Mehmet Tevfik Temiztürk 2: Hayatı, Biyog ...

4412

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

MEHMET TEVFİK TEMİZTÜRK 2 HAYATI

ŞAİRİN HAYATI
ŞAİR, VETERİNER HEKİM, SINIF ÖĞRETMENİ MEHMET TEVFİK TEMİZTÜRK’ün HAYATI, ŞİİRLERİ ve ŞİİRLERİ ÜZERİNDEKİ DEĞERLENDİRMELERİ VE KİTAPLARI
1979, 1984, 2014 yıllarına ait vesikalık resimlerimiz.
18.07.1964’te Kırşehir Mucur’da doğdum. Em. Havacı Astsubay Osman Temiztürk’ün oğluyum. İlkokulu Fahri Çaldağ İlkokulunda, Ortaokulu Balgat Ortaokulunda, liseyi ise İzmir Buca Lisesinde okudum. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni tamamladım.
25 yıldır sınıf öğretmenliği yapmaktayım. Şu anda KONYA’nın Meram ilçesinin Kozağaç Mahallesinde ESOB Özel Eğitim Uygulama Merkezi’nde Otizmli öğrencilere sınıf öğretmenliği yapmaktayız.
ŞAİR, ŞİİRLERİNİN KONUSUNU ŞÖYLE AÇIKLAR:
Şiirlerimle duygu ve düşüncelerimi işlerken değerlerimizi, değer yargılarımızı samimi ve içten gelen duygularımla ruhumda yaşayarak şiirleştirme yoluna gittim. Nefsime nasihat amacıyla işledim. İlham kaynağımı, dini değerlerden, insanlar arası ilişkilerden, toplumsal gerçeklerden, yaşadığım sorunlardan, tecrübelerimden özellikle bilime duyduğum meraktan aldım. Etrafımda her ne varsa bir bakışla inceledim, yaşadıklarımı ibret olur temennisiyle samimi düşüncelerimle anında şiirleştirdim. ŞİİRLERİM GÜNLÜKLERİMDİR. Şiir çalışmalarımı 1974’lerden beri uyguladım. İlk zamanlar müsvedde kâğıtlara yazıp düzenlemeden kaldırdığım için yazdığım şiirler düzenlenemez hâle gelmişlerdi. Şiir yazmanın ciddiyetini bilemediğimden müsveddelerimi düzenleyemeden atmak zorunda kaldım. Bu yüzden de ilk dönem şiirlerimin sayısı 57 adetle sınırlanmıştır. Değerler Eğitimi daha bilinmezken biz tüm değerlerimizle ilgili yüzlerce şiir yazmıştık. Yaşantımızda ve hiçbir şiirimizde ahlaksızlığı, namussuzluğu veya kötü örnek oluşturacak kavramları kullanmadık. Kötü kimselerle samimi de olsak, onları desteklemedik. Bazı örnekler oldu ki değerlerimiz düşmesin diye o örneklerle ilgili şiirler yazamadık. Bazen ısmarlama şiirler de yazdık. Ismarlama yazdığım şiirleri unutmakla yetindik ve unuttuk.
ŞİİR YAZMAKTA AMACIMIZ:
Şiir yazmakta amacımız dini düşüncelerim ve kanaatlerimden, şahsıma söylemiş olduğum tavsiyeler ve bu tavsiyeler doğrultusunda kendi kendini terbiye etme metodu uygulama yolu olsa gerek. Kendi nefsimi esas alırken etrafımdaki olayları gözlemliyor şahsım için ibret kapıyordum. Tespit ettiğim ibretler şiir başlıklarımı oluşturduğundan hafızama başlığı kaydediyordum. Kayıt aldığım başlıktan şahsım için ibret varsa bunları dizeler halinde şiirleştirme yoluna gitmekle hem mutlu oluyor hem de şiirlerimin zamanla okunabileceğini, anlaşılabileceğini umarak teselli buluyordum. Zaten yürekten gelen sevgim yüce değerlerimiz, milli manevi düşüncelerimiz, örf ve adetlerimiz, ruhumda tam olduğundan şahsıma Hakk’ı tavsiye etmiş oluyordum. İnsanlığın Hakk’ı yaşama yoluyla daha merhametli olabileceğini biliyordum. Biz bu hususlar doğrultusunda şiirler yazıyorduk. Bazen şiirlerimde tevazudan olsa şahsımı aşağılamaya varan sözlere de rastlayabiliyordum. Şiirlerim tamamıyla okunduğunda ve anlaşıldığında o dizelerin batıldaki nefsime söylenilmiş sözler olduğu tespit edilecektir. Geçmişteki şiirlerimin içlerinde isyan gibi kavramlar bulunmaktaydı. Şahsım bu şiirleri 1989 yılının son günlerinde tamamen ayıkladı ve imha etti. İlk dini şiirini yazarak anlayışını değiştirdi düzenledi. Sonraları da didaktik şiirlere yönelerek şiir anlayışını bozmuş oldu. Aşk şiirlerimden 38 adedini Antoloji’ye almamın sebebi onları Rab aşkı kabul etmiş olmamdandır. Hiçbir zaman edep ahlâk dışı kavramların savunucusu olmadım. İslam dışı hayat yaşamadım.
ŞİİRLERİMİ GRUPLARSAM 4 DÖNEM ORTAYA ÇIKMAKTA
1. DÖNEM ŞİİRLERİM 1974-1989, 16 YILDA 57 ŞİİR, Çocukluk Ve Eski Dönem Şiirlerim (Koruyabildiğimiz Miktar)
Şiir yazmaya 1971 yılında başladım. O zamanlar şiirlerimi kutu kartonlarına kurşun kalemle yazmaktaydım. Dolabım ve kâğıtlarım olmadığından muhafaza edemiyordum. Ekseriyetle şiirlerimi dolapların çekmecelerinin alt bölümlerinde defterler içinde saklamaya çalışıyordum. Bu yüzden de çocukluk dönemlerimden kalma 1974 tarihli “Hayvanat Bahçesi” adlı tek şiir çocukluk şiirim sayılmaktadır. Bu dönemde yazmış olduğum diğer şiirlerim de Mucur’da Ankara otobüsünü beklediğimiz sıralarda dua defterlerim, posta pullarım, tarihi paralarım, harçlıklarım Ülker teyzem tarafından tandıra atılmış ve yakılmıştı. 1984-1989’a kadar ki yazdığım diğer şiirlerimi ise tamamıyla karamsar içerik taşıdığından bizzat bile bile kendi elimle imha ettim. Liseyi bitirdiğimde ilk üç yıl üniversiteyi kazanamadığımdan bir meyhanede çırak olarak çalışıyordum. Sabah 10.00’dan gece 12.30’a kadar da bol bol aralıksız müzik dinliyorduk. Bu müziklerin içinde alkol içmeye yönlendiren öğeler vardı. O zamanlar arabesk tarzında çok sayıda ölçülü karamsar aşk şiirleri yazmaya başlamıştım. İşte bunların tamamını sonradan yok edince arta kalan yani onayladığım ilk şiirle birlikte 16 yıla ait toplam 57 adet şiirim kalmıştı. Bu dönem şiirlerime Eski Dönem Şiirlerim, adını verdim. Bu dönemin son yıllarında yani 1988-1989 yılları içerisinde kitap benzeri çalışmalara başlayacaktım. Meşhur olursun, ünlü olursun, laflarıyla dolduruşa getirilip 32-48 sayfalık, 32 şiirlik sayfaları boşluklardan oluşan özel baskılı kitap çalışmalarına. Hiçbirisi de satın alınmayacaktı.
Eski Dönem Şiirlerimden elimizde kalanlar “Selâm Çiçek Kökleri ”, “Köpek ve Koyun”, “Ant İçenler”, “Bana da Güldü Kader”,” Sıradaki Hoşça Kal”, “Gülmek Nasip Olmadı”, “Gelmez Eski Günler”, “Mehmet Tevfik’in Ceketi…”, “Çizgi”… Bu dönem şiirlerimde dinî şiire rastlanmamaktadır. Bu şiirleri anmaktaki amacım 1988’lerde çıkarmış olduğum mavi kaplı “SELÂM ÇİÇEK KÖKLERİ” adlı ilk kitap çalışmamızın hatırası amacıyladır. Bu kitap çalışmalarımızdan ilki İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde oldukça sevilmişti. İçerisinde 43 şiir bulunan 1088 adetlik mavi kaplı kitabım 2000 Liradan, şu anki paraya göre 4 TL gibi ücretle hocalarım ve öğrenci arkadaşlarım tarafından satın alınmıştı. Belki öğrencilik yıllarındaki sefilliğime üzüldükleri için kitabımı satın almış olabilirdi. Diğer kısmını da aileme göndermiştim. Bu ilk kitap çalışmamızdan olumlu eleştiriler almama rağmen, bir süre sonra şiir tarzımın değişmesine ya da tamamen bozulmuş olmasına viroloji hocam Aysan Bey çok üzülecekti. Gerçekten de şiir tarzım çok değişecek uzun süre olumsuz eleştiriler almaya devam edecektim. Bu ilk kitap çalışmamızdan sonra ISNB’siz kitap çalışmalarım dostlarımın zorlamalarıyla ve saflığımla bir süre daha sürecekti. Eski şiirlerim, anılarım ya da çevremde geçen olayların etkisiyle ruhumdan gelen ilham ve senaryoların karışımı ve sanal aşk olaylarından meydana geliyordu. Daha sonraları ise şiirlerimi yazarken konularımı günlük olaylardan ve toplumsal gerçeklerden, özellikle bilim ve teknolojiden etkilenerek yazacaktım. Aşk gibi konuları işlerken de daha çok Rab aşkını işleyecektim. Bu dönemlerde ALLÂH(c.c.) aşkını henüz ortaya koymamama rağmen aşk şiirlerim incelendiğinde bunun bir insan aşkı olmadığını bildirenler vardı. “Ali Tüfekçi “isimli okul arkadaşım Mehmet Tevfik’in şiirlerinde ki “aşk” insana ait olamaz, demişti.
