne, beden hapishanesinde ıslah edilip, tertemiz bir şekilde geri dönmek için gönderildin...Ölüm günün, senin hapis cezanın biteceği gün...O güne kadar ıslah olmak veya olmamak senin elinde..Bedende hapissin..Ama Islah olup olmama hususunda özgürsün...Bu esnada hapis edildiğin hapishanenin ne kadar güzel olup olmaması da mühim değil...Nihayetinde hapistesin..Bedeni şartlarının ne kadar refah içinde olup olmamasıda mühim değil...şsrtların ne kadar iyi olursa olsun hapistesin..Bu yüzden bolluk içinde dahi ruhun daralıyor.. Sürekli olarak seni mutlu edecek bir arayış içindesin... çünkü sen kendini beden zannediyorsun..Onun hapishanen olduğunu bilmiyorsun... hep onu beslemeye gayret ediyorsun..Hep duvarlarını süslemek için bir çaba içerisindesin...Sürekli olarak bedenine badana boya çekiyorsun...Hapishaneni türlü duvar süsleriyle süslüyorsun...Onu eğlenceli bir hale getirmek için elinden geleni yapıyorsun...Ama içerisinde hapis olan ruhtan haberin yok...Sen o ruhsun.....Onun ihtiyaçlarından haberin yok...onu ıslah etmek için hiçbir çaban yok...Onu beslemek ve büyütmek için hiç bir çaban yok...Duvarların temiz ve gösterişli..ruhun ise aç ve aciz..Duvarların yüksek ve korumalı...Ruhun tırsak ve tutsak...Hapisane müdürün, nefsin..Gardiyanların ise dürtülerin...Onlar keyifli...Sen tutsak...Ama sen bilmesende kurtuluşun mümkün...Azad edileceğin günü..Yani ölüm gününü beklemeden azad edilmen mümkün aslında.."Ölmeden önce ölmek " dediğimiz hadiseyi gerçekleştirebildiğin taktirde, iyi hal indiriminden faydalanabilir...Henüz bu dünyadayken, beden hapishanenden kurtulabilirsin...uçabilirsin..Kaçabilirsin..Hikmet(ilim) sahibi olabilirsin...Saniyeler içerisinde bir noktadan diğer bir noktaya gidebilirsin..Ruhunu islah edip özgürleştirebildiğin takdirde... Yani ruhunu ölmeden önce öldüre bildiğin takdirde bu dediklerimin hepsini yapman mümkün... Hal böyle olduğu halde, sen tutsak olmayı seçiyorsun...
Çünkü, uzun zamandır o hapishanede yaşadığın için, hapishaneyi Kendi evin olarak kabullenmişsin... Orada kendini güvende hissediyorsun..Dışarıdaki dünyanın ne kadar güzel olduğunu unutmuş durumdasın... Bunu sana hatırlatmak için Allahu Teala sürekli olarak gün içinde sana mesajlar gönderiyor... Bir arkadaşının ağzı ile gönderiyor... Bir Facebook mesajı ile gönderiyor... Bir müşterinin ağzı ile gönderiyor... Bir hayvanın bacağına sürtünmesiyle gönderiyor.. Bir kuşun uçuşu ile gönderiyor... Her gün yeniden doğan güneşle gönderiyor... Yaşadığın olaylarla gönderiyor... Yani Allahu Teala sürekli sana mektup gönderiyor... Ama sen bu mesajları almaktan acizsin... Alsan da okumaktan acizsin... Mektupları dürüp dürüp yastığının altına sokuyorsun... Yaşadığın her hadiseyi okumayı becerebilsen .. yani İkra ayetinin hakkını verebilsen... Islah olacaksın aslında...Ama okumak istemiyorsun... Hapishanede kalmak sana daha korunaklı geliyor.. Oysaki dışarıda kanat çırpabileceğin... Saniyeler içerisinde bir noktadan bir noktaya uçabileceğin bir Hayat seni bekliyor... Sevdiğin insanlar ve seni seven insanlar seni bekliyor... Allah'ın huzurundan kovulmuş şeytan bile, saniyede 3 kere dünyanın etrafını dönebiliyorken, Sen kendini aciz ve Atıl hissediyorsun.. Çünkü kendini et yığını zannediyorsun... Sen et değilsin... Ruhsun... Et olan senin elbisen.. senin hapishanenen... ondan kurtulmaya bak.. ıslah olmaya bak... Özgür olmaya bak... Allah'tan başka hiçbir şeyden korkma.. Allah için imkansız yok... Dolayısıyla Senin için de imkansız yok... Çünkü sen Allah'ın nefesinden üflenmiş muazzam bir varlıksın... Sen üflenmiş bir varlıksın... Küflenmiş bir varlık değilsin... Değerini bil... kendine gel...
