Gökteki Ay, bin yaranın yasıyla eğilir,
Yerdeki taş ki kanlıdır, hangi sessizliği bilir?
Kolunda paçavra değil, şanlı bir kefen şimdi,
Namlu izi bir mühürdür; bekler o asil vatan.
Sınır ki teldi, namustu; şimdi bir zillet kapısı,
Gökten süzülen ışık, toprağın bağrına düşer,
Bir avuç toz uyanır, kendi derdine düşer.
Dünya koca bir hanmış; gelen geçer, konan göçer,
İnsan bu dar kapıdan, sonsuzluk umup geçer.
Q
Dağlar sükut içinde, denizler derin bir ah,
Gökyüzünde süzülen bir kuş gibi,
Kalbim kanat çırpar tanır sesini
Her hecen bir melodi, bir ezgi,
Senin nefesiner saklı aşkın ritmi...
Gözlerin okyanus, ben ise sandal,
Gölge etme güneşime,
Zehir kattın ekmeğime,
Göz dikersen her şeyime,
Rahat haram olur size.
Ekmeğini yediğin yer,
Gölgeler içinde bir kalp, bir han gibiydi,
Her gelen konuk, bir iz bırakıp gitmeliydi.
Ben kapında beklerken, bir yabancı gibi,
Meğerse orada bile yokmuş ki bir yerim.
Verdiğim sözler şimdi birer yemin gibi,
Gölgenizden korkmam, sönmez bu közüm,
Hakikat yolunda tektir bu sözüm.
Karşımda dursanız, diktir bu yüzüm,
Ben burdayım, bekliyorum hepinizi.
Q
Tasma takanlarla işim olmaz hiç,
Gölgesiyle konuşan adam duyulmazmış,
İçimde binlerce kez kimsesiz kaldım.
Yalnızlık ki kapısı dıştan açılmazmış,
Kendi acılarımda ben saklı kaldım.
Ömür bir nefeslik mola, bitecek,
Dediğin doğruysa tertemiz hislerin kalmaz ki tadı,
Karanlık tarafımın sadece sendin sabahı
İçimde seninle gelen bir huzur vardı.
Tek sözünle her yanımı yine karanlık sardı.
Kalmaz aydınlığım artık taşar sel olur
Düşümde düşüncemde bir tek karanlık kalır
Gönül gözü tok olanda tenin nesi var,
Ruhun doygunluğu en büyük hasılat;
Fani beden değil, sirettir aranan,
Gerçek huzur kalpte, dünya hep zarardır.
Tok olan nefsine kılıcını çalar,
Gönlümde bir şehir, kimsesiz, ıssız,
İsmin bir sır gibi, dudağımda dilsiz.
Zaman durur orda, her bakışında,
Lâl olur sözlerim, yakınımdaysa bedenin,
İmkânsız bir yokuş, tırmandığım her an...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!