2. DÖNEM ŞİİRLERİM 1990-2010, 21 YILDA 6859 ŞİİR, Dini Şiirlerim
Bu dönem içerisinde Mehmet Akif’in ve Necip Fazıl’ın şiirlerinden de yararlandım. Fakat tarzım tamamen farklıdır. Çünkü şahsımız şiirlerini yazarken konularını günlük olaylardan, dini değerlerimizden, toplumsal gerçeklerimizden, özellikle bilim ve teknolojinin şu an anlatılamayan bölümlerinden etkilenerek yazmıştır. Ve daha fazla anılarını anlatma yoluna giderek içinden gelen düşünceleri anlatmaya çalışmıştır. Şiirlerimi ihtiva edecek ana kitabımın fazla kalın olmaması için dizelerimi yan yana getirmek suretiyle birleştirdim. 14 hecelik yaptım. Yine de satır atlamamama, boşluk oluşturmamama rağmen gelecekteki kitap projemizin kalınlığı 2019’larda 1 metreyi geçecekti.
31 Aralık 1989’da “Yalnızım” adlı 1. Dönem ’in son şiirinin ardından “Nurullah” adlı bir yurt arkadaşımla tanıştım. Fazla samimi olamadığım Nurullah için “Nurullah’a” adlı ilk dini şiirimi gülümseyerek biraz da hoşgörü içerisinde 31 Aralık gecesi 1989’da yazmıştım. Kısaca bu şiiri hatırlatayım.
NURULLAH’A
Dostum NURULLÂH!
Dilimden düşmez ALLÂH (c.c.)!
Etkiledin beni VALLÂH!
Lâ ilâhe İLLÂLLÂH!
MUHAMMED (s.a.v.) RESÛLULLÂH!
(İlk Dini Şiirim: 1989)
Şiir anlayışımın o günden sonra Nurullah yüzünden bozulacağını yani değişeceğini nereden bilebilirdim ki? Bozulmak demekle kastettiğim şey dini değerlerimizi küçük düşürmek değil, şiirlerim dini olsun diye şahsımı şiir yazmaya zorlamamdan olsa gerek. Ölçü kafiye uygulayayım, dini değerlerimizi hatırlatayım, derken samimi şiirlerimiz yok olacak, ruhtan gelen şiirlerin yerine didaktik şiirler yayılacaktı.
2. DÖNEM ŞİİRLERİNE VE HAYATA KÖTÜ BAŞLANGIÇ:
1989’da fakülteyi bitirmem gerekiyorken tecrübesizliğimden, fakirliğimden, sefilliğimden, yalnızlığımdan, tembelliğimden üniversitem bitmiyor yurt süremizse doluyordu. EDİRNE KAPI ÖĞRENCİ YURDU hakkımız tükenecek sıkıntılı yıllar geçirecektik. Ertesi yıl ortalarında % 1 kontenjandan yurt tekrar çıkıncaya kadar biraz dışarılarda yersiz, yurtsuz, parasız kalacaktık. Herkes 5 yılda fakülte bitirirken biz yurtta 6. yılımızı dolduracaktık. 6 yıl da çarçabuk geçecek, okul 10 yıla kadar uzayacaktı. Tatilde eve dönemediğimiz için sokaklarda kalacak terminallerde, otogarlarda yatıp vakit geçirecektik, ara sıra evler de tutacaktık ama içinde kalmayı yaşamayı beceremeyecektik. Beyoğlu’nda Simitçi Sokak’ta tek odalı tahta ahşap 3. katta bir oda tutacaktık. Bitpazarından döşeyecek. Yatak, kilim, kap kacak, süpürge, boş teneke, battaniye vs. satın alıp masraflar yapacaktık.
Ev iyi değildi sallanıyordu. Duvarlarından soğuk giriyordu, yere koyduğum ekmek 5 dakikada farelerce yenilip bitiriliyordu. Yerde yattığım zaman da zıp zıp diyerekten yüzümden fareler yalın ayaklarıyla basıp geçiyorlardı. Tuvalet ortak kullanılıyordu, yıkanamıyorduk. Yıkanma yerimiz ortak kullanılan tuvaletti. Bu da mümkün olmuyordu. Bu 4 katlı ahşap evin merdiven basamakları dönerek çıkıyordu. Akşam vakti zifiri karanlık oluyordu. Bazı basamaklar kırıktı kapı önlerine geldiğimizdeyse süpürge kürek ayakkabı gibi gereçlere basıp düşme durumu vardı. Ev aslında terk edilmiş bir viraneydi. Emlakçı 50.000 da depozito alıp evi 30.000 liraya kiralamıştı. Kalmayacağımı hesap etmişti depozit elimizde kalsın diye. Sorunlarımız çoktu. Kış gelmek üzereydi. Verdiğimiz paraları alamadan evden çıkmamız gerekecekti. Emlakçı 3 aylık da peşin almıştı. Usul öyleydi. Depozitleri alamadan kira parasını da kullanamadan evden çıkmıştık. Ne depoziti ne de kalan kirayı veremeyiz diyorlardı.
Yine ev aramaya başladık. Daha iyi vaziyette başka bir eve geçtik. Beyoğlu’nda Simitçi Sokağı’ndaki bu ev ise bodrum kattaydı, penceresi çöplerle doldurulmuş yani gömülmüştü. Yukarıdan atılan her ne pis şey varsa odamın penceresinin arkasında birikmişti. Oturulamaz hâldeydi. Ama biz bu evi tutmuştuk. Çok kalamayacaktık sonradan o evden de depozitleri ve verdiğimiz peşin aylıkları alamadan çıkacaktık. O zamanlarda üniversite sınavlarımızda bol miktarda sıfır almamın sebebi okulumdan bir saatlik mesafelerde ev aramamız, yurt süremizin dolmuş olmasından dolayı yurtlardan çıkarılmış olmamızdı. Tanıdıklarımız da yoktu. Yol gösterenimiz olmayacaktı. Başvurduğumuz özel yurtlar bizi almıyorlardı. Üniversite öğrencisiydik ama gözlerine giremiyorduk. Kefilimiz yoktu. İstanbul gibi bir yerde boş boş dolaşıyorduk. Tecrübesizdik. Sıkıntılarımızdan dolayı artık psikolojik ilaçlar kullanmaya başlamıştık. İlaçlar ağırdı ama ders çalışamıyorduk. Uyku uyuyamıyorduk. Sefildik, perişandık. Üç beş yerden burs alan arkadaşlarımız varken biz hiçbir yerden burs alamıyorduk. Belki de babamız astsubay diye. Oysa 3 kardeş tıp okuyorduk. Yüzümüzde uzamış bakımsız sakallarımız uzun dağınık pis saçlarımız vardı, meczup sanılıyorduk. Apaçık yüzümüze meczup diyenler, polis diyenler, mit diyenler dedikçe diyenler vardı. Yurt süremiz dolduğundan yurttan çıkarılmıştık. Biz, suç işlememiştik derbederliğimizden de tembeldik. Bu anılarımızı eve aileme, çevreme anlatamıyordum. Şiirlerimize yansıttıysak da sonradan bahsedeceğim, Bitlis’e götürdüğümüz çok sayıda imha ettiğimiz şiir zarflarının içinde bu şiirlerimiz vardı. Utandığımızdan imha etmiştik. Derbeder şiirlerimizin hiçbirisi kalmayacak, şiirlerimizde bu tip anılarımız yok olacaktı. Şu an ki 1.000.000 dize şiirlerimin içerisinde o dönemin şiirleri yoktu.
NOTLARIMIZ SIFIR YA DA SINAVA GİRMEDİ GELİYORDU
Tüm notlarımız sıfırdı. Bunların sebebini kimse bilmiyordu. Herkes üç beş yerden burs alırken, mescit önlerine terliklerini sıralarken akşamları zenginlerin evlerine bedava yemek yemeye giderlerken biz hem davet edilmiyor hem de mit sanılıyorduk. Okulu aksatmadan para kazanmam lazımdı. Film işlerine girmeliydim. Film ajanslarına üye olmuştuk hâliyle de düzmece şekillerde film bürolarına borçlanmıştık elde ne varsa imzalarımız alındı diye borç ödüyorduk. Film setlerinde tanıştığımız kimselerden bazıları boş ver ödeme hiçbir şey olmaz, seni kimseye şikâyet edemezler, deseler de biz, mafya bizi bulur diye korkumuzdan borçlarımızı ödüyorduk. Sadece “…aştepe Film”’e 35.000 lira borçlanmıştım. Hatta bu ajanstan birisi, “Evlat bizde film falan yok en iyisi hiç boşa uğrayıp da zaman harcama biz senin paranı haksız yere aldık ve yedik, bari yol parası harcama okuluna dön burayı da sürekli vaziyette arama gelme!” Demişti. Arap Celal bize platosunda filmde rol beklerken nasihatler vermişti. Biz ciddiye almıyorduk. Demek ki kötü yola düşenler de böyle düşebiliyordu. Film işlerini bırakmış olsam hem bitpazarlarından ayakkabı, takım elbise almamıza gerek kalmayacak hem derslerimizi geçecektik. Sabah erkenden geleceksin film çıkabilir, deniliyordu. İşin en acı tarafı da buydu. Hem güncel tutuluyor hem de sabah erkenden gel film çekimi var denilerek kahvecilere çay parası vermemiz sağlanıyordu. Beddua etmiyordum çünkü daha büyük zarara uğrayanlar oluyordu. Kızların durumları daha kötüydü. Polise gidemediklerinden kötü yollara düşenlere rastlıyorduk. Biz sadece paramızı kaptırmış ümitli şekilde oyalanmaktaydık. “Rasim Bey yarın bana göre bir rol var mı?” Yok, denildiğinde diğer ajansa uğruyordum. “Nejat Bey yarın bana göre bir rol var mı?” Rol çıkıyordu ama para pul vermiyorlardı. Hem de bizim gibi tüm herkese. İlk üç filmin ücreti onların oluyormuş. Öyle diyorlardı, borçlarınızı ödeyin filmde oynatalım. Güya artist olacaktık. Filmler oldu ama hiçbirisi para ödediğimiz ajanslardan değildi. Zamanla tanıştığımız ya da denk geldiğimiz kişilerden dolayıydı. 38 film var, diyebiliriz. Kimisinde belliyiz kimisinde pek belli değiliz. Bazıları Ateşten Günler, Belene Adası, Kurt Dereli Mehmet Pehlivan, Kantodan Tangoya, Bizi Güldürenler, Şaban Pabucu Yarım, Ada, Aşık Oldum, Vurmayın, Emanet, Sevgiler Düşlerde Kaldı, Perili Köşk, Kaçak, Sokak Çocuğu, Karartma Geceleri… Üç beş de taverna filmi, iki fotoromanla reklam filmlerine de çıkmıştık.
