İnce Çizgi
Bir kadın vardı...
adını rüzgâra fısıldamış,
yüzünü yağmura yaslamış,
sırrını sadece bir adamın
Şairlik, İnsan İşi
Eğer şairsen; şunu bil ki, tanrının yeryüzü sözcüsüsün.
Yüreğine bir ilham bahşdildiyse; o yürekte, sadece tanrıyı ve aşkı gezdirmelisin..
Sesinde sükuneti
Nefesinde masumiyeti
EY İNSAN OĞLU
Sevmek diyorum azizim sevmek!
Bir kuşu gökyüzünde süzülürken seviyorsak,
Uçamayınca da sevmek, yaralıysa merhamet etmek,
Her kuş kendi dilince şakır, her dile kulak vermek...
İpi Gören Kadınlar
Biz geceyi erkeklerden önce hissettik.
Bir annenin yüreği
uzaktan gelen ölümü tanır.
Rıza götürüldüğünde
Işığın Çocukları
Onlar sabahın ilk nefesinden doğdular
Gözlerinde umutla parlayan ufuklar
Ellerinde merhametin berrak suyu vardı
Her adımda toprağa gül tohumu eker gibi yürüdüler
MAVİ MAVİ:
İSTANBUL FISILTILARI
Soğuk bir ikindi vakti, İstanbul sokaklarındayım. Bu yılın bitmesine, yeni yılın gelmesine dört gün var. Yeni yılın gelişine mi, bu yılın gidişine mi bilmiyorum, ama daha bu günden sevinçler, kutlamalar başlamış. Oysa bir yılın bitmesi veya başlaması hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Takvimler kendi seyrinde yoluna devam ederken, kişi de kendi kaderini yaşıyordu hepsi bu... Acaba yeni yıl insanların isteklerine, dileklerine yer verecek mi? Kim bilir? Belki, yine de bir umut... Bunları düşünerek ilerliyordum gözlerime ilişen Arnavut kaldırımlarında, bir an kaldırım taşlarını dizen işçilerin boncuk boncuk terini hissettim ensemde…
Bozacılardan yükselen tarçın kokusu aklımı çeliyordu. Attığım adımlar beni bir bozacıya götürdü. İçerisi tıklım tıklım, oturmaya yer yoktu! Olsun, zaten oturmayacak, güneş olsun veya olmasın gün batımı saatinde rıhtımda olacak, İstanbul'u içime çekecektim. Tam geri dönüyordum ki:
-Kadifemsi, sıcak bir tonla:Bir dakika hanımefendi, diye bir ses duydum.
İstanbul’un Kalbinde
Ey İstanbul,
sen iki kıtanın alnına yazılmış
büyük bir dua gibisin.
Maviyle gri arasında salınan,
İZİN VERELİM
Ver elini yüreğim bu gece,
Anı sandığının kapağını açalım
kırık tokası düşsün yere
eski koku yayılsın odaya.
Kaç ömür sonra bitecek hayatın gürültüsü boyunca uzayan gitmelerin?
Ben yolculamaktan yoruldum,
Sen gitmelerden yorulmadın...
Ben vedalardan yoruldum, sen merhabalardan vaz geçmedin.
Kaç kez vurulur insan aynı yerden?
Söylesene, kaç canı var seven yüreğin?
Kadem bas
Akşam yine akşam;
yine sensizlik ve sesizlik yağıyor üzerime bardaktan boşalırcasına..
Yolumu kaybediyorum diz boyu uzayan hüzünlerden,




-
Kasım Akçay
-
Fulya Aras Koca
Tüm YorumlarDünyada bir tane Hayat Hanım olsaydı kahrı çekilirdi Nimet Hanım ,o kadar çekilmez hayat hanımlar var ki!
"Nedir şu hayattaki en büyük kazanım?" sorusunun benim için cevabı hep aynı olmuştur. Dost. Evet hayata olabilecek en büyük kazanım dosttur efendim. Canının yanına candaş olacak bir dost, ki böylesinin değeri bin ömre bedeldir. O dost ki haldaşındır, sırdaşındır, ruhunun ve dimağının doygunluğudur, ...