Mehmet Tevfik Temiztürk 2: Hayatı, Biyog ...

1130

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

MEHMET TEVFİK TEMİZTÜRK 2 HAYATI

ŞAİRİN HAYATI
ŞAİR, VETERİNER HEKİM, ÖĞRETMEN MEHMET TEVFİK TEMİZTÜRK’ün HAYATI, ŞİİRLERİ ve ŞİİRLERİ ÜZERİNDEKİ DEĞERLENDİRMELERİ, ANILARI VE TESELLİLERİ…
Şair: Mehmet Tevfik TEMİZTÜRK 18.07.1964’te Kırşehir Mucur’da doğdu. Emekli Havacı Astsubay Osman Temiztürk ve Hatice Temiztürk’ün oğludur. İki kardeşi Ekrem Yılmaz, Mesut Kerim ve bir ablası Sevda Baltalı bulunmaktadır… Baba tarafından Mehmet Hoca’nın Mehmet Tevfik Temiztürk, anne tarafından da Köse Vaiz Sülalesi’nin Osman Canatan’ın torunu olup seyyid soyu şeceresi ile anne ve baba sülalelerinin 3 asırlık bölümü Mucur’da doğmuş ve yaşamışlardır.
Şair; İlkokulu Fahri Çaldağ İlkokulu, ortaokulu Balgat Ortaokulu, liseyi ise İzmir Buca Lisesinde okudu. Üniversite tahsilini İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesinde tamamladı. Şair şu an otizmli çocuklara eğitim ve gönül veren onların kendi ayaklarında durması için ellerinden geleni esirgemeyen öğretmenlerin ve çalışanların bulunduğu bir okulda KONYA’nın Meram ilçesinin Kozağaç Mahallesinde Esnaf Ve Sanatkârlar Odası Birliği Özel Eğitim Uygulama Merkezinde SINIF ÖĞRETMENLİĞİ YAPMAKTADIR. Esnaf Ve Sanatkârlar Odası Birliği Özel Eğitim Uygulama Merkezi I. Kademe Otizm 1/A Sınıfı Öğretmeni’dir. Öğrencileri bulunmaktadır. Bu kitabını ileride olabilecek tüm baskılarının geliri de dâhil olmak üzere tek kuruşuna dokunmadan otizmli çocukların hatırına adamış ve onlara bağışlamıştır.
ŞAİR, ŞİİRLERİNİN KONUSUNU ŞÖYLE AÇIKLAR
Şiirlerimle duygu ve düşüncelerimi işlerken değerlerimizi, değer yargılarımızı samimi ve içten gelen duygularımla ruhumda yaşayarak şiirleştirme yoluyla kendi nefsime nasihat amacıyla işledim… İlham kaynağımı, dini değerlerden, insanlar arası ilişkilerden, toplumsal gerçeklerden, yaşadığım sorunlardan, tecrübelerimden özellikle bilime duyduğum meraktan aldım… Etrafımda her ne varsa bir bakışla inceledim, yaşadıklarımı ibret olur temennisiyle samimi düşüncelerimle anında şiirleştirdim. Yani tüm ŞİİRLERİM GÜNLÜKLERİM gibidir… Samimi düşüncelerimi içimden geldiğince yazmaya çalıştım. Bu çalışmalarımı 1974’lerden beri uyguladım. İlk zamanlar müsvedde kâğıtlara yazıp düzenlemeden kaldırdığım için yazdığım şiirler düzenlenemez hâle gelmişlerdi. Şiir yazmanın ciddiyetini bilemediğimden olsa bu müsveddelerimi düzenleyemeden atmak zorunda kaldım. Bu yüzden de ilk dönem şiirlerimin sayısı 57 adetle sınırlanmıştır. Çünkü şiir işinde takdir alma veya ödül gibi kavramlardan beklentilerimiz yoktu. Hâlen de olmamıştır. Şahsımın dışarıdan görünüşte hor görülmüş, aşağılanmış sanılması da şiir kalitesinin ve şiir sayısının düşmesine neden oldu… Sürekli toplum içerisinde iken günde en az on farklı insanla tanışır ve konuşurdum, farklı yerlerde bulunurdum. Farklı illerde yaşardım… Yaşadığım örnekleri sizlere yansıtmaya çalıştım… Bu hususta zerre kadar övünmedim ben kelimesini dahi hiç kullanmadım...