DERBEDER HAYAT DEVAM EDECEK DİĞER YURTTAN DA KOVULACAKTIK
Terminallerde sabahladığımız günler olacaktı. Ev arasak cebimizdeki para artık yeterli olmayacaktı. Kötü düşünceli insanların tuzağına düşmek üzereydik. Mevlana Kapı’da tutmuş olduğumuz bir ev nedeniyle başımız belaya girmek üzereyken polisler tarafından kurtarılmıştık. 100.000 lira gibi paramız iade edilmişti. Polis arkadaşlar tavsiye ettikleri bir otelde ücretsiz kalmam için yardımcı oldular, yol gösterdiler. Ücret verme, dediler, istersen sana iş bulabiliriz dediler. -Öğrenci yurtlarında kalmam lazım, dedim vesile oldular. Çok yerde yurtlar varilken boş kontenjanları mevcutken, yok demekteydiler. Ama devrede polisler olunca boş yerler bulundu. Polislerin desteğiyle ve paramızla İskender Paşa’daki Siirt Öğrenci Yurdu’na yerleştim. Yıllık ücret ve depozit almışlardı. Çıktığın zaman ücret iade edilmez diyorlardı. Yemek de yurtandı. Siirtli öğrencilerin ucuza kaldıkları özel bir yurttu. Evden para gelmekteydi. Akşam vakitlerinde alt kata iniyorduk, sigara içiliyordu, yurt çok soğuktu, Kaloriferler yanmıyordu, yurdun içerisi temiz değildi. Üst kattaki etüt dondurucu şekilde soğuktu. Çay akşamları çıkıyordu. Derslerime bu yurtta çalışıyor ve derslerimi bir bir geçmeye başlamıştım. Anatomiyi, histolojiyi 4. kere almış diğer dersleri ise 3. kere almış hâldeyken dersleri geçmek üzereydim. Dedim, ne film işi ne de şiir, tüm dersler bir bir geçilecek. Ancak slogan atan arkadaşlarımız vardı, bize laf vuruluyordu, bizden de nasihatli ters tepkiler gelince şahsımın yurttan çıkmasını, rahat edemediklerini belirtiyorlardı. Bunlar üç beş kişiydi ve öğrencilerdendi. Bizi istihbarattan zannediyorlardı. Bir insan bu kadar sefil ve perişan olamaz sen mutlaka polissin, diyorlardı. Polis değilim dedikçe bize güvenemeyeceklerini defalarca belirtiyorlardı. Apar topar polislerce dışarıdan getirilmiş birisiydim. Neşeliydim sürekli konuşuyor herkesle geçinmeye çalışıyordum. Bu hareketlerimiz tehlikeliydi. Şahsıma güvenmeleri için her olumlu tavrı gösteriyordum. Her şeyden memnundum. Sığıntı da olsak tüm olumsuzluklara rağmen yurttan çıkmaya niyetimiz yoktu. Çünkü herkes gibi değildik. Kaliteli yurtlara herkes torpille girebiliyorken biz ortada kalmıştık. Uzun süre kalmam gerekebilirdi. Fakülte bitmeliydi. Herkese saygılıydım, yemeklerde ayrım yapılıyordu, fareler yemek tencerelerinin içinde geziniyordu. Yurtta kimsenin bulunmadığı bir sırada Yakup adlı arkadaş ansızın bu yurdu terk edeceksin, diyerek üzerime yürüdü ve apaçık linç edilmiştik, dövülmüştük. Ortada ne müdür vardı ne de bize yardım edecek birisi. Dövmüşlerdi. Bahaneleri de leğendeki yıkanmış çamaşırların tarafımdan betona dökülmesiydi. Biz, hiç yıkanmış durulanmış çamaşırları yere döker miyiz? Hiçbir zaman böyle yanlışlığı düşünemezdik. Aksine bize çamaşır yıka, deseler tüm çamaşırları yıkar ve asardık bile. Ardından odamıza gelmişler yurdu terk etmemi belirtiyorlarken bir genç bizi kurtardı. Arkadaş ameliyatlı dedi ve bizi dövmelerini engelledi. Samimi arkadaşım o gün yurtta yoktu. Eşyalarımı yurda koyamadım, koymayı da düşünemedim, emanete de teslim etmedim. Kış günüydü, toparlandım, okul zamanı İstanbul’dan Kayseri’ye bilet aldım ve yola koyuldum. Oysa tüm eşyalarım yurtta kalsa ne olurdu? Etüde çıkan kimse zaten yoktu, orada bırakabilirdik. Ya da tekerli bavulumuz olsa ne olurdu. Tekersiz bavullarla dolaşıp duruyorduk. Taksiye binme düşüncemiz de yoktu. Tüm eşyalarımızı samimi bir arkadaşımın odasına da koyabilirdim. Hem kim alabilirdi ki, alsa ne olurdu. Değersiz şeylerdendi. 3 ağır valizle ağır kış gününde okul dönemi evsiz, barksız, dostsuz vaziyette İstanbul’u terk etmek üzere Kayseri otobüsüne binmiş ailemizin yanına dönüyorduk. Kayseri’ye vardığımda, terminale indiğimde servis var mı, demeyi akıl edemedim, hiç kimse de servis var servisle Talas durağına gel, demedi. Kış günü karlar içinde sabahın beşinde yayan yürüyerek Talas durağına valizlerimle 1 saatte geldim. Eve geldiğimde sıkıntılarımı anlatamadım.
KAYSERİ’DE EVDEYDİM
Kayseri’de Annem ve babam bizi yüzümüzün hâlinden anlamışlardı. Bize ses de etmemişlerdi. Garanti sağlarcasına İstanbul’a tekrar dön, bir şey olmayacak, dediler. Ama nereye nasıl dönebilirdim? Sen hiç korkma istersen burada bir hafta kadar kal sonra İstanbul’a yurduna dön. Biz, arkandan sana dua edeceğiz, dediler. Hiçbir sorun oluşmayacak dediler. Kardeşim Yılmaz’a imrendim kaloriferli evde annemin, babamın yanında kapıcılı asansörlü lüks bir dairede 4 odalı bir evde, özel odası içerisinde, masası, yatağı ince açık mavi eşofmanlarıyla çay demleyip babamla sohbet etmekteydi. Erciyes Tıp Fakültesi uzak da sayılmazdı. Otobüsle 5 dakika, yürüyerek 15 dakika sürmekte. Babam şahsıma demişti. Oğlum seni sokakta bu şekilde görsem vallahi tanıyamazdım. Kardeşime imrendiğimizi hiç belli etmedim. O da farklı dertler taşıyordu. Fakültesinin dibinde okusa dahi Talas’tan Erciyes Tıp arası 5 dakika olsa da işin değerini bilemiyor gibiydi. Anneme babama laflar söylüyor zulüm ediyordu. Hiçbir şeyi beğenemiyordu. Demek ki tüm insanlar farklı dertler taşıyordu. O, kaloriferli ev rüyalarımın eviydi. O güzel sokak o güzel şehir Mars gezegeni gibi ulaşamayacağım yerlerdeydi. Hiçbir zaman bize iyi yerler nasip olmayacaktı. Zaten hiçbir zaman da nasip olmadı. Biz, hep pis evleri hak etmiştik. O kaloriferli evde biz bulunsak o çok sevdiğimiz annemiz babamız yanımızda olsa derslerden 50-60 alamaz mıydık? Alamasak da 45 alıp geçmemiz zor olmayabilirdi. Çayımızı demleyen olsa kahvaltılarımızı hazırlayanımız olsa ne olurdu sanki. Alışmıştık hapishane ortamı gibi yerlere diyeceğim Rabbe ağır olmasın diye söyleyemiyorum. Neden iyi şeyleri hak edemiyorduk, duygulu birisiydik çocukluğumuzdan beri 1982 yıllarına kadar annemizin dizinin dibinden ayrılmamış iken kendimizi İstanbul’da buluyor sıkıntılar yaşıyorduk. Üstelik cebimizde tek kuruş olmadan ömrümüzde hiç kimseden borç almamış bir kişi olarak canımız çekse bile istediğimizi tadamadan tek başına yaşayacaktık. Çevre bizi farklı melediğimizden olsa daima hep itecek hiç içine almayacaktı. 40 vakit namaz da kılsak tüm gün Kâbe’ye de gitsek düşünceler bakış açıları bizlere karşı bunlar mı olacaktı? Belki de bencillik edip daha kötü durumlara da düşebilirdik. Çünkü insandık. Siirt Öğrenci Yurdu’na dönemezdik. Yıllığımızı peşin ödemiş de olsak hem o para gitmişti hem de yurtta Yakup adlı arkadaş vardı. Bizi tekrar dövebilirlerdi. Anladığım kadarıyla ailemiz yurt müdürüne telefon etmiş olmalı ki Bedri Bey, anneme garantiler vermiş. “Çocuğun yurt hakkı var parasını ödemiş olduğundan Haziran’a kadar kalabilir, hem onu hiç kimse dövemeyecek biz, varız çocuğu gönder, kimse kılına zarar veremeyecek, laf dahi edemeyecek, gibi sözler vermiş. Annemin verdiği net garantili sözler üzerine valizlerimi derhal aldım ve Kayseri’den İstanbul’a Siirt Öğrenci Yurdu’na gitmek üzere yola çıktım. Kimseye bir şey yapmamıştık. Talas otobüsüyle Kayseri il merkezine geldim. El çantamı unuttuğumun farkına vardım. Ağır valizlerle tekrar Talas otobüsüne bindim Talas’ta indim televizyonun üzerindeki el çantasını alıp Talas otobüsüyle il merkezine indim. Oradan terminale terminalden de İstanbul İskenderpaşa’ya yurda girdim. Odama geçtim yerleştim.
