Sürüp geçti sürüsünü çoban
Bir fırtına süpürüp götürdü çocukluğumu
Ne şen nidalar kaldı geriye,
Ne ağıtlar
Ne karanlığı yaran kahkahalar
Közü olmasa da geriye bir tek ocaklık kaldı
Çiğ düşmüşte gün ile yok olmuş gibi oldu her şey
Huzurlu hanelerden yeşerdi cennet
El ayak çekildi, sır olup gitti cennetlikler
Söndü ateş, soldu alev
Soğudu ocağın külü.
Geriye bomboş ocaklık kaldı.
Ocağın alevi ılgıt ılgıt düşerken darabaya
Nan bölüşün canlar büyüdü
Savuldu baba ocağı
Yaşanırken hayat yalın halinde
Ne dost kaldı ne düşman
Geride sadece ocaklık kaldı
Bir tatlı dil,
Bir candan tebessüm aslolan
Bir yeminsiz sadakat
Kula kuklalıktan arı bir ömür
Huzurla taçlanmış büyük saltanat
Ömür sermaye
Dakika dakika
Saat saat yok olup gitti heyhat
Kala kala bir külsüz ocaklık kaldı
Şimdi ne ahırın atı var
Ne ağılın koyunu
Ne hayta çocuklar
Ne bilge yaşlılar kaldı
Ne de dedemin tanrıları
Geride kala kala külsüz bir ocaklık kaldı
Hamza Mamaş
Kayıt Tarihi : 30.10.2026 20:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!