Fısıltıyla gelen o ilk günahın,
Hazzıyla cennetten kovulan Adem.
Sonsuza dek sürüp gidecek madem,
Nedir ruhumuzu saran bu yangın?
Nedametle erirken günlerimiz,
Hayat bu; toplasan üç beş sene,
Her doğan gün bir sonrakine gebe,
Ayrılık diye bir şey var birde,
Kimi zaman ardına baka baka
Kimi zaman arkana bakmadan,
Öylece…
Gökyüzünde unuttuğum uçurtma,
Annemin dizlerinde tattığım uyku
Yitirdiklerim,
Ve akıp giden günlerim…
Düşünüyorum da;
Yıllar yıllar boyunca
Geçip giden zamanı haykırır iç sesin
Ne ağzında tat ne de sofranda bereket
Ki açılsın zincirli kapısı kafesin
Geri dönsün gayrı yitirdiğin saadet.
Ve kuşların cıvıltısıyla bir sabaha
Yazgısından habersiz alınlarımız,
Niçin ulaşmıyor rıhtıma yelkenli?
Ve niçin çıma, dingin ve düşünceli?
Bir türlü kesişemeyen yollarımız.
Sessizce demir attığımız iskele,
Rakkaseler cümbüşte oynayadursun,
Değmeyin çingene kadının keyfine
Mutsuzluğu nerede görse tanır o
Geçmiş izleri silerken avuçlarınızdan.
Hem nasıl olur da hatırlamazsınız kanatılmışlığı?
Karanlıkta büyüyen gözbebeklerinizde,
Şiirler yazıyorum
Nevi şahsına münhasır.
Kimi yetim, kimi öksüz dizelerin.
Yetmiyor kağıdım, kalemim,
Ve kifayetsizliği ile sözcüklerin,
Kimi koşuk, kimi manzum,
Gözlerimin buğusu dağılmıyor madem,
Niçin ışık taşıyor zamana aydınlık?
Ansızın aramıza serilen yalnızlık,
Derin bir sessizlikle yaklaşan matem.
İlmek ilmek işliyorken zamanın çarkı,
Tahammülfersa bir ızdıraptan amil,
Küçücük yüreği çırpınır dururdu,
Vecd ile umutlar kıyıya vururdu,
Hicranıyla uçuşmaktayken ebabil.
Ve sesler süzülürdü gün ağarırken,
Düzüldü kervanlar uzayan çölde,
İçimde bir türlü varamayan yolcu,
Kapladı apansız yolları eksibe,
İlkgüz karanlığında kaybolan kuyu.
Var olmayan ışığında gecenin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!