David bir yandan, odasının balkonunda yaptıkları konuşmayı hatırlarken bir yandan da, Robertson'un pasaportundaki fotoğrafı kendi pasaportuna, kendi pasaportundaki fotoğrafını da Robertson'un pasaportuna yapıştırır... Robertson'un kişisel eşyalarından bundan sonraki hayatında ihtiyacı olabilecek şeyleri seçer, randevu defterini alır, üstünü Robertson'un kıyafetiyle değiştirir, Robertson'un cesedini kendi odasına taşır, resepsiyona yan odada kalan David Locke isimli bayı yatağında ölü bulduğunu haber verir... Ve işlem tamamlanmıştır... Artık kimi kimsesi olmayan, özgür olduğunu düşündüğü Robertson'dur... Dahası, artık David Locke'dan kurtulmuştur...
David Fincher'ın 'Fight Club' filmindeki gibi bir alter-ego değildir Robertson... Kieslowski'nin 'The Double Life of Veronique' filminde olduğu gibi bir soul-mate (ruh kardeşliği) durumu da yoktur... Ya da Lynch'in Lost Highway'indeki gibi dinamiklerini Freud ve Lacan'da bulan bir kişilik kayması da değildir söz konusu olan... Bahsi geçen değişim, çağımızın varoluşsal trajedisinin zavallı bir dışa vurumundan başka birşey değildir... Antonioni şöyle der kısaca: Dünyaya gelişimiz daha başından olumsuz bir deneyimdir... Ne gördüysen gördün, bundan sonra göreceklerin de seni kişisel cennetine taşımayacak... Kendinin taşıyamayacağı bir ağırlıksın sen; tüm geçmişinle, ilişkilerinle, işlerinle, sana meslek olarak biçilen şeyle, statünle, ailenle, arkadaşlarınla, hayatına kendi iradenle dahil etmediğin tüm kurumlarla ve problemlerle... Fırsatın varken (ki bundan daha uygun bir fırsat geçmez eline) kaç kurtul kendinden, yol yakınken...
Çok kısa olan son bölüm, çok hızlı (Presto) tempodaki finalde ise, Anton Rubinstein'ın tanımıyla 'mezarlıklar üzerinde uğuldayan rüzgâr' gibi, güçlü bir fırtına tablosu canlandırılır... Ancak sezilen armonisiyle, sotte voce (yarı sesle) olarak piyano partisinde her iki elin unison olarak oktavlarla, sekizlik triyolelerle duyurduğu bölüm, yazar T.S. Eliot'a göre sanki dünyanın sonunun nasıl olacağını anlatmaktadır...
...
David bir yandan, odasının balkonunda yaptıkları konuşmayı hatırlarken bir yandan da, Robertson'un pasaportundaki fotoğrafı kendi pasaportuna, kendi pasaportundaki fotoğrafını da Robertson'un pasaportuna yapıştırır... Robertson'un kişisel eşyalarından bundan sonraki hayatında ihtiyacı olabilecek şeyleri seçer, randevu defterini alır, üstünü Robertson'un kıyafetiyle değiştirir, Robertson'un cesedini kendi odasına taşır, resepsiyona yan odada kalan David Locke isimli bayı yatağında ölü bulduğunu haber verir... Ve işlem tamamlanmıştır... Artık kimi kimsesi olmayan, özgür olduğunu düşündüğü Robertson'dur... Dahası, artık David Locke'dan kurtulmuştur...
David Fincher'ın 'Fight Club' filmindeki gibi bir alter-ego değildir Robertson... Kieslowski'nin 'The Double Life of Veronique' filminde olduğu gibi bir soul-mate (ruh kardeşliği) durumu da yoktur... Ya da Lynch'in Lost Highway'indeki gibi dinamiklerini Freud ve Lacan'da bulan bir kişilik kayması da değildir söz konusu olan... Bahsi geçen değişim, çağımızın varoluşsal trajedisinin zavallı bir dışa vurumundan başka birşey değildir... Antonioni şöyle der kısaca: Dünyaya gelişimiz daha başından olumsuz bir deneyimdir... Ne gördüysen gördün, bundan sonra göreceklerin de seni kişisel cennetine taşımayacak... Kendinin taşıyamayacağı bir ağırlıksın sen; tüm geçmişinle, ilişkilerinle, işlerinle, sana meslek olarak biçilen şeyle, statünle, ailenle, arkadaşlarınla, hayatına kendi iradenle dahil etmediğin tüm kurumlarla ve problemlerle... Fırsatın varken (ki bundan daha uygun bir fırsat geçmez eline) kaç kurtul kendinden, yol yakınken...
...
Bob Dylan - Tarantula... (1966)
Roger Zelazny - The Dream Master... (1966)
'Picnic at Hanging Rock' (1975)
Peter Weir
The Beatles - You Like Me Too Much...
...
Çok kısa olan son bölüm, çok hızlı (Presto) tempodaki finalde ise, Anton Rubinstein'ın tanımıyla 'mezarlıklar üzerinde uğuldayan rüzgâr' gibi, güçlü bir fırtına tablosu canlandırılır... Ancak sezilen armonisiyle, sotte voce (yarı sesle) olarak piyano partisinde her iki elin unison olarak oktavlarla, sekizlik triyolelerle duyurduğu bölüm, yazar T.S. Eliot'a göre sanki dünyanın sonunun nasıl olacağını anlatmaktadır...
...
Domenico Scarlatti - Soyeon Lee...
...
- What are dreams?
- A dream like... Seeing... Hearing... Talking... The way of knowing things... Dream is a shadow of something real... I'll show you a dream...
...
(The Last Wave)
Australia...
'The Killers' (1946)
Robert Siodmak