TEKRAR SİİRT ÖĞRENCİ YURDU’NDAYDIM
Yerim boşaltılamazdı yıllık para ödemiştik. Devlet yurdu hakkımız da yok ki devlete başvurabilelim. Mecburen dayak yediğimiz yerdeydik. Müdür Bedri Bey bizi odasına çağırdı. Yakup seni dövmeyecek sana dokunamayacaklar, dedi. Annemin konuştuğunu söyledi. Onların aileleri ile görüştük Yakup’u yurttan alacaklar, dedi. Şahsıma üzülenler vardı, özür dileyenler oldu. Kızgın kişilerse ses edemiyorlardı. Dediler, senin yurtta kalmanı istemeyen Yakup T. senin suçsuz olduğunu biliyor. Yakup soluyarak nefes nefese yanıma tekrar geldi, gözleri dönmüş vaziyette yarı yere bakarak ağzından tükürükler çıkartarak çık! Dedi. Arkadaşlar tekrar araya girdi sen şimdilik yandaki kahveye git birazdan gel, dediler. Çıktık 20 dakikalığına kahveye gittik, cüzdanı almamıştık, kış günüydü, önümüze çay geldi para almadılar... Sonra döndük Yakup bir şey yapmayacaktı. İkna edilmişti. Arkadaş tıbben rahatsızdı. Zaten kısa zaman içinde onu ailesi alıp memleketine götüreceğini söylediler. Kalma hakkım olsa da yeni yurt aramam lazımdı, okula gitmeyeyim şahsıma yeni bir yer arayayım dedim. Yurtta yine sorun çıkabilirdi. Sanki yabancı bir köpek gibiydik. Oysa yurt tek başına sora sora mı bulunurdu? Yeni yer arıyordum. Yurtta şahsıma karşı sıkıntılar patlak verebilirdi. Çıldırmış birisinin saldırganlığı fitnesi hepsine mal edilemezdi. Sınav haftasıydı tüm derslerden yine kalmıştık ve kalmaya devam edecektik. Herkes sınava girerken biz devamsızlıklardan kalma eşiğindeydik. Derken, Koca Mustafa Paşa’da Antalya Öğrenci Yurdu’na rastladım. Kayseri’ye telefonla anneme haber verdim, annem yurt müdürünü aramış olmalı ki bizi yani şahsımızı dakikalarca dinlemişler, acımışlar ve yurtlarına almışlardı. Aynı anda da bize düzmece iş verdiler. Telefon odasına yerleş, dediler, sabah erken vakitleri kapıları aç geceleri de kapıları kapat. Akşam beşten sonra da telefonlara bak, dediler. Aylık almayacağız, dediler. Bize günde 1 öğün bedava yemek kuru fasulye pilav yarım ekmek bedelince yemek hakkı tanındı. Bütün bunları anneme mektupla anlattığımdan olsa onlar da yurt müdürüne hakkımda mektup yazmışlar ki bunu çok sonra anlamıştım. Annem yurt müdürü Emekli Albay Yaşar Bey’e bol pullu teşekkür mektubu ile yazmış durumumu anlatmıştı. O zamanlar mektuplaşma modaydı. Çünkü kaşı gözü oynayan sevimli müdürümüz o zamanlar 78 yaşında, seni annenin hatırı için yurdumuza aldık, demiş mektubu göstermişti. Annemizin komutu ile yönlendirilmiş yurda uğramıştık. Siirt Öğrenci Yurdu’ndan ayrılırken aynı anda eski yurt arkadaşlarımdan birisini de şahsımla gelmek istediği için bu yurda getirebilecek ve ücretsiz kalmasını sağlayacaktım. Bu çocuk da sana yardımcı olsun, sana arkadaşlık yapsın, demişlerdi. Ancak biz arkadaşımız Ahmet’e bunları söylemedik sadece yurtta rahatlıkla kalabilirsin, para ödeme dedik. Bu yurtta 3 yıl kadar kalacak ve kalan dersleri 8. 9. 10. yıllarımızda bitirip mezun olacaktık. Dertler tükenmiş, ilaçları kullanmak zorunda değildik. Düzelip yenilendik. Telefon odasında kalıyor orada ders çalışıyorduk. Görev gereği öğrencilerin tüm işlerine karışmak zorundaydık. Sigara içenleri uyarıyor engelliyorduk. Onlar da bizim mit olduğumuza inanıyor içlerine almıyorlardı. Biz, mit değiliz, dedikçe de yere batıyor itibar kaybediyorduk. Belki de mittik.
BİTEN ÜNİVERSİTE VE İŞ ARAMALARIMIZ:
Rabbimize binlerce kez şükürler olsun 1994 yılında Veteriner Fakültesini okul sonuncusu olarak 10 yılda tamamlamıştım. Sürpriz gibiydi. Kayseri’deydim, marketlerde el altından da olsa veterinerlik yapmaya başladım. Diploma asıyorduk hiç gelme hiç uğrama, paranı vereceğiz, çıkışını as yeter, diyorlardı. Kurallar böyleydi, formalite gereği çalışacaktık. Ay sonlarında üç beş kalıp sabun biraz da alışverişle eve dönüyordum. Ücret verirlerse de market başı az ücret veriyorlardı üç beş markete girersen asgari ücreti bulur, diyorlardı. Biz, kuralları uygulamak istesek de sanırım usuller böyleydi. Biz, sana hafta sonları iki kilo zeytin, iki kilo peynir vereceğiz, diyen bile vardı. Kadrolu iş yoktu. Uğradığım yerlere temizlik yapmalarını, etlerle ilgili saklama koşullarını anlatıyordum. Yine de kıymaya dalak karıştıranlar vardı. Diyorlardı, doktorum sen varken karıştırmayacağım ama siz gittikten sonra karıştırmaya devam edeceğim. Bir iki yeri uyardım işimize son verdiler bir daha uğrama, dediler. Bir yeri ihbar ettim, bu sefer de biz suçlu sayıldık. Mal sahibi olmadığımız için üç beş kere mahkemeye çıkarıldık. Beş kuruş aldığımız olmasa da kıymada bakteri üremiş, denildi, yürü karakola! Sanırım kâr eden markete hiç bir şey dememişlerdi Diploma bizim olduğu için sorumlu sayılıyorduk, meslekten 3 ay men edilmiştik. Verecekleri ücreti bile alamamıştık. Şahsımı meslekten bizzat kendim hem de ebedi men ettim. Hatta bunu savcılığa apaçık sözlü bildirdim. Biz, bu işi yapamayacağız, dedik. Piyasa adamı değiliz, dedik. Çıkışımız olsa da diplomamı almamaya karar verdim. Veterinerlik yapmayacaktım. İşi pek bilmiyorduk. Dilekçe verdik, askere gitmek istiyoruz, dedik. Samsun’a askerlik yapmaya gittik. Cebimizde sadece 40 dolar para ile. Günümüzün 271 lirası. Ailem ve çevrem para vermemişti Borç da isteyememiştik. Bizi uğurlamamışlardı bile. Babam zaten şuurunu kaybetmiş, diğerleri de bizi pek umursamamıştı. Demiştim 100 dolar borç verin. Demişlerdi sen hiçbir işi beceremeyen birisin, 100 dolara yazık olur. Bu yüzden de sadece 40 dolarla askere gittim. Askerde arkadaşlarımız bez keseler dolusu büyük jeton bile getirmişlerdi. Eşyalarımız da yok olanlar da ilk günden çalınmıştı. Askerden geldiğimde ailemizle birlikte İzmir’de önce Bornova’ya sonra da Şirinyer’e taşındık. Tekrar iş aramalarına başlamıştım. Tavuk aşıcılığı işine girmiştim. Bir limitet şirketinde işe alındım. İzmir’in köylerine sırtımda ilaç şişeleri tavuk aşısına gidiyorduk. Aşıladığım civciv tavuk parasının dörtte birini alıyorduk. Yarısı firmanın dörtte biri de işe gönderenin oluyordu. Dörtte bir ücret yetiyordu. Tam üç ay çalışınca sigorta sorunu çıkmasın diye 3 aydan fazla çalışılmıyor, denildi ve işten çıkarıldım. İyi ki de çıkarıldım çünkü akciğerlerim kümeslerde tamamıyla tıkanmıştı. Artık daha ciddi işler arıyorduk. Neresi çıksa gidecektik. Bu esnada inşaatlarda çalıştık, olmadı. Bir markette depoda iş buldum, çok mal geliyordu, her birini yukarıdaki kaydıraklı delikten aşağıya atıyorlar bizlerse onları etrafa düzgünce koyuyorduk. Tam iş bitti sanırken yukarı gel, denildi. Yukarı çıkınca rafları düzelt dediler, sürekli çalışıyor görünmemiz gerekiyormuş, dirseğimi rafa dayayıp da az dinleneyim, derken kameradan izlemişler, Kemal Sunal’ın filmlerindeki gibi ağzı pipolu ŞİŞMAN bir kodaman tipteki gibi bir adam yanıma yaklaştı sanki çok para veriyormuş gibi kaytardığımı ileri sürüp ileri geri konuşmaya başladı. Biz de rahmetli Kemal Sunal gibi komik ve haklı cevaplar verince bu adam serbest delidir, deyip işimize son verdi. Paramı eksiksizce çalıştığım gün sayısınca verdiler. 10 gün çalışmıştım. İyi paraydı. Kovulmasak iyiydi. Evdekiler harçlık vermeyince git iş bul, diyorlardı. Kâğıt toplayalım, dedik. Tekrar inşaatlarda çalıştık. Olmuyor hocam, dediler haftalığımızın üçte birini eksik verdiler. İlçelerde iş aramaya başladık, olmadı. Ciddi işler de vardı Pınar Holding’e girelim, dedik. Başvuruda bulunduk. Adamlar samimiymiş bizi beğendiler alabiliriz, dediler. Önce araştıralım inceleyelim dediler. Kabul edildik. Ancak ehliyetimiz yoktu. Dediler, ehliyet al gel sana süre vereceğiz adını kayıt ettik, o esnada biz de biraz araştıralım, dediler. Evvele yemekhaneye servis götürüp getirirsin ardından biz seni incelemiş oluruz Veteriner Hekim olarak işe başlatırız, dediler. Ehliyet sınavlarına başvurdum. Bornova’da Sürücü Kursu’na katıldım. Annemizden 900 lira kadar borç para aldık, kurs parasını peşin verdik. Yazılı sınavlarını geçtik direksiyon sınavında başarısız kabul edildik. Ehliyet alamayınca Pınar Holding işi de bitti. Ardından Ege Seramik’te iş bulduk. 1 ay çalıştıktan sonra işten çıkmak zorunda kalmıştım çünkü devlet işi bulmuştuk. Rabbe ettiğim dualardan olsa hayırlı bir iş bulmuştuk. Annemden borç aldım ve işe başladım Güneydoğu ilimize, Bitlis Güroymak’a gittim. Koşarak da olsa gittim o güzel işe başladım. Tüm kursları ve milli eğitimin verdiği tüm dersleri yüksek puanlarla geçmekteydik. Seminerleri tamamlıyorduk. Parasızlık sorunumuz kalmamıştı. Vatanımıza, milletimize, bayrağımıza faydalı insan olacaktım, insanları sevecek ve sayacaktım, istediğimi yiyebilecek istediğimi satın alabilecektim. Maddi manevi sorunlar yaşamayacaktım. Nankörlük etmeyip Rabbe şükür borçlarımı ödeyecektim. Hayvanlara bile hürmet edecek onları doyuracaktım. Fakirleri, ezilmişleri kollayacaktım. Her birisini fazlasıyla yapacak 25 yıl boyunca sözümüzde duracaktık. Rabbe şükürler olsun.
