Aşkı sordum ateş söndü
zerre zerre nura döndü
Nemrutun narı serinlik giydi
İbrahimde söndü
Aşkı sordum koçlar indi
Ömer der ki: Gördüğü an o nuru gökyüzü,
Güneş mahcup olur da söner kalır gündüzü.
Aşkınla yanan sine ne eylesin güneşi?
Ruhumu aydınlatan, gözlerinin süzüşü.
Sol kürek kemiğim,
dokunuyor gizlediğim eski bir eleme;
sırtını dönüp giderken
bu gün bayram çocuklar
gıcır gıcır iskarpinler
kadifeden renkli pantolonlar
elllerde seker ve balonlar
patlatılır kahkahayla mantarlar
Ne rüzgâr beklerim ne de doğacak güneşi,
Sesim duyulmaz; hâlim anlaşılmaz endişesi.
Bir sızı çöker içimin en karanlık köşesine,
Sana giden yolda, lambaların
Işığına basmayacak ayaklarım.
Zulme susan gecelere
Sabah doğuracak çığlıklarım.
Çocuk gülüşlerinden yaptılar taç,
Göğsümde kilitli kalan o kadim hicran,
Yakarken içimi, deva bulunsun istemem.
Kırk kapı kapansa da bu kimsesiz gönlüme,
Göğsümde taşısam da o kadim hicranı,
Onun zülüflerinde güller açsın isterim.
Kırk kapı kapansa da benim kimsesizliğime,
Aynı rüzgâr okşar saçlarımızı, aynı yağmurla ıslanırız;
Farklı kıyılarda kendi sessizliğimize yaslanırız.
Göz göze geldiğimiz o çizgi, aslında koca bir yalan;
Seni benden, beni senden ayıran o sonsuz zaman.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!