Hiç kimsenin kendisini beğenmeme gibi bir tercihi söz konusu olamaz...Bu, sanattan ziyade, sanatçıya hakarettir...
Herkes Allah adındaki sanatçının fırçasından çıkan muhteşem bir eserdir.. İnsanın kendini beğenmemesi ve sevmemesi,kendisini fırçalayıp yaratan sanatçıyı beğenmemesi demektir...Hergun aynaya bakın..Ve o muhteşem sanatçıya sizin gibi güzel bir eser resmettiği için teşekkür edin... övgüler yağdırın...O sanatçının evi sizin sol yanınızda..sizin övguleriniz ve şükrünüz onun evinin zil sesi gibidir . ısrarla o kapıyı çaldığınızda, o kapı muhakkak bir gün size açılacaktır .. Sonrası mı..Sonrası frekans yükselmesi.. Ve Allah'ın sesini işitmek...O muhteşem sesi işittiğinizde, ofki bu ne offfffff...
Kimbilir belki peşpeşe yürüdük aynı sokakta, bilmeksizin..
Ayak izime denk düştü kaç kere ayak izin...
Kimbilir,belki saniyeler önce geçtim yanından, bilmeden..
saçlarına değdi sıcak nefesim..
Dünya ve dünyalık deyince insanların aklına mal mülk para pul gelir... İşin aslı öyle değildir...
Dünya; insanı Allah'tan alıkoyan her şeyin adıdır..
Kimi insan için Dünya şehvettir, zinadır...
Kimi insan için Dünya,iştir.. makamıdır..mevkidir...
Kimi insan için Dünya, maldır mülktür paradır...
Kimi insan için Dünya,Süstür..Giyimdir kuşamdır..
Kimin kim olduğunu... Kimin insanlığının kaç gram geldiğini toprağın altında görecek insan...
Kimi sevdiği mühimdir insanın..Kimi severse o olur, eli ayağı, dili dudağı..Tüm fiziki ve ruhi bedeni...Çünkü kişi sevdiğine benzer..Sevdiğiyle anılır..Ama yalnız gömülür...Bundanmıdır bilmem; ben hep yalnızlığı sevdim..yalnız insanları, terkedilmiş, fırlatılmış, ikinci ele verilmiş eşyaları sevdim..Çirkinleri sevdim mesela..En çok çirkin insanlardan edindim arkadaşlarımı dostlarımı...evde kalmış kızları..Annesizleri babasızları, kimsesizleri sevdim en çok..yoksullukla kıvrandıkları halde, başını dik tutanları, itilip kakılanları, karşılıksız verenleri,beklentisiz alanları, şükran duyma hususunda sınır tanımayanları, Bir yudum kahvenin kırk yıl hatırını güdenleri sevdim...Meclislerde iş bitirecek hatırlı dostu olmayanları, göbek bağı sadece Allah'a bağlı olanları, Kendisi gibi olanları, başkasına benzemeye çalışmayanları da çok sevdim ben... Konuşunca da susunca da kalbe dokunanları, uyarınca incitmeyenleri kırmayanları çok sevdim..Sanki bana benziyor hep bir yanları...Sanki Anadolunun kokusudur üzerlerindeki kokuları...Hani Ara Güler diyor ya; "Hayat dediğin küçük adamların hikayesidir... İngiltere Kraliçesi'nin hayatı bi b.ka yaramaz.” diye...Ha işte öyle bişey... Öyle bişey işte...
Küçük adamlar deyince Anadolu insanı gelir aklıma ..İnsan gibi insan deyince de Anadolunun güneş yanığı tenli, sekiz köşe kasketli amcaları, ergiç görünce yüzü kızaran nineleri..
Türküler gelir..Ezgiler gelir..Ortaya konan çekirdek, bir tastan içilen katık gelir aklıma...Ve atın üzerin binince kükreyen,Allah korkusundan titreyen, eline kalemi alınca da cihanı titreten horosan erleri..
Kimseyi kırmadan dökmeden..Kimsenin diktiği fidanı sökmeden..
Kimsenin ahını almadan..
Kimseye belâ olmadan..
Kimseler bize belâ okumadan
Gitmeliydik şu yalan dünyadan...
Ama işte
Kimse kimsenin içine ne kadar kıvrıldığını...
Gül olup açabilmek için kaç kıvrımdan ayrıldığını...
Dikenlerinden nasıl arınıp, nasıl sıyrıldığını bilemez...
Kimse kimsenin kaç bahara veda ettiğini..
Hangi olmazları devirip gittiğini..
Yüreğinde kaç tomurcuk güttüğünü bilemez...
Kırıldıktan sonra, gelişi güzel bir şekilde çöpe attığınız cam kırıklarının nelere mâl olduğunu bilemezsiniz...
Sizin için çöp olan birşey, çöpün içerisinde karnını doyurmak için birşeyler arayan kediler ve köpekler için kâbus oluyor..Çünkü ağızları, patileri veya bedenlerinde herhangi biryerleri kesiliyor...konuşamadıkları için yardımda isteyemiyorlar...Bir diğer sıkıntı konserve kutuları... konserve kutularını ezdikten sonra çöp kutusuna atın...Bu kutulara kedilerin kafası sıkışıyor..ölmelerine bile sebebiyet verebiliyor. ..
Lütfen, Mahallenizde atık ayrıştırma bidonları varsa çöplerinizi o bidonlara ayrıştırarak atın .. eğer ki bu kutulardan Yoksa da kırılan cam eşyalarınızı ufak bir gazete kağıdına sarıp, ayrı bir poşetin içine bağlayıp, öyle çöpün içine atın..Unutmayınki , dünyada bir tek siz yaşamıyorsunuz... Sizin gibi binlerce yaşamsal varlığın, sağlıklı bir şekilde hayatını idame ettirmeye hakkı var...Ve unutmayın ki; sizin için çöp olan, başkaları için geçim kaynağı olabilir...Çöplerinizi ona göre atın....insana yakışır bir şekilde atın....
Kırk yaş her insan için dönüm noktasıdır...aynı zamanda bu yaş Kemâlat yaşıdır... hemen hemen tüm peygamberlere, peygamberlik kırklı yaşlarda gelmiştir... insanlar bu yaşlarına geldiğinde ya durulurlar.. ya da kudururlar... Kuranı kerimde öyle bir ayet vardırki,bu ayetin içerisinde kırk yaşına gelen her müslümanın okuması gererken bir dua bulunmaktadır...zaten kuranı kerimde belirtilen tek yaş, kırk yaştır....Bu 40 yaş ayeti, Ahkaf suresinin 15. ayetidir...bu ayeti kırk yaşına giren kişi okumayı adet edinirse, ömrü uzar..Rızkı bereketlenir ...neslinden türüyenler salih kullardan olur..Eğer kişi bu ayetten haberi yok ise... ve kırk yaşını geçmiş ise öğrendiği andan itibaren bu ayeti okumaya başlarsa aynı fazilete erişir...bu ayetin meali şu şekildedir;
" Rabbim bana ve anne babama verdiğin nimetlere sükretmemi senin razı olacağın salih ameller işlememi bana ilham et neslimide salih kimseler yap… doğrusu ben tövbe edip sana yöneldim… ve ben gerçekten müslümanlardanım "




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!