Uçurtmam gökte parende atıyor,
Elimde babamın aldığı elma şekeri.
Bir amca köşede süt mısır satıyor,
Ne de güzel parlıyor arabasının tekeri.
Bahar tüm güzelliğiyle bizi çağırmış kendine,
Açlıktan ağlayan bir çocuğun,
karanlıkta gözyaşı görünmez.
Delik deşik olmuş bir gocuğun,
hesabı nasıl verilir, bilinmez.
Bir şeyler yapmamız gerek,
Kapımızı çaldı yine on bir ayın sultanı
Şimdi silkelenip kendine gelme vakti.
Hatırlamak bezm-i elestte yapılan akti
Bırakmak kötülüğü, gıybeti, bühtanı...
Sahur vakti içimi bir huzûr kaplar,
Sükûnet çöker her bir zerreye.
Okunan ezan-ı şerif bu huzûru katlar,
Ruhum dalıp gider, bilmez nereye...
Sevdiceğin çay gibi akmalı ruhuna; usul usul, ılık ılık
ve inceltmeli seni tüm kabalığından.
Sana bir kurtuluş gayesi vermeli,
ve sıyırmalı seni sokağın kuru kalabalığından.
Eller semada, gözler gök kubbede
Canhıraş çırpınışlar her bir raddede.
Sinemi efkar ile doldurup koşsam sana,
Yolları sokağına çıkan her caddede...
Nâzım Hikmet Ran gibi ağaca mı çıksam?
Yoksa volta mı atsam Necip Fâzıl gibi kaldırımlarda?
Attila İlhan gibi gözlerim mi dolsa vapurda?
Yoksa Cahit Sıtkı gibi 35'e ağıt mı yaksam?
Âkif gibi kazısam mı vatanın istiklâlini duvara,
Yokluğunu anlatmak için
önce varlığını anlatmam gerek;
varlığını anlattığımda da ellerim titrer,
gözlerim dolar benim.
Onu da beceremem ki.
Ben şiir yazmak için oturmam masaya,
derdimi anlatırım kağıda, o üzülür de şiire çevirir.
Bıraksam dertleri, aldırmasam tasaya,
yine de durulmaz gönlüm, zihnimi kemirir.
Gönül yangın yeridir, söndüreni belli;
Vuslat hayaliyle yanar tutuşur garip.
Kavuşanlara bak; ne de güzeldir hâli,
Herkesin ereğidir huzur, vuslata erip.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!