1996 yılında yerimizi, mesleğimizi bulmuştuk. Öncelikle henüz açılmamış ve düzenlenme aşamasında olan şiir müsveddelerimi poşetleriyle birlikte çoğunluğuna hiç dokunmadan yok edecek ardından şiir yazmaya ve şiir hayatıma sıfırdan başlayacaktım. Sıkıntılı dönemin şiirlerini düzenleyeceğime yok etmem daha iyi olabilirdi. Bazı şiirlerimi ayıklayıp almam da gerekebilirdi ama şiirlerimiz tasniflenemez şekillerdeydi. Poşetler oldukça ağırdı taşıma sorunu vardı. Kocaman bir kâğıt içinde üç beş karalama ve tarih. O başlığı alıp algıladığım olay ya da konuyu tekrar hatırlayarak, düzenleyip yazacağıma üstünü tükenmez kalemle çizip kâğıdı yere atmam sonrada onları yerden toplayıp imha etmem temiz ve düzenli bir hayatın zedelenmemsi için daha iyi olabilirdi. Dost bulamadığımızdan, hep itildiğimizden her ne varsa yazmış her ne görmüş isek yazmış ve bir kenara koymuşuz. Bazıları ise ölçü kalıplarıyla düzenlenmiş biçimlerdeydi. İmha etmemeyi çok düşündümse de yeni meşguliyetlerim yani işimiz engellenebilir diyerek imha etmeliydik. Oysa hiçbir şiirimiz suç teşkil edecek şekilde değildi. Evden ve aile çevremizden şiir yazma, hem şiir yazmak suçtur, hem artık senin bir işin var, diyenler de vardı. Siyasetle hiç bir ilgimiz olmasa da hiçbir suçu işlememiş de olsak tövbekâr olmuştuk. O dönemler biraz sıkıntılı ve gergin dönemlerdendi. Evimde televizyonum yoktu ama ekranlarda fikir özgürlüğünden bahsediliyordu. Şiir okudu diye suçlatılanları duyuyorduk. Ve üzülüyorduk. 1996 yılına ait tasniflediğim ayıklayıp aldığım şiirlerim hem kısa hem de biraz düzenli vaziyetteydi, bunları sıraladık ve şahsımıza aldık 1.188 adet olduğunu tespit ettik. Diğerlerini müsveddelerimizle birlikte düzenleyemeyeceğimizden tamamıyla yaktık ve yok ettik. Elde kalmış özel kitap müsveddelerini de yakmamız gerekecekti. Ciddi çalışmalar sayılamazlardı. Yok, saymam gerekecekti. 1996 yılına ait 1.188 adet şiirimizi bir bir ayıklayıp ve aldıktan sonra kalanları yok etmiştik. Kitap çıkaralım, dedik, Bitlis’ten aktarmalı bir şekilde diğer illere kişiler vasıtasıyla anlaşmalar yaptım, ama kitaplarım çıkmadı, üste daha da para istiyorlardı, diyordum anlaşmıştık ya. Dediler, şöyle böyle. Para eklemeleri yaptık. Dediler biraz daha para ver kâğıda şuna buna zam geldi. Dedim, kitaplar kalsın, basıma geçmeyin, iptal edin, aldıklarınızı helal ettim, sorun çıkmaz dedim. Elimde sadece dizgilerimizin müsveddeleri kalmıştı. Paramız boşa gitmiş, aldatılmış, kandırılmıştık. Sorun değildi pek anmadım ve üzülmedim. Durumumuz iyiydi. 1997 ve 1998 yıllarında 100’er adet şiir daha yazacaktım. İzmir ziyaretim esnasında turuncu renkli kitap özelliğinde özel matbaada 370 adet Selâm Çiçek Kökleri 6 adlı bir kitap çıkardım. ISNBleri olsaydı bu turuncu çalışmayı ve mavi renkli ilk kitabımı kitap olarak sayabilirdim. 1999’da 440, 2000 ve 2001 yıllarında ise 950’şer şiir yazacaktık. 2002’den 2007’ye kadar 5 yıllık dönemde 44 adet şiirimiz muhafaza altında kalacaktı. Belki de bu dönemin şiirlerini bilimsel içerik taşıdığından olsa UFO, UZAYLI VAKALARI gibi ya da deli laflarından imha etmiştim. Şahsımız sayısal verilere çok değer vermekte, sayısal değerler, şiirlerimizdeki özel ölçüler, şiir kapasiteleri hoşumuza gitmekte, özel ölçülerde bile sayısal kapasiteler kullanmaktan hoşlanmakta... İlerideki dönemlerde kitaplarıma dâhil edemeyeceğim sıradaki kitap çalışmalarımızın bu sefer bilimsel şiirlerden oluşmasını düşündüm. Siyasetten, politika yapanlardan tiksindiğimizden olsa bilimsel verilerle ya da uzaylı dostlarımızla ilgili şiirler yazmak istiyordum. Ama henüz başlayamıyorduk. Bilimi çok seviyordum. Bilimsel şiirler yazmaya başlamıştım. Gökyüzünde Hale-Bopp kuyruklu yıldızını sürekli izliyordum. Çeşitli hayaller kuruyordum. Bilime merakımız çoktu. Evde televizyonumuz vardı, uydu almıştım, bilim kanallarını izliyordum. Bu kaldığım yıllar içerisinde İzmir Buca’daki ailemi ziyaret ettiğim bir esnada balkonda balık pişirirken kocaman bir UFO görmüş olmamız ve ailece izlemiş olmamızdan dolayı ertesi gün de bizim gibi uzaylı UFOları hakkında bazı gazete haberlerine rastlamış olmamdan özellikle uzaylılar ile ilgili şiirler yazmaya başlamıştım. Uzaylı şiirlerimiz zamanla 9.500 sayısına ulaşacak, sadece “U” harfi ile başlayan uzaylı şiirlerimizin sayısı ise 3000 sayısını geçeceğinden ciddi kitap çalışmalarımıza başlayacaktık. Uzaylılar şahsımın ilham kaynaklarından birisi olacaktı… Çünkü toplum uzaylı kavramı duymak istemiyordu, elimizde Kur’an-ı Kerim’den başka kitap bulunmuyordu. Hangi ayetlerde “gök ehli” kavramları vardı? Diye başlayacaktım. Bu yüzden şahsımı tehdit etmişler ve susturmuşları, bizde gizli gizli araştırmalar yapmaya, bilgiler aramaya başlamıştık. Uzay ve uzaylı konusu öyle bir şekilde örtbas edilmiş ki bilinen gerçekleri bile şiirlerimle aktaramıyordum. Siz nasıl bir kişiye aşk duyabiliyorsanız şahsımız da bilimsel gerçekleri duygularıyla anlatmaya aşk duyuyordu. Tabi ki yeryüzünün ve gökyüzünün tek Rab’bi ALLÂH(c.c.) olduğunun da farkındaydım. Zaten biz uzaylıların varlığıyla değil yaşantılarıyla, geldikleri yerlerle, amaçlarıyla, beden yapılarıyla ilgileniyorduk. Hem uzaylılara olan merakımız daha da evvellerine inmekteydi. Ta o zamanlar arkadaşlarım tarafından uzaylılara ilgimiz sebebiyle şahsıma 1984 yıllarında Edirne Kapı Öğrenci Yurdu’nda bize “Feza Mehmet” derlerdi. Uzaylı Şairi olarak YENİ DÖNEM’in şiirlerine başlamıştık. NASA’dan da çekindiğimiz için bazı sızmış bilgileri, çok sayıda kaynakları nasıl kullanacağımızı bilemiyorduk. Kullansak da NASA’ya da MASA demek zorundaydık. Çevremiz, diyordu, uzay nedir, uzaylı nedir yazma o saçmalıkları, tamam diyor ve yok ediyorduk. Yanlarına çağırıyorlardı, uzaylı falan yok, sana uzaylı, diyorlar uzay kelimesini bir daha da anma, vs. vs. diyorlardı. İleride “UZAYLI ŞAİRİ”, diyenler de çıkacaktı. Evvelinden Feza Mehmet, diye anıldığımızdan bu hoşumuza gideceğinden alınmayacaktık. Hiçbir şiirimiz imha edilmeyecekti. Şiirlerimi daima imha mı etmeliydim? Biz kanun yazmıyorduk, yazdıklarımız şiirdir hakikatte ölçü olarak kullanılamazdı. Uzaylılar da bizim gibi aynı ALLAH’a ve onun birliğine inanmaktadırlar. Sadece ortamları ve konumları farklıdır. Uzaylı kavramı dini değerlerimize hiçbir zaman ters düşmemiştir. Şahsıma kızanlar varsa da onlar için bu hususta ilime, bilime, şairliğe zarar vermiş isek şairlerimizden ve şiirle ilgilenen tüm sanatsever kişilerden haklarını helâl etmelerini istiyorum. 2002-2007 Yozgat’a yerleşmeyi düşündüm. Yozgat’ın merkezinde 24 gün, Boğazlıyan’ın Çakmak Beldesi’nde 1.100 gün, Boğazlıyan’ın ilçe merkezinde 651 gün yaşayacaktık. Boğazlıyan’da anlaşılamadığımızdan ya da onlara layık olamadığımızdan pek sevilmeyecektim. Suç şahsımızdaydı, çok konuşuyorduk, işlerine karışıyorduk, etmeyin, eylemeyin diyorduk. ”Emmioğlu git,” denilerek keyfi şekilde el altından sürgün benzeri bir ceza alacak yine şahsımın onayıyla istemese de KONYA’nın Cihanbeyli ilçesinin Kandil Kasabası’na gönderilecektik… Farklı sorunlar meydana gelecekti. 2007-2008 Konya Cihanbeyli Kandil Kasabası’nda sorunlar başka boyuttaydı. ANLATILAMAZ ŞEKİLDEYDİ. Yeni hastalıklar bel fıtığı üç yerde, astım, boyunda dört fıtık daha, boyun düzleşmesi, kilo artışı. Aslında mutluydum ama dertler yine geliyordu. Bu iki yılda 133’er şiir yazacaktık. Dertler ruhtan gelmekte. Her ne yaparsak yapalım dertler bizleri terk etmek de bilmiyordu.
