Işık perdedir girilen geceye,
Mâhur şarkıyla o gizli heceye,
Rüyanın ufkunda adımlar parlar.
Ebedi bir şenlik içinde çağlar.
Gonca açtı perdesini, rûy-ı yâre erdi bahar,
Açılan yeşil yapraklara bülbülün sitemi var.
Karanlık kış bitti şimdi, neşr eyledi lütfunu Hak,
Bağ-ı bahçeye nazar kıl, her köşede bir âşık var.
Güle söyle aşkın sırrını sen, ey bülbül-i şeydâ,
Bahçende gül olsam, eğilir mi başın,
Bülbülce ağlasam, akar mı gözyaşın?
Naz etme güzel, tenhada kavuşalım,
Sensiz zindan cihan, zehrolur her aşın.
Seni sarsam da erisem kollarında,
Bezm-i elestten kopup, yola düşen can biziz,
Gurbet ellerde kalıp, her an ağlayan biziz.
Yol dediğin bir ömür, Hakk’a giden fıtrattır,
Gönül mülkünde sâlik, her demde bir murattır.
Gül bahçesi dünyadan göçüp vuslata erdin,
"Temiz bir ad bırakıp" asıl vatana döndün.
Sonsuzluk düğünüdür ölüm, dert etme hoca;
Maraş’ta yaktığın o bilim şem’ini gördün.
Mesut Akben adıyla iz bıraktın zamana,
Ey gül, senin aşkın bülbülün sesinde,
Sıla hasretin diner gül bahçesinde,
Bülbülün çilesi tâ-kıyamet sürer,
Vuslat bulamazsa gülün sînesinde.
Ey gül, güller hasret sana biteviye,
Gül cemâlin gördükçe bülbül gibi inlerim,
Sinemdeki yaranın seslerini dinlerim.
Her cefaya katlanır, dertlerimi gizlerim,
Vuslat ister bu gönül, her an âh-u zârdadır.
Gönül yârin nârıyla her dem yanar kavrulur,
Gönüller dergahında hakikat nûrun gözler,
Anadolu mülkünde Bektaş-ı Veli gözler.
Aslan ile ceylanı bir kucakta cem eyler,
Hünkâr’ın nefesinde dervişler Ali gözler.
Ehl-i kîsâ’dır Hamse-i Âl-i âbâ,
Lâ-fetâ illâ Hu Aliyy-ül Murtezâ,
Efdâlü-n Nisâ-yı Fâtımât-üz Zehra,
İzdivaç emreden Rabbü-l Âlemîn’dir.
Merdân-ı Sühendân Hasan-ı Müctebâ,
O yeşil yapraklar ridâsını feda eyler şimdi,
Zevalin nehrine akar, seyr-u sefer eyler şimdi.
Eylül dünya sahnesine zerrin bir hüzün indirdi,
Kalbi sızlar şairin, soluk tüle bezenir şimdi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!