Gecenin siyahında doğar yeni bir gün,
Dilerim huzur sunsun kalplere bu düğün.
Dünyanın yüküyle eğilmesin omuzlar,
Üç yol var;
İsyan, iman ya da intihar!
Artık tüm sokaklar dar,
Kuşatılmış tüm diyar
Ve her bakış manidar.
Yıldızsız gecelere kan kusar ömrüm,
Korku kol gezerken şakaklarımdan tüm bedenime,
Sokaklar ıssızdır
Ve yağmurla gelir ölüm bu şehre.
Kimse yağmurlu bir günle gelen ölüme üzüldüğü kadar
Üzülmez günlük güneşlik bir ölüme.
Ben yine ağaçların altında gezeceğim,
Kuş pislesin diye başıma,
Şans oyunlarda ömür tüketeceğim,
Felek gülsün diye bahtıma.
Yine amorti bile çıkmayacak,
Yine tüm hayallerim düşüverecek,
Üzgün olduğumu sanıyorsun,
Belki de kahrolduğumu
Ya da ince hastalığa tutulduğumu.
Yanılıyorsun.
Çünkü üzgün olmak için bir sebebim yok,
Çünkü sen yoksun...
Paslanmış zaman gözkapaklarımda
Ve bir anda,
Eski bir deniz yorgunluğu var içimde.
Ne liman ne rüzgâr ne de bir dalga,
Beni silikleşen bir gölge gibi
Eriten, eskiten, epriten yıllar,
Tenimde solgun bir sonbahar,
Yaşanmışlar, yaşanamamışlar,
Açığa alınmış acılar,
Ruhumun ince çatlaklarından sızıyor zaman
Neyleyim bu dünyaya geldim bir kere,
Bir satır dahi yazmadım lüzumsuz yere,
Kurban olduğum Allah dermanım vere,
Bir derde düşmüşüm ki halim perişan,
Geçmiş ayrı pişman yazgı bana düşman.
Nikotin sarısı yalnızlıkları ben istemedim,
Var olmayan sevdaları,
Tüm ömre sirayet etmiş olan hüznü,
Ve senin gitmeni.
Böyle bahar baharken her yer,
Açılırken kapıları çileli sevdanın,
Benim liseli beyaz gömleğimin bağrı açık
Voltadaydım,
Penceresinin önünde bakmaya kıyamadığım sevdalımın.
Nikotin sarısı acıları ben çizmedim;
Kader diye anlıma,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!