Ver elin, elim yaralı
kar altında üşümüşüm,
sokağında.
Ver elin, yüreğim vurgun
ne sevdalı, ne sevdasız
piç edilmiş bir gün aralığı
Beni anlayabilmekti
Gerçek olana varabilmek
Sevmek emek isterdi
Çocuksu bir yürek
Geçiyor kara günler gözüm
Koca sabrın sonunda
Dağlar ufkunu aşıyor
Ve sevdalanmaya amade
Bir bahar açıyor dallarında
Ve vurulsun diye sazım tel-tel
Toparlanıp kendimden,
sığındığım türküler vardı.
Onca boşluğu çekip çeviren annem gibi.
Kum saatlerinin bitimine denk gelen oyunlardı
Ellerine yeşil mevsimlerden kalan, taze yaprakları serpiştirerek gidiyorum.Hem biliyor musun özlediğimden değil, bildiğim için seviyorum....Kendimden kalanları damıtarak sızımdan, çoğu kez yorularak, savrularak mağrur bir mavzerin patlama sancısı kadar sessizce gidiyorum.
-Gelmeyeceksin değil mi?
O ilk bakışlı gözlerin gibi Ahh! ! ! bilinmezlik nasıl sancıtır ve nasıl kanatır yarayı bilir misin? Sevmenin,sevdalanmanın ardı olmadan, vakti ayrılığa kuran zaman çalmaktadır ayrılığa.Sen daha öncesi, ben daha sonrası geçtik gergefinden acının.Zamanın afişe ettiği bütün resimleri yaktık bir karanfil çığlığında ve sustu ışıklar...
Uzaklarda daha da yeşil bahçelerimiz
Umutlarımız sanki daha da yakın gelecekte
Kundakçılar düşlerimizi yakmadan
Siyatik ağrılara bulanmadan yüreğimiz
Gidelim, buruşturup kirli geçmişi
Ellerimizi hoyratlığından koparalım dağların
Bu kent bizi yağmalar
Sevgili
Kırık düşlerimizi, sevgimizi
Parlayan yıldızı
Acıkmış kedileri
Ekmeğimizi
Giderken bil ki;
Ne eskiye dair hatıratım,
Ne de geleceğe dair umutlarım var.
Yüreğim öyle yitik ki,
Aramak dahi gelmiyor içimden
Gidiyorum sevgili,
Bir intihar gibi, yüreğinden
Tenimde çırpınan sevdalardan,
Sesine düşen telaşlardan
Gidiyorum sevgili,
Mecbur istikametlerin
Tutuştur dizgelerini
Dünyanın şehirlerinde
Taşı koynunu başka sevdalara
Yıldızları saçılan bir göğün altı gibi
Bir kıza sesle pınarların akışında
Türkü ol seril sazlara




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!