Ağlama dertli gözüm, nazlı sevgili uyanır,
Uyanır nazlı güzel, kalbimi yakan uyanır.
Sessizce aksın yaşın, bulsun bu sine şifa,
Kalbdeki o eski acılar, dertler uyanır.
Dîvâne, feryadını sakla sessizlik içinde,
Neyzen "Mûtû kable” sırrına ermiş,
Gönül tahtını Hak mülküne sermiş.
Dünyanın fani tacını terk etmiş,
Vuslat hırkasına sarılmış olsun.
Sarılmış olsun sarılmış olsun.
Cânâ yüzün şevki kalbe dolunca,
Gönül pervânesi dâra düşmüştür.
Cihan bağı gazel olup solunca,
Âşık senin için nâra düşmüştür.
Bu fânî kadehten aşk meyi akar,
Sarhoşları görüp, şarabı görmüyorsun,
Ateşi tanıyıp yakanı görmüyorsun.
Yokluğu var sandığında varlık kaybolur,
Aşığı görüp de mâşuku görmüyorsun.
Ey Dîvâne, âşık mâşuktan ayrı mıdır?
Dolaşır her dilde tatlı bir hece,
Aydınlanır içim her doğan gece.
Şarkılar adınla baharı sarsın,
Hangi ezgiyi duysam hep sen varsın.
Kanunlar çağlarken, kemanlar güler,
Şems-i Tebriz’in ziyâsından bulup nûr-u safâ,
Aşk ile devr eyleyen sultân-ı dindir Mevlâna.
Dinle neyden gizli sırrı, nâle eyler dâimâ,
Câna canlar bahşeden bir can evidir Mevlâna.
Şeb-i Arûs’tur vuslatın, yâre erdiğin o dem,
Ey misafir, rızâ ile git güle güle,
Ahirette de bizlere şefaat eyle.
Günahımız çoktur, Hakk’a dehâlet eyle,
Settar ol bizlere, rûz-ı mahşerde aman,
Müşteki olma bizden, yâ şehr-i Ramazan
Sekâhüm
Nefsinden geçenlere aşk olsun
‘Sekâhüm’ içenlere aşk olsun
Ehl-i Beyti rehnümâ bilince
Muhabbet derenlere aşk olsun
Cihân aynadır, ona bakan cânânı görsün,
Nefsinden geçenler, Hakîki Sultân’ı görsün.
Kimin ki kalbi deryâ, yüzü nûr-ı Hudâ’dır,
Cemâli seyredenler, sanır ki bir semâdır.
Siyah gecelerde göğe yükselirken dualar,
Gönlümün heybesinde biriken tüm arzular,
Her biri birer tohum, toprağa düşmeyi bekler.
Avucumdan süzülür, umut dolusu dilekler.
Dileklerin peşinde hep aydınlanır bu yollar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!