1991 yılında İstanbul Üsküdar’da doğdum. Ortaokul mezunuyum. Şiirle tanışmam yaklaşık 18 yıl öncesine, gençlik yıllarımın başlarına dayanıyor. O günden bu yana kalemim elimden hiç düşmedi.
Şiir benim için sadece bir yazı türü değil, aynı zamanda bir tedavi biçimi. Nasıl ki bir doktor hastasını tedavi ediyorsa, şiir de beni iyileştiriyor. Duygularımı, düşüncelerimi, acılarımı ve umutlarımı şiirle ifade ettiğimde kendimi daha huzurlu, daha dengede hissediyorum.
Henüz şiirlerimi bir kitapta toplamadım, fakat yazmaya tutkuyla devam ediyorum ...
Belki de en ağır zindan,
Gelmeyecek birini beklemektir.
Belki de en acı sürgün,
Kendi yüreğinde mahsur kalmaktır.
Bir Yazmaya Başlasam Seni
Bir yazmaya başlasam seni,
ne kalemimde mürekkep,
ne günlüğümde yer kalır.
Bir yanda saraylar, mermer direkler,
Bir yanda aç yatan masum yürekler.
Boşa mı çekilir bunca emekler?
Kantarın topuzu şaşmış gidiyor.
Kimine ipektir, kürktür giysisi,
Ey ebedi gece,
al beni sessizliğine,
aşkım Toprağa karışsın kemiklerim.
bir kuş ötse şimdi,
adıyla sevgilimin...
Bilirim, o da ağlar
Oysaki en kötü yalan bana kaldı,
seni severken sevmiyor gibi yapmak.
Sana veremeyeceğim hayat yüzünden,
sevginin en ağır hali buymuş.
Seni korumak için kendimden sürerken,
Ey mâh-ı cemâlim, geceme doğan hilâl,
Bir bakışınla gönlümde söner cümle melâl.
Tahtım olsa cihân, sensiz virâne bana,
Sen varsan bir nazarın yeter cümle cihâna.
Gül yüzün görünce gül utanır bağ içinde,
Gönlüm yine yârin derdine düştü,
Derman aradıkça dert ile pişti.
Gözlerim yolunda çöllere düştü,
Garip gönlüm, kime yanayım şimdi?
Sevdan bir ateşmiş, yanar içimde,
Sandalyemi çektim köşeye, oturdum beklemek için.
Kim gelecek bilmiyorum, ama yerini ayırdım.
Yine de saat tik tak, bir şeyler diyor,
Ama kulağımda yeri yok.
Belki de sen hiç gelmeyecek.
Bir akşamüstü rü’yâ gibi kandiller yanarken
Süleymaniye sessiz, zaman durmuş gibiyken,
İçimde yükselen bir ezanla hatırladım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!