“Değerler Eğitimi” daha bilinmezken biz tüm değerlerimizle ilgili yüzlerce şiir yazmıştık. Yaşantımızda ve hiçbir şiirimizde ahlaksızlığı, namussuzluğu veya kötü örnek oluşturacak kavramları kullanmadık… Kötü kimselerle samimi olmadık, onları desteklemedik. Bazı örnekler oldu ki değerlerimiz düşmesin diye o örneklerle ilgili şiirler yazamadık. Oysa yazabilirdik. Bazen ısmarlama şiirler de yazdık. Ismarlama yazdığım şiirleri unutmakla yetindik… Ve unuttuk.
ŞİİR YAZMAKTA AMACIMIZ
Amacımız dini düşüncelerim ve kanaatlerimden, şahsıma söylemiş olduğum tavsiyeler ve bu tavsiyeler doğrultusunda kendi kendini terbiye etme metodu uygulama yolu olsa gerek...
Çünkü nefislerimiz daima nasihate muhtaç olacaktı. Kendi nefsimi esas alırken etrafımdaki olayları gözlemliyor şahsım için ibret kapıyordum. Tespit ettiğim ibretler şiir başlıklarımı oluşturduğundan hafızama başlığı kaydediyordum. Kayıt aldığım başlıktan şahsım için ibret varsa bunları dizeler halinde şiirleştirme yoluna gitmekle hem mutlu oluyor hem de hiç okunmayan şiirlerimin zamanla okunabileceğini ve anlaşılabileceğini umarak teselli buluyordum. Bu işlemler sonucunda şairliğe adım atmış oluyor ve ibretler alıyorduk. Zaten yürekten gelen sevgim yüce değerlerimiz, milli manevi düşüncelerimiz, örf ve adetlerimiz, ruhumda belirginleşmiş olduğundan şahsıma Hakk’ı tavsiye etmiş oluyordum.
Evvelden beridir tüm insanlığın Hakk’ı yaşama yoluyla daha merhametli olabileceğini biliyordum. Biz bu hususlar doğrultusunda şiirler yazıyorduk… Bazen şiirlerimde tevazudan olsa ya da bilgisizliğimden, dikkatsizliğimden dolayı şahsımı aşağılamaya varan sözlere de rastlayabiliyordum. Şiirlerim tamamıyla okunduğunda ve anlaşıldığında o dizelerin batıldaki nefsime söylenilmiş sözler olduğu tespit edilecektir. Geçmişte tecrübesiz olduğumuzdan eski şiirlerimin içlerinde isyan gibi kavramlar da bulunmaktaydı… Şahsım bu şiirleri 1989 yılının son günlerinde tamamen ayıkladı ve imha etti… İlk dini şiirini yazarak bu anlayışını değiştirdi düzenledi. Çok sonraları da didaktik şiirlere yönelerek şiir anlayışını tamamıyla bozmuş oldu. Aşk şiirlerimden 38 adedini Antoloji’ye almamın sebebi onları Rab aşkı kabul etmiş olmamdandır… Henüz âşık olmadığım gibi hiçbir zaman edep ve ahlâk dışı kavramların savunucusu da olmadım ve bu kavramları da asla kullanmadım. İslam dışı hayat istesem de yaşayamazdım. Değerler yönüyle olsa gerek biz hakka eğilimli iyi niyetli sülaleden gelmeydik.
