Cânâ yüzün şevki kalbe dolunca,
Gönül pervânesi dâra düşmüştür.
Cihan bağı gazel olup solunca,
Âşık senin için nâra düşmüştür.
Bu fânî kadehten aşk meyi akar,
Sarhoşları görüp, şarabı görmüyorsun,
Ateşi tanıyıp yakanı görmüyorsun.
Yokluğu var sandığında varlık kaybolur,
Aşığı görüp de mâşuku görmüyorsun.
Ey Dîvâne, âşık mâşuktan ayrı mıdır?
Dolaşır her dilde tatlı bir hece,
Aydınlanır içim her doğan gece.
Şarkılar adınla baharı sarsın,
Hangi ezgiyi duysam hep sen varsın.
Kanunlar çağlarken, kemanlar güler,
Şems-i Tebriz’in ziyâsından bulup nûr-u safâ,
Aşk ile devr eyleyen sultân-ı dindir Mevlâna.
Dinle neyden gizli sırrı, nâle eyler dâimâ,
Câna cânlar bahşeden bir cân evidir Mevlâna.
Şeb-i Arûs’tur vuslatın, yâre erdiğin o dem,
Sekâhüm
Nefsinden geçenlere aşk olsun
‘Sekâhüm’ içenlere aşk olsun
Ehl-i Beyti rehnümâ bilince
Muhabbet derenlere aşk olsun
Cihân aynadır, ona bakan cânânı görsün,
Nefsinden geçenler, Hakîki Sultân’ı görsün.
Kimin ki kalbi deryâ, yüzü nûr-ı Hudâ’dır,
Cemâli seyredenler, sanır ki bir semâdır.
Siyah gecelerde göğe yükselirken dualar,
Gönlümün heybesinde biriken tüm arzular,
Her biri birer tohum, toprağa düşmeyi bekler.
Avucumdan süzülür, umut dolusu dilekler.
Dileklerin peşinde hep aydınlanır bu yollar,
Binboğa’dan esen o rüzgâr fısıldar adını,
Ahır Dağı kuşanır her yıl ak libasını.
Engizek sırtlarında bulutlar raks ederken,
Ceyhan Nehri coşkuyla sular her ovasını.
Başkonuş Yaylası’nda yeşil göğe tırmanır,
Süzülüp gökyüzünde Kerbela yolun gözler,
Kanat açmış turnalar, gurbette vatan gözler
Feryat eder her gece, Rabbine niyaz eder,
Biteviye her seher, Hazret-i Hasan gözler.
Sevgili yolu gözleyen aşıklar gibi
Yağmuru hasretle bekleyen gönüller,
Gökyüzünde pamuk şeker gibi görünen bulutlara bakarak
Ve duanın kıblesine boynunu bükerek duaya durur;
Ârifler der ki;
Kuldan isteme verirse minnet, vermezse zillettir;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!