EK OLARAK: 2. Dönem şiirlerimin (2005-2010) yıllarına aitlik kesiminde 1387 adet şiirim bulunmaktadır. Bu zaman zarfında bilim ve astronomi ile ilgili şiirim az olup daha çok hayvan hakları ile ilgili, belirli gün ve haftalarla ilgili şiirler yazdım. Tıbbi konularla ilgili şiirler de yazdım. Evdeki yalnızlığım, çevremdeki yalnızlığıma etki yaptığından istediğim programları bulamadığımdan olsa televizyon ile ilgili sitem içeren şiirlerime de yer vermiş bulunmaktayım. Televizyonu çok seven birisiyim. Fakat her nedense reklamların ve kısa araların fazlalığından yakındım. Bu tip şiirlerimi isteseydim sırf yağcılık olsun diye, yererek değil överek de yazardım. Ama şahsım televizyonu hep yerdi. Bu hususta televizyon ve ilgilileri hiç alınmasınlar. Televizyonu çok seven birisiyim. 2010 yılında plazma dahi alacaktık. Demeyin, görgüsüz. Evde 3 adet değerli eşyamızdan birisi plazmamız diğeri bilgisayarımız olacaktı. Belki de boşta olduğumdan ve evin içerisinde yalnız yaşadığımızdan çevrenin ilgisizliğinden ve bekâr olduğumdan, televizyon çok sevdiğimden onu gündüz seyrediyor, reklamların çokluğundan bıkıyorduk. Oysa reklamlar çok gerekli şeylerdir, şimdi bu bilinçteyiz. Reklamların fazlalığına çok fazla değinmemizi yadırgamayın. Bunlar gibi çok hassas düşüncelerimiz vardı, garibanlığımızın ileride istismar edilmesinden de korkuyordum.
KONYA MERAM YENİ ŞEHİR MAHALLESİ, SİLVAN SOKAK’TA 11. YILIMIZ VE CİDDİ 17 KİTAP: 2009-2019 yıllarını Konya’nın Meram ilçesinin Arif Bilge Mahallesi’nde Silvan Sokak’ta geçirecektim. Çarşısının, bakkalının olmadığı çok tenha bir yerde ev Durmuş Ali Bey’in evini tutmuştum. Ailesi çocukları gerçekten de çok temiz insanlardandı. Yanımızda kocaman bir mezarlık önümüzde de aşağı tarafı tren yolu nedeniyle kapalı bulunan bir cadde bulunmaktaydı. Rabbimize daima şükür borçlarımız vardı. Eski günleri yaşadığımızdan dini değerlerimizi azaltmayacaktık. Mahallede kedileri sürekli doyurmam ve beslemem endişe oluşturacağından pek sevilmesek de hayvanları, insanları, çocukları hep sevecektik. Merhamet kavramından uzaklaşmayacaktık. Rabbimize verilmiş sözlerimiz vardı. Ev üç katlıydı ama oturduğum bölüm ikiye bölünmüş bir daireydi. İki odalı bu evin bir de mutfağı vardı ki kediler için oda yapmıştık... Kediler diğer odalara da girebiliyorlardı ancak sayıları evin içerisinde 35 civarındaydı. Az göstermeye çalışıyorduk. Sürekli vaziyette mamaları günde iki öğün ciğerleri mutlaka veriliyordu. Fazladan da şahsımca yumurta, süt, yoğurt, balık veriliyordu. Kısırlaştırılanlar olduğu gibi ilaç gibi ek masrafları da çok oluyordu. 10 yıldır aynı evde oturuyordum. Sokağın kedileriyle Rab’be şükür rahattık. Şu an bile inanır mısınız yatak odamızda gece 4’ten beri oturmaktayım şu an saat 07.19 Aralık’ın 28’i gündüz -2 gece -10 derece. Elektrik sobamız kedilerin odasında yanmakta. Bizim odamız buz gibi soğuk. Onlar ısınsın yeter, biz sabredebiliriz. Yerimiz yurdumuz yoktu ama Rab’bimizle birlikteydik. Sabah namazlarını camide kılıyordum. CİDDİ ŞİİR VE KİTAP ÇALIŞMALARIMIZ BU EVDE GERÇEKLEŞECEKTİ. Ciddi bir şekilde On beş KİTAP ÇIKARACAKTIK. Evvelki kitaplarım hem yarı korsan hem de ne olduğu belli olmayan ISNB’siz denetim pulsuzken bu on üç kitabımız UĞUR TUNA YAYINLARI’NDAN, HER ŞEYİYLE UYGUN GERÇEK KİTAP SAYILACAKLARDI. DAĞITIMLARI BULUNACAKTI. 2. Dönem şiirlerimin 2005-2010 yıllarına aitlik kesimindeki 1387 adet şiirimiz daha çok şerefli milletimize ve şerefli gençlerimize daha layık daha güncel yani daha geçerli şiirler yazma planlarımızdan oluşmuştu. Vatan, millet konuları ile ilgili, hayvan haklarıyla, merhametle, belirli gün ve haftalarla, tıbbi konularla ilgili şiirler yazacaktık…
3. DÖNEM ŞİİRLERİM 2011-2015, 5 YILDA 13.984 ŞİİR, Okul Öğrencilerine Şiirlerim
Bu dönemin en önemli olayı 10 Mayıs 2011’de Antoloji Comla tanışmış olmamdır. 2011’de 1900 şiir, 2012’de, 6859 şiir, 2013’te de 1311 adet şiir 2014’te de 2014 adet, 2015’te 1900 şiir yazdım. Şiirlerimi haftadan haftaya siteye yüklemekteydim. Bu şiirlerimi düzenlerken bel fıtığı hastalığım, gözlerimde tansiyon ve astım hastalığım bir de yalnız yaşamış olmamdan kaynaklanan meseleler yüzünden biraz zorlanıyorduk. Şahsımız için bu iş pek kolay olmuyordu. Evde bilgisayar masamın ve uygun bir yerimin olmaması nedeniyle de diz üstü bilgisayarımı sandalyenin üzerine monte ettim. Yazıcımız da sandalyenin üzerinde bulunuyor. Sandalye bilgisayar masam oldu. Farem halının üzerinde, sağ dirseğim halıda yani yerde klavyem kucağımda yani sol elimin avuç içinde üç parmakla şiirlerimi yazmaktayım. Sol elimin sadece başparmağı ile sağ elimin baş ve işaret parmaklarını kullanmaktayım. Klavyemse sol elimin başparmağı hariç diğer dört parmağımın içinde tutmaktayım. Tüm şiirlerimi bu şekilde yüklemeye başladım. Bu durumlar da imkânlarımın kısıtlı olmasından kaynaklanıyordu. Ayrıca etrafım da da bol miktarda sokak kedisiyle yer yatağına uzanmış şiir yazıyor yükleme işlemleri yapıyordum. Sistemim pek değişmedi. Şiirlerimi 7+7’lik çift dizelik hâle dönüştürdüm. Maksadım şiirlerimin az yer kaplamasını sağlamaktı. Bu yüzden de kıtalık şiirlerim bu dönemde yoktur. Şu an 19 Ocak 2019 Saat 19.00 İtibarıyla Antoloji Com’a 22.964 şiir yüklemiş durumdayım. Ayrıca adımıza ikinci bir hat açmışlar ikinci hattımızda da 950 adet şiirimiz mevcut. İki yıl kadar daha yüklemeler devam edecekti.
OYLARI OLMADIĞINDAN MI ONLARA BAKMIYORUZ?
ocukken mahalleye ekipler gelirlerdi köpekleri tüfeklerle vurup acılar içerisinde öldürürlerdi. Bu olaylar sürekli tekrar ederdi. Bunları anlatamazdık. Anlatsak ya sustururlar ya da öyle bir şey olmamıştır yanlış görmüşsündür derlerdi. Yaşım ilerledikçe bu manzaralar hiçbir zaman eksilmedi. Elimden geldiğince sokak kedilerini evime aldım ve onları eşit bir şekilde ayrım yapmadan doyurmaya çalıştım. Evi kedilere ayırmıştık, rahatsız edilmiyorlar incitilmiyorlardı. İstediklerinde dışarı çıkıp gelebiliyor, istediklerinde doğurabiliyor ecelleri geldiyse hastalanıp ölebiliyorlardı. Kimisi mutfak penceremizde kimisi yatak odamızda kimi de ön balkonda yaşıyordu. Sonradan mutfağı onlara açmış oda olarak hazırlamıştık. Banyomuz yatak odamız dahi onlara açılmıştı. Boş odamız yoktu. Mutfağı da iptal etmiştik. Hem yeme içmeleri kolaylaştı hem de sürekli taş atan yaşlı teyzemizden korunmuş oldular. Hayvanlara sürekli işkencelerin yapılması, fotoğrafların korkusuzca yayımlanması, hayvan hakları kanununun çıkarılamayışı, yüzünden Facebook’tan 4200 hayvansever dostumu acı manzaralar görmemek için tek tek silmek zorunda kaldım. Rab can taşıyanlara yardım etsin. Taş kalpli insanlara vicdan, merhamet versin
ŞİİR YAZMA ZAMANLAMALARIMIZ HAKKINDA
Diyorlar, sen bu kadar şiiri nasıl yazabildin? Biz de diyoruz ki 24 saatlik bir günü acil işlerimiz istisna ve dışarıdaki işlerimizi de gördükten sonra ekseriyetle aşağıdaki vakitlere bölüyoruz.
1. YORGUN VAKİTLERİMİZ 17.00-21.30: Saat 17.00, 18.00 gibi eve döndüğümden şahsımı karşılayan, tok kedilerime ikramlarda bulunuyorum. Sabahtan hazırlanmış bulunan yemekleri, mamaları ve suları bulunduğundan evimiz de açık olduğundan karınları tok oluyor. Sadece sevgi ve göz hakkı bekliyorlar. Üçgen peynirler gibi. Çayımı içiyorum televizyon kanalımı açıyor yatıyorum. 19.30 gibi dizi filmimi Sakarya Fırat vs ve haberleri izlemiş oluyorum. TV açık şekilde akşam en geç 21.30’a kadar uykumuzu almış oluyoruz. Böylelikle yorgun zamanımızın bir kısmını uykuya ayırmış oluyoruz.
2. DİNÇ VAKİTLERİMİZ 21.30-24.00: Televizyonu açıyoruz, çay demliyor ve kahvaltı yapıyoruz. Siyah çikolatalardan yiyoruz. Şu yüzde 60 kakaolu olanlardan. Kedilerime ayrım yapmadan üçgen peynirlerini tek tek veriyorum. Yabancı film izliyorum. Sabah ki vakitte oluşturmuş olduğum şablonlarımdan ve başlıklarımdan yeni şiirlerimin temel ana temalarını oluşturuyorum. Ve şiirlerimiz başlıklarıyla sıralanıyor. 24.00 gibi yatıyoruz. Fazla uyuyamayacağız, uykumuz azdır ama derindir.
3. ŞİİRLERİMİ TAMAMLAMA VAKİTLERİMİZ 04.30-08.00: Saat 04.30’te uyanıyoruz. TV’yi açıyoruz, banyodaki kazana su koyup ısınmaya bırakıyoruz. O esnada eski çayı ısıtıp içiyoruz, kahvaltı yapıyoruz, kediler toplanıyor göz haklarını veriyoruz. (Balık konserve karışımlı marka vermeyelim.) 2 paket makarnayı az suda haşlayıp balıkları katıp iyice karıştırıyoruz. İçindeki acı biberleri bir yere ayırıyoruz ve mutfağın beyaz fayanslı betonuna döküyoruz. Yiyecekler ertesi güne kadar sokaktan gelenler de dâhil tamamıyla tükeniyor. Yıkanıyoruz. Banyoya girdiğimizde asıl çayımızı demlemek için ocağa koyuyoruz. Kur’an’ı Kerim dinliyoruz namaz kılıyoruz, çoğunlukla camiye de uğrayabiliyoruz. Genelde sabah namazlarımızı camide kılarız. Akşam ki iskeletlerini oluşturduğumuz şiirlerin düzenlenmesiyle meşgul oluyorum.
Tek kişilik masamın alt bölümlerinde battaniyeli raflarda kedilerimiz edeplice uyumaktalar. Bilgisayarım yazıcım klavyem malzemelerim kahvaltılıklarımın hepsi üzerinde. Balkon kapımsa sürekli dayalıdır. Biz bu esnada şiirlerimizi düzenliyoruz. Saat 07.00 gibi kılık kıyafetimizi düzenleyip etrafı biraz toparlayıp ışıkları ocağı kapatıp, çöpleri alıp dışarı çıkıyoruz.
4. İBRET TOPLAMA VAKİTLERİMİZ 07.00-17.00: Çalıştığımız iş dâhil toplum içerisindeyiz. Takma ad söyleyenler olabiliyor. Saf olduğumuzdan alay edenler oluyor, olumsuzluklar duyuyoruz. Para isteyenler, borç isteyenler, bize yemek yedir, diyenler oluyor. Biz, onlarla iç içe kaynaşmış durumdayız. Bu esnada bize sen polissin sen mitsin diyenler de oluyor. Tek sorun en yorgun ve en kötü vakitlerimi halkın içerisinde konuşarak geçirmemiz. Zarar vermemiş de olsak zarar görebiliyoruz. Hocayız, öğretmeniz, veterineriz demiyoruz. İşte bu esnada aklımıza belli şiir konuları geliyor. Başlıklarını “14’lük Kız Oturur 52’lik Yorgun Adam Ayakta”, “3 Liraya Gömlek” şiiri gibi o şiirlerimizi Dinç Vakitlerimizde şiirleştirmemiz gerekiyor.
KİTAPLARIMI KONULARINA GÖRE GRUPLANDIRMA YOLUNA GİTTİM
Reklamı yapılmamış, duyulmamış şair adayıyım. Tanınmış sayılmayız. Kendi hâlimize tek başınayız. Evvelden yazdığımız şiirleri düzenleyerek, muhafaza edemiyorduk. Bilgisayar satın almış olmam bu işi biraz düzene koymama neden oldu. Ev işlerimiz çoktu, 38 yıldır yalnız yaşıyorduk, yemeğe gitme dertlerim, yolun hep uzak oluşu, araçların seyrek oluşu, imkânsızlıklarımız daima engellerimizdendi. Bu yüzden de eve döndüğümde yorgun oluyor yatıyordum, biraz uyuyup tekrar kalkıyorduk. Şiirlerimi yazmaya başlarken çay demliyordum, bol şeker atarak çay içiyordum yanında da çikolatam ya da baklavam yoksa şiir yazamıyordum. Şiirlerimi belgelemek için kitaplaştırmam iyiydi. Dedim, tüm şiirlerimi konularına göre gruplandırayım. Bu düşünce ile 16 adet kitap çıkardım. 3 kitap çalışmamız daha var ki çıkarmayı düşünmekteyiz.
ESERLERİMİZLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİMİZ
BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR ŞİİRLERİ 1 ve 2
1 ve 4. Kitaplarımızdır
192 ve 308 sayfadır.
Bir arkadaşımın anma gününde TSE ile ilgili bir şiir bulamaması üzerine belirli gün ve hafta şiirleri yazma gereği duymuştuk. Zaman içinde en az 950 kadar belirli gün şiiri yazarak işi sürdürdük. Bu kitaplarımız “Belirli gün ve haftaları daha anlamlı kılmak, okullarda değerlendirilecek belirli gün ve haftaların öğrencilerimiz tarafından algılanmasını sağlamak amacıyla, seçkin ve seçilmiş şiirlerimden derlenerek hazırlanmış eserdir. Çalışmalarımızın amacı; bu konuda tüm öğretmen ve öğrencilere ve ilgilenen kişilere yardımcı olmaktır. Bilinen ve bilinmeyen belirli günlerimiz hakkında milli manevi ve temiz düşüncelerle bu iki kitabımızı sunduk.
UFO VE UZAYLI ŞİİRLERİ
2. KİTABIMIZ
981 SAYFADIR.
Bu kitabımızın ismi yanlışlıkla UFO VE UZAYLILAR ŞİİRLERİ olarak yani çoğul eki ile çıkmıştır. Bu kitabımda ALINTI YAPTIĞIM KAYNAK KİŞİLER, SEVDİĞİM, TAKİP ETTİĞİM KİŞİLER ANLAMINA GELMEMELİ. İDEOLOJİSİNİ TANIMADIĞIM ÇOK SAYIDA YABANCI BİLİM ADAMINDAN, devlet adamından ALINTI YAPTIM. Yalan yanlış da olabilir ki BİLGİ AKTARDIKLARI İÇİN ALINTI YAPMAM GEREKİYORDU. ÇOĞUNLUĞU DA TAMAMIYLA GİZLİ BELGELERDEN… Çalıntı olacağına alıntı olsun istedik. Uzaylı yaratıkların var olmaları ile değil yaşayışları nereden nasıl geldikleri ile onların Rab inançlarına bakışlarıyla, değerleriyle, hangi gezegenlerden geldikleriyle, Dünya’mızda ne zamandan beri bulunduklarıyla ilgilendik. Bazı yerlere bol espriler kattık bazı eklemelerde bulunduk. Açıklanamayan sır bilgileri değiştirme usulüyle ima etme yoluyla yazmış olabiliriz.
ON BEŞ TEMMUZ ŞİİRLERİ
3. KİTABIMIZ
112 SAYFADIR.
ON BEŞ TEMMUZ ŞİİRLERİ kitabımızı acele şeklide düzenlemeden yayınevine vermiştik. Yayınevinde 13 ay beklemişti. Şiirlerimiz güncelliğini yitirmişti. Sevincim yarım kalmıştı. Kitabım istediğim gibi olmamıştı. Milli duygularımızı yürekten verememiştim. Yanlışlığımız yoktu eksikliğimiz vardı. Bu kitabın 2’sini de çıkarma düşüncemizi bu yüzden iptal etmek zorunda kaldık.
Değerler Eğitimi ŞİİRLERİ 5. Kitabımız Değerler Eğitimi ŞİİRLERİ Kitabımız 180 sayfadır.
Değerlerimizin sürdürülmesi için şiirlerim evvelinden mevcuttu. Daha ilköğretim okullarına değerler eğitimi konulmadan biz bu konuların farkına varmış milli manevi değerlerimiz hakkında şiirler yazmıştık. Değerler Eğitimi Şiirleri, kitabımızı okulumuzda bulunan tüm öğrencilerimize ve mahallemizde bulunan okul çocuklarımıza diğer kitaplarımızda olduğu gibi dağıtmıştık. Bunları ücret karşılığı için değil yüce toplumumuzun milletimizin örf ve adetlerinin, büyüklerimize saygının eksilmemesi, vatan millet şuurumuzun yüceliğinin sürmesi için gönül rızası için yapmaktaydık.
VATANSEVER ŞİİRLER 1-2
6. VE 14. KİTAPLARIMIZ
208 VE 400 SAYFADIR.
Millet, bayrak, vatan, devlet kavramları ruhumun derinliklerinde yer almış yüce kavramdır. Şahsını ve düşüncelerini kendime sürekli rehber aldığım rahmetli babam Türk Hava Kuvvetleri'nde şerefli bir astsubaydı. 10 yaşlarımızda iken bizleri Mürted Hava Üssüne götürmüş bizlere çocukluğumuzdan beri manevi ve milli ruh aşılamıştı. Hava Kuvvet Komutanlığını görmüş olmamız hava üssünde beklemekte olan jetlere binmemiz gibi. Asker arkadaşlarıyla tanışmış olmamız, şahsımın milli manevi değerlerine örnekler kazandırmıştı.
Evimin içinde tavandan yere kadar bayrağımız asılıdır. Bu bayrak hiç inmedi. Sandığımda en az 40 adet ay yıldızlı tişörtlerim bulunmaktadır. 1996’da Güneydoğu’ya öğretmen olmaya gittiğimde üzerimde ay yıldızlı tişörtüm vardı. 1998’de babam vefat ettiğinde aynı yerden İzmir’e ay yıldızlı tişörtümle gelmiştim. Çocukluğumdan beri bayrak kırmızısı gömlekler giyindim. Amirlerim kırmızıyı çok giyiniyorsun demeseler giyinmek isterdim.
MÜSLÜMANLIKTA HAYVAN HAKLARI VE ŞİİRLERİ
7. KİTABIMIZ
KİTABIMIZ 208 SAYFADIR.
Kediyi Sevmek İmandandır. Peygamberimiz yine der, “Ebu Hureyre Utanma, Öğün Sen Kedi Babasısın!”, Bizler ise çevrenin kınamasından korktuğumuz için hâlen kedi beslemeye utanır hâldeyiz. Bazen de ya korktuğumuzu ya tiksindiğimizi ya da tırmaladığını belirtir yalanlar ve iftiralar dizeriz. Bencil deriz yok ahrette bize iftira atacakmış da yok bize hiçbir şey vermedi diyecekmiş de vs. vs. Oysa ahirette Rabbimize kim yalan söyleyebilir ki? Biz bu hadisler ışığında çok sayıda şiirler yazdık. “Hz. Muhammed(s.a.v.), Muazza'yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmişti” Her nedense İslâm’da bu denli hadisler olmasına rağmen toplumda kedi için merhametli vicdanlı kesimler hep dışlatılmış ve itilmişlerdir.
YÜZYILIN ŞİİRLERİ I, II, III, IV, V
8, 9, 10, 11, 12. KİTAPLARIMIZ
112’ŞER SAYFADIR.
Hayvanlara yapılan zulmün sürmesi üzerine iddialı şiirlerimi kaldırdım hayvan hakları ile ilgili şiirleri sundum. İçindeki tüm şiirleri harf sırasına göre dizdim ve kitaplarımı böldüm. 5 cilde paylaştırdım. Kitapların ismi ve resimler biraz aceleye geldi.
OTİSTİK ÇOCUK ŞİİRLERİ
13. KİTABIMIZ
432 SAYFADIR.
Şair, Konya Meram Kozağaç Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Özel Eğitim Uygulama Merkezi’nin I. Kademesi’nde Otizm 2/A Sınıfı Öğretmenliği yapmaktadır. Şair, otizmli çocuklarla, onların eğitim ve öğretimlerinde yürekten çalışmasıyla adeta gönüllüdür. Şair; kitabını annesine olan sevgisi ve saygısıyla ondan aldığı ilham ile birlikte tüm engelli bireylerimize atfetmiştir. Ayrıca bu kitabının baskıları dâhil tüm gelirini de KONYA MERAM KOZAĞAÇ ESNAF VE SANATKÂRLAR ODALARI BİRLİĞİ ÖZEL EĞİTİM UYGULAMA MERKEZİ Okul Aile Birliği’ne bağışlamıştır. Şair der, Otistik Çocuk Şiirleri kitabımız Veteriner Fakültesinden edindiğim tıp bilgilerine yabancı olmadığım için evvelden düşünülmüş bir projeydi. 461 kadar otistik çocuk şiirinden ve fazladan da eklediğim 80 engelli şiirleriyle oluşturduğum 541 şiirlik kitaptır. Bu kitabın 2. Baskısı yapılmış olup elde edilen tüm geliri ilgili okulun Okul Aile Birliği’ne makbuz karşılığında teslim edilmiştir. Otistik engelli çocuklarımızı ve diğer engelli öğrencilerimizi dik duruşlu tüm insanlarımızı, vatanımızı, devletimizi, bayrağımızı, milletimizi değişmeyecek bir şekilde çok seviyorum. Tüm düşüncelerimi gönülden, kalpten inanarak savunuyorum. Rastladığım her ortamda her yerde. Rabbimiz değerlerimizin sürmesini sağlasın! Der.
SAĞLIK VE TIPTAN ANMA GÜN VE HAFTA ŞİİRLERİ 1, 2, 3
15, 16, 17. KİTAPLARIMIZ
416, 480 VE 480 SAYFADIR.
Günü bilinen tüm hastalıkları işledim. Eylül, Ekim, Kasım gibi ay ve gün sıralamalarında bulundum. Taşmayacak sayfa düzenleri oluşturdum. Her hastalık bir ya da iki sayfa ya da daha fazla sayfaya taşmayacak şekilde konuldu. Sayfa taşmasın diye satır boşluklarını kaldırdım. Şiir tarihlerini de kaldırmakla yoğunlaştırma yoluna gittim. İçindekiler sayfasını bile sayfa sınırlarında tuttum ve 1000 civarında şiirimizi 480 sayfalık kitabıma yerleştirdim. Bu yaptığım düzenleme şiirleri yazmaktan daha da zor. Hatta bu eseri hazırlarken önce kendi kendimi aydınlatmam bilinçlendirmem ise çok fazla zaman aldı. Sizlerden isteğim bu kitabımı okumanızdır. 2. Ve diğer baskılarının da yapılmasını sağlamanızdır.
Şiirlerimiz adımız soyadımız eksiksiz yazıldığı sürece tüm kitaplarda bulunabilir, sitelere alınabilir, şarkılarda kullanılabilir, bestelenebilir, herhangi bir izne gerek yoktur.
Şiirlerimizle verdiğimiz tüm bilgiler kişileri tanı ve tedaviye yönlendirme amacı taşımaz. Tanı ve tedaviye yönelik işlemlerinizi doktorunuza danışmadan uygulamayınız.
NOT: 1988-1994 yıllarına ait üzerinde adımın geçtiği “Selâm Çiçek Kökleri” adındaki kitap niteliği taşımayan fotokopi şeklinde ya da izinsiz, ISNB’siz, denetim pulsuz, yayım evsiz, vergisiz özel matbaalarda az sayıda basılarak, hediye olarak verilmiş, piyasada hiç satılmamış, alımları, dağıtımları yapılmamış 32-48 sayfalık müsvedde kitap çalışmaları hiçbir şekilde şairin şahsına ait sayılmazlar. Hiçbirisi de şahsımın kontrolünde ve denetiminde çıkarılmamışlardır.


Eserleri


1-BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR ŞİİRLERİ (192 Sayfa)
2-UFO ve UZAYLI ŞİİRLERİ (982 Sayfa)
3-On Beş Temmuz Şiirleri (112 Sayfa)
4-Belirli Gün ve Haftalar Şiirleri 2 (308 Sayfa)
5- Değerler Eğitimi ŞİİRLERİ (180 Sayfa)
6- VATANSEVER ŞİİRLER (208 Sayfa)
7- MÜSLÜMANLIKTA HAYVAN HAKLARI VE ŞİİRLERİ (216 Sayfa)
8- Yüzyılın ŞİİRLERİ I (112 Sayfa)
9- Yüzyılın ŞİİRLERİ II (112 Sayfa)
10- Yüzyılın ŞİİRLERİ III (112 Sayfa)
11- Yüzyılın ŞİİRLERİ IV (112 Sayfa)
12- Yüzyılın ŞİİRLERİ V (112 Sayfa)
13-Otistik Çocuk Şiirleri (432 Sayfa)
14-VATANSEVER ŞİİRLER 2 (400 Sayfa)
15-Tıptan Gün Ve Hafta Şiirleri (416 Sayfa)
16-Tıpta Gün Ve Hafta Şiirleri 2 (480 Sayfa) Basım aşamasında
17-Tıpta Gün Ve Hafta Şiirleri 3 (496 Sayfa) Basım aşamasında