1. DÖNEM ŞİİRLERİM: (1974-1989)
(1974-1989) 16 yıllık dönemde 57 adet şiir:
Şiir yazmaya 1971 yılında başladım. O zamanlar şiirlerimi kutu kartonlarına kurşun kalemle yazmaktaydım… Dolabım ve kâğıtlarım olmadığından da muhafaza edemiyordum. Ekseriyetle dolapların çekmecelerinin alt bölümlerinde defterler içinde saklamaya çalışıyordum. Bu yüzden de çocukluk dönemlerimden kalma 1974 tarihli “Hayvanat Bahçesi” adlı tek şiir çocukluk şiirim sayılmaktadır. Bu dönemde yazmış olduğum şiirlerim Mucur’da Ankara otobüsünü beklediğimiz sıralarda dua defterlerim dâhil, posta pullarım, tarihi paralarım, harçlıklarım Ülker teyzem tarafından tandıra atılmış ve yakılmıştı. Bu nedenle 1974’ten 1984’e kadar bir şiirimiz aklımda kalmış ve muhafaza edilmişti. 1984-1989’a kadar ki yazdığım diğer şiirlerimi ise tamamıyla karamsar içerik taşıdığından bizzat bile bile kendi elimle imha ettim… Liseyi bitirdiğimde ilk üç yıl üniversiteyi kazanamadığımdan bir meyhanede çırak olarak çalışıyordum… Sabah 10.00’dan gece 12.30’a kadar da bol bol aralıksız müzik dinliyorduk. Bu müziklerin içinde alkol içmeye yönlendiren öğeler vardı. O zamanlar arabesk tarzında çok sayıda ölçülü karamsar aşk şiirleri yazmaya başlamıştım... İşte bunların tamamını sonradan yok edince arta kalan yani onayladığım ilk şiirle birlikte 15 yıla ait toplam 57 adet şiirim kalmıştı… Bu dönem şiirlerime “Eski Dönem Şiirlerim”, adını verdim. Bu dönemin son yıllarında yani 1988-1989 yılları içerisinde kitap benzeri çalışmalara başlayacaktım. Meşhur olursun, ünlü olursun, laflarıyla dolduruşa getirilip 32-48 sayfalık, 32 şiirlik sayfaları boşluklardan oluşan özel baskılı kitap çalışmalarına başlamıştık... Hiçbirisi de satın alınmamıştı.
Eski Dönem Şiirlerimden ayıkladıklarımız “Selâm Çiçek Kökleri ”, “Köpek ve Koyun”, “Ant İçenler”, “Bana da Güldü Kader”,” Sıradaki Hoşça Kal”, “Gülmek Nasip Olmadı”, “Gelmez Eski Günler”, “Mehmet Tevfik’in Ceketi…”, “Çizgi”… Bu dönem şiirlerimde dinî şiire rastlanmamaktadır. Bu şiirleri ayıklayıp atmamaktaki amacım 1988’lerde çıkarmış olduğum mavi kaplı “SELÂM ÇİÇEK KÖKLERİ” adlı ilk kitap çalışmamızın hatırası amacıyladır. Bu kitap çalışmalarımızdan ilki İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde oldukça sevilmişti. İçerisinde 43 şiir bulunan 1088 adetlik mavi kaplı kitabım 2000 Liradan, şu anki paraya göre 4 TL gibi ücretle hocalarım ve öğrenci arkadaşlarım tarafından satın alınmıştı. Belki de öğrencilik yıllarındaki sefilliğime üzüldükleri için kitabımı satın almış olabilirdi… Diğer kısmını da aileme göndermiştim. Bu ilk kitap çalışmamızdan olumlu eleştiriler almama rağmen, bir süre sonra şiir tarzımın değişmesine ya da tamamen bozulmuş olmasına viroloji hocam Aysan Bey çok üzülmüştü… Gerçekten de şiir tarzım çok değişmiş, uzun süre olumsuz eleştiriler almaya devam ediyordum. Dini olmayan eski şiir tarzımı ilk kitap çalışmamızı daha akıcı buldukları için haklı olarak çevremdekiler şahsıma üzülmüşlerdi. Bu ilk kitap çalışmamızdan sonra ISNB’siz kitap çalışmalarım dostlarımın zorlamalarıyla ve saflığımla bir süre daha sürecekti. Sanki şiir yazmakla ünlü olabilecek ve tanınacaktık. Bu gibi yanlış hisler taşımaktaydık ve çok sonradan da yanlış işler yaptığımızı anlamış olacaktık. Açıkçası boş yere masraflar yapmaktaydık.
Eski şiirlerim, anılarım ya da çevremde geçen olayların etkisiyle ruhumdan gelen ilham ve senaryoların karışımı ve sanal aşk olaylarından meydana geliyordu. Daha sonraları ise şiirlerimi yazarken konularımı günlük olaylardan ve toplumsal gerçeklerden, özellikle bilim ve teknolojiden etkilenerek yazacaktım…
Aşk gibi konuları işlerken de daha çok Rab aşkını işleyecektim. Bu dönemlerde ALLÂH(c.c.) aşkını henüz ortaya koymamama rağmen aşk şiirlerim incelendiğinde bunun bir insan aşkı olmadığını bildirenler de vardı. “Ali Tüfekçi “isimli okul arkadaşım Mehmet Tevfik’in şiirlerinde ki “aşk” insana ait olamaz, diyordu. 1. Dönem şiirlerimin 57’sini şu anda Antoloji Com’a yüklemiş durumdayım...
2. DÖNEM ŞİİRLERİM: (1990-2009)
19 yıllık dönemde 6.859 adet şiir:
Bu döneme ait 6.859 adet şiirim bulunmaktadır. Bu dönem içerisinde Mehmet Akif’in ve Necip Fazıl’ın şiirlerinden de yararlandım. Fakat tarzım tamamen farklıdır… Çünkü şahsımız şiirlerini yazarken konularını günlük olaylardan, dini değerlerimizden, toplumsal gerçeklerimizden, özellikle bilim ve teknolojinin şu an anlatılamayan bölümlerinden etkilenerek yazmıştır… Ve daha fazla anılarını anlatma yoluna giderek içinden gelenleri anlatmaya çalışmıştır.
Tüm şiirlerimi ihtiva edecek kitabımın fazla kalın olmaması için dizelerimi yan yana getirmek suretiyle birleştirdim… 14 hecelik yaptım. Yine de satır atlamamama, boşluk oluşturmamama rağmen gelecekteki kitap projemizin kalınlığı 2019’larda 1 metreyi geçecekti.
31 Aralık 1989’da “Yalnızım” adlı 1. Dönem ’in son şiirinin ardından “Nurullah” adlı bir yurt arkadaşımla tanıştım. Fazla samimi olamadığım Nurullah için “Nurullah’a” adlı ilk dini şiirimi gülümseyerek biraz da hoşgörü içerisinde 31 Aralık gecesi 1989’da yazmıştım. Kısaca bu şiiri hatırlatayım.
Nurullah’a
Dostum NURULLÂH!
Dilimden düşmez ALLÂH (c.c.) !
Etkiledin beni VALLÂH!
Lâ ilâhe İLLÂLLÂH!
MUHAMMED (s.a.v.) RESÛLULLÂH!
(İlk Dini Şiirim: 1989)
Şiir anlayışımın o günden sonra Nurullah yüzünden bozulacağını yani değişeceğini nereden bilebilirdim ki? Bozulmak demekle kastettiğim şey dini değerlerimizi küçük düşürmek değil, şiirlerim dini olsun diye şahsımı şiir yazmaya zorlamamdan olsa gerek. Ölçü kafiye uygulayayım, dini değerlerimizi hatırlatayım, derken samimi şiirlerimiz yok olacak, ruhtan gelen şiirlerin yerine didaktik şiirler yayılacaktı.
2. DÖNEM VE KÖTÜ BAŞLANGIÇ
1989’da fakülteyi bitirmem gerekiyorken tecrübesizliğimden, fakirliğimden, sefilliğimden, yalnızlığımdan, tembelliğimden üniversitem bitmiyor yurt süremizse doluyordu… “EDİRNE KAPI ÖĞRENCİ YURDU” hakkımız tükenecek sıkıntılı yıllar geçirecektik. Ertesi yıl ortalarında % 1 kontenjandan yurt tekrar çıkıncaya kadar biraz dışarılarda yersiz, yurtsuz, parasız kalacaktık. Herkes 5 yılda fakülte bitirirken biz yurtta 6. yılımızı dolduracaktık. 6 yıl da çarçabuk geçecek, okul 10 yıla kadar uzayacaktı. Tatilde eve dönemediğimiz için sokaklarda kalacak terminallerde, otogarlarda yatıp vakit geçirecektik, ara sıra evler de tutacaktık ama beceremeyecektik… Beyoğlu’nda Simitçi Sokak’ta tek odalı tahta ahşap 3. katta bir oda tuttum… Bitpazarından döşedim. Yatak, kilim, kap kacak, süpürge, boş teneke, battaniye vs. aldım. Ev iyi değildi sallanıyordu. Duvarlarından soğuk giriyordu, yere koyduğum ekmek 5 dakikada farelerce yenilip bitiriliyordu. Yerde yattığım zaman da zıp zıp diyerekten yüzümden fareler yalın ayaklarıyla basıp geçiyorlardı… Tuvalet ortak kullanılıyordu, yıkanamıyorduk, sorunlarımız çoktu. Kış gelmek üzereydi. Verdiğimiz paraları alamadan evden çıkmamız gerekecekti. Usul öyleydi, depozit bile almışlardı. Sanırım 50.000 liraydı. Yine ev aramaya başladık daha iyi vaziyette başka bir eve geçtik. Beyoğlu’nda Simitçi Sokağı’ndaki bu ev ise bodrum kattaydı, penceresi çöplerle doldurulmuş yani gömülmüştü… Yukarıdan atılan her ne pis şey varsa odamın penceresinin arkasında birikmişti. Oturulamaz hâldeydi. Ama biz bu evi tutmuştuk. Üniversite sınavlarımızda bol miktarda sıfır almamın sebebi okulumdan bir saatlik mesafelerde ev aramamız, yurt süremizin dolmuş olmasından dolayı yurtlardan çıkarılmış olmamızdı. Tanıdıklarımız da yoktu. Yol gösterenimiz olmayacaktı. Başvurduğumuz özel yurtlar bizi almıyorlardı. Üniversite öğrencisiydik ama gözlerine giremiyorduk. İstanbul gibi bir yerde boş boş dolaşıyorduk. Tecrübesizdik. Sıkıntılarımızdan dolayı psikolojik ilaçlar kullanmaya başlamıştık. Üç beş yerden burs alanlar varken biz burs da almıyorduk. Babamız astsubay diye. Oysa 3 kardeş tıp okuyorduk. Yüzümüzde uzamış bakımsız sakallar uzun dağınık pis saçlarımız vardı, meczup sanılıyorduk. Apaçık yüzümüze meczup diyenler, polis diyenler, mit diyenler dedikçe diyenler vardı. Yurt süremiz dolduğundan yurttan çıkarılmıştık. Biz, suç işlememiştik derbederliğimizden de tembeldik. Bu anılarımızı eve aileme, çevreme anlatamıyordum. Şiirlerimize yansıttıysak da sonradan bahsedeceğim, Bitlis’e götürdüğümüz çok sayıda imha ettiğimiz şiir zarflarının içinde bu şiirlerimiz vardı. Hepsi utandığımızdan imha edilecekti. Derbeder şiirlerimizin hiçbirisi kalmayacak, şiirlerimizde bu tip anılarımız yok olacaktı. Üniversitedeki tüm notlarım sınavlara giremediğimizden sıfırdı. Bunların sebebini de kimse sormuyordu. Beyoğlu’nda kaldığımdan film işlerine dalmam gerekiyordu. Acilen para lazımdı. Aptal, sanılacak kadar saf biri idik. Film ajanslarına üye olmuştuk hâliyle de düzmece şekillerde film bürolarına borçlanmıştık ellerimizde ne varsa imzalarımız alındı diye borç ödüyorduk… Film setlerinde tanıştığımız kimselerden bazıları ödeme hiçbir şey olmaz deseler de biz, mafya bizi bulur diye korkumuzdan borçlarımızı ödüyorduk. Sadece “…aştepe Film”’e 35.000 lira borçlanmıştım. Deseler, “Hocam film falan yok hiç uğrayıp da zaman harcama biz senin paranı aldık sen en iyisi yol parası harcama okuluna dön buraya da gelme!” Daha fazla kâr ederdik ama anlayacak hâlde değildik. Hem bitpazarlarından ayakkabı, takım elbise almamıza gerek kalmayacak hem derslerimizi geçecektik hem de okulumuza dönecektik. -Sabah erkenden geleceksin film çıkabilir, deniliyordu. İşin en acı tarafı da buydu. Hem güncel tutuluyorduk hem de sabah erkenden gel film çekimi var denilerek kahvecilere çay parası vermemiz sağlanıyordu. Beddua etmiyorum çünkü daha büyük zarara uğrayanlar oluyordu. Kızların durumları daha kötüydü. Polise gidemediklerinden kötü yollara düşenlere rastlıyorduk. Biz sadece paramızı kaptırmış ümitle beklemekteydik. “-Rasim Abi yarın bana göre bir rol var mı?” Yok, denildiğinde diğer ajansa uğruyordum. “-Nejat Abi yarın bana göre bir rol var mı?” Rol çıkıyordu ama paramızı vermiyorlardı… İlk üç filmin ücreti onların oluyormuş. Diyorlardı, borçlarınızı ödeyin filmde oynatalım. Güya artist olacaktık. Boşu boşuna ümitleniyorduk. Figüranlıklarımız da oldu. Ama hiçbirisi para ödediğimiz ajanslardan değildi. Zamanla tanıştığımız ya da denk geldiğimiz kişilerden dolayıydı. 38 film var, diyebiliriz. Kimisinde belliyiz kimisinde pek belli değiliz. Aklıma gelenlerden bazılarını anmam gerekirse Ateşten Günler, Belene Adası, Kurt Dereli Mehmet Pehlivan, Kantodan Tangoya, Bizi Güldürenler, Şaban Pabucu Yarım, Ada, Aşık Oldum, Vurmayın, Emanet, Sevgiler Düşlerde Kaldı, Perili Köşk, Kaçak, Sokak Çocuğu, Karartma Geceleri… Üç beş de taverna filmi, iki fotoromanla reklam filmlerine de çıkmıştık.
DERBEDER HAYAT DEVAM EDECEK DİĞER YURTTAN DA KOVULACAKTIK
Terminallerde sabahladığımız günler olacaktı. Artık ev arasak cebimizdeki para yeterli değildi. Kötü düşünceli insanların tuzağına da düşmek üzereydik. Mevlana Kapı’da tutmuş olduğumuz bir ev nedeniyle başımız belaya girmek üzereyken polisler tarafından kurtarılmıştık. 100.000 lira gibi paramız da iade edilmişti. Polis arkadaşlar tavsiye ettikleri bir otelde ücretsiz kalmam için yardımcı oldular, yol gösterdiler. Ücret verme, dediler, istersen sana iş de bulabiliriz dediler. -Öğrenci yurtlarında kalmam lazım, dedim vesile oldular. Çok yerde yurtlar var boş kontenjanları mevcut, dediler. Dediklerini yaptım, İskender Paşa’daki Siirt Öğrenci Yurdu’na geçtim… Özel yurttu, Siirtli öğrencilerin kalabildiği, ucuza kalınabilecek özel bir yurttu. Memur arkadaşların desteğiyle girmiştik. Evden para gelmişti yurttan yıllık istedikleri ücreti ödemiştim… Akşam vakitlerinde alt kata iniyorduk, çok sigara içiliyordu, yurt çok soğuktu, yurdun içerisi temiz de sayılmazdı. Kaloriferleri yanmıyordu. Üst kattaki etüt dondurucu sayılacak şekilde soğuktu. Çay akşamları çıkıyordu. Birçok dersime bu yurtta çalışmaya başladım ve derslerimi geçmeye başlamıştım. İnanamıyorlardı, anatomiyi, histolojiyi 4. kere almış birisiydim, diğer dersleri ise 3. kere almış hâllerdeyken tek tek geçmek üzereydik. Dedim, ne film işi ne de boş şeyler tüm dersler geçilecek. Ancak slogan atan arkadaşlarımız vardı, bize laf vuruluyordu, bizden de nasihatli ters tepkiler gelince şahsımın yurttan çıkmasını, istiyorlardı. Bunlar üç beş kişiydi ve öğrencilerdendi.
Herhalde sevilen biri değiliz, dedik. Bizi istihbarattan biri zannetmişlerdi? Bir insan bu kadar sefil ve perişan olamaz sen mutlaka polissin, hem zaten ne olduğun da pek belli değil, diyorlardı, bu lafları şahsıma sürekli söylediler ve bize güvenemeyeceklerini defalarca belirttiler. Şahsıma güvenmeleri için her olumlu tavrı gösteriyorduk, olmuyordu. Yurt buz gibi de olsa, dondurucu soğuktan kaçmaya niyetimiz yoktu. Uzun süre kalmam gerekebilirdi. Fakülte bitmeliydi. Çıksak yurt bulamayız tekrar sokaklarda kalabiliriz. Herkese saygılıydım, yemeklerde ayrım yapılıyordu, fareler yemek tencerelerinin içinde geziniyordu. Herkesle gönülden saygılıydım. Yurtta kimsenin bulunmadığı bir sırada Yakup adlı arkadaş ansızın bu yurdu terk edeceksin hem de tüm eşyalarını, kitaplarını alarak ve yurttan çıkacaksın! Diyerek üzerimize yüründü ve apaçık linç edilmiştik, dövülmüştük… Ortada ne müdür vardı ne de bize yardım edecek birisi. Dövmüşlerdi… Bahaneleri bir leğendeki yıkanmış çamaşırların tarafımdan betona dökülmesiydi. Biz, hiç yıkanmış durulanmış çamaşırları yere döker miyiz? Hiçbir zaman böyle yanlışlığı düşünemezdik… Aksine çamaşır yıka, deseler yıkar ve asardık bile… Tüm eşyalarını topla ve yurttