Vaktiyle,iki kişi bir gemi yolculuğuna çıkarlar....Bir tanesi, gemiye biner binmez sırtındaki yükünü gemiye bırakır ve güvertede yüzünü yalayan rüzgarın huzuruyla etrafı seyre dalar....Çünkü o koskoca geminin hem kendisini hem de yükünü taşıyacağından emindir...Bunu bilmenin huzuruyla yolculuğuna devam eder....
Diğer kişi ise, tüm ısrarlara rağmen sırtındaki yükü bir türlü gemiye bırakmaz.. Çünkü sırtındaki yükü bıraktığı an, içindeki değerli olan şeylerin kaybolacağına inanır...Yolculuk boyunca yükün ağırlığı altında ezilmekten ne etrafı seyredebilir..ne de bulunduğu anın ve mekanın tadını çıkarabilir...Yol boyunca sızlanır durur.. yanındaki kişi ona;
-"sırtındaki yükü gemiye bırak.. rahat et.. Bu gemi seni de taşır yükünü de taşır" dese de adamı bir türlü ikna edemez...İnatçı adam;
"Yok, ben bırakmayacağım... Belki zayi olur....Ben kuvvetliyim; malımı belimde ve başımda muhafaza edeceğim.” der...Bu durum böyle saatlerce sürer... Adam artık yorulur... ve yanındaki adamın söyledikleri aklına gelir... Ve bir de bakar ki, yanındaki adamın yükü gemide olmasına rağmen kaybolmamış ve çalınmamıştır... Bu durum Ona güven verir...Oda Sırtındaki yükü indirir...Yere koyar....Rahatlar...anın tadını hissetmeye başlar...Döner ve yanındaki adama teşekkür eder..
İşte tevekkülsüzlük böyle bir şey.. insanı yorar, koşturur ve dünyaya hanal eder... Halbuki Diğer adamın hali Öyle miydi...? Adam tevekkülde olduğu için, İlk anda yükünü gemiye bıraktı... Ve hayatın tadına baktı... Çünkü geminin başında gemiyi yüzdüren ve geminin güvenliğinden sorumlu bir kaptan vardı... Hava güzeldi... ortam güzeldi... Yükü sırtından indirip, anın tadını çıkarmak en güzeliydi... O adam da öyle yaptı... Böylece Ne yükü omuzladı.. ne kendini hamal yaptı.. ne de yaşadığı anı kendine zehir etti..
Tevekkül edin... Her şeyin akışında ve güzel olduğuna inanın... Her şeyin yaşanması gerektiği gibi, yaşanması gerektiği zamanda yaşandığını bilin.. sadece gözlemleyin ibret alın tevekkül edin ve şükürde kalın... bu Dünya'nın Bir gemi olduğuna... Geminin başında da Allahın olduğuna iman edin..
Birgün sohbet esnasında
Necip Fazıl Kısakürek, hocası Seyyid Abdulhakim Arvasî Hz.lerine yanaşır ve:
“Efendim. .! Ben kurtulacak mıyım?” diye sorar...
Seyyid Abdulhakim Arvasî Hz. (k.s.a) ona;
“Bir gemi giderken, paspas da içinde gider....Yeter ki sen o geminin içinde ol Necip..!” diye cevap verir...Gemi kalkmak üzere, her ne olarak olursanız olun...Yeterki geminin içinde olmaya gayret gösterin...Sular şu anda yükseliyor...Ve bir gün çekilecek..ve gemi uygun bir yere demir atacak...o güne kadar geminin içinde olmak gerek.. ister paspas olarak... ister yastık olarak...İstersede tuvalet kapısı olarak gemide olmak gerek...
Derdini anlatacak kadar lisan bilen değil..
Derdi azaltacak kadar insan lazım bize...
Kalabalığa lüzum yok...
Ben ençok seni götürdüm giderken..
Aklımın nakliyesiydi, asıl yoran taşıyıcıları..
Bizki; kullandığımız eşyanın ömrü bittiğinde, onu evimizden çıkarırken hüzünlenen, hatta eşya ile helalleşen bir milletlik..
Bizki; suyu içmeden önce besmele çekip bardağı öpen, yaradandan ötürü yaradılana saygı gösteren bir medeniyettik...
Bizki; karıncanın üstüne bastığımızda onun ezilmeyeceğini, çatır çatır kırılacağını bilen bir medeniyettik...
Şimdi ise bırakın çöpe eşya atarken hüzünlenmeyi; kapının önüne eşimizi çoluğumuzu çocuğumuzu, huzur evine anamızı babamızı koyuyoruz da, yinede hüzünlenmiyoruz... Bunu kendimizde hak görüyoruz..
Bırakın; kullandığımız eşyaya teşekkür etmeyi, ona hürmet etmeyi, hayatımızdaki insanlara saygı duymuyoruz hürmet etmiyoruz...
Bırakın; karıncaları kırmaktan imtina etmeyi, yaradanı kırıyoruzda, dönüp bakmıyoruz..
Solgun yüzünde bir uçuk tebessüm,
Ayrılık vaktinde, şafak sökerken..
Uzun güne karşı koyamaz göğsüm;
Gitmesen olmaz mı..? Daha çok erken.!
Bekle biraz ne olur! Ezan okunsun..
Sana gönül vererek aştım haddimi...
Bezmi elestte söz verdim, bozdum akdimi..
Senki bana sanki aşkın takdimi...
Gönlümü senden alamıyorum..
Gölgen gölgeme deyse, sesin sesime..
Sevincin sevincime, yasın yasıma...
Gözlerin gözlerime değmeye görsün..
Elim ayağıma, yüreğim yüreğine dolanır
Usul usul gönlüme yağan,
Gülümsediğin vakit, eriyip içime karışan,bu sonsuz huzur SEN misin..?
Cahiliyenin cesurlarının, İslam'ın korkakları ve pısırıkları karşısında seslerinin yüksek çıkması seni ürkütmesin..İnsanlar yenilir..İslam değil... onların seslerinin yüksek çıkması, GÜL DEVRİ'nin tekrar yaşaanacak olmasına engel değil .. Allah'ın vaadi var...Herşey vaktine gebe...
Bir güvercin yuvasıyla...Bir örümcek ağıyla müşriklerin oyununu bozan Allah, bir virüsle kâfirlerin oyununu bozdu...Artık ava giden herkes avlanacak..
Ne demişti .Erdoğan..
"Koronadan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacak"...
Dedim ya...sabredin.. Herşey vaktine gebe..Sancıları arttı bedenlerin ve dünyanın ..Yeni çağ vakti gelince doğacak...
Gül tohumunda, gül kokusu, gül rengi ve gülün erişilmez güzelliği gizlidir; ama onun, içinde gizlenen güzellikleri tezahür ve tecelli ettirebilmesi için de şartların hazır olması gerekir...
İnsan, insanın bahçıvanıdır. Muhatabının dönüşmesi, senin eserin olacaktır. Taşlı tarlada ziraat yapılmaz...! Muhatabının dönüşüme müsait olup, olmadığını da kişi basireti ile görebilir.
Dışında arama derdi tasayı...
İçinde ara adaleti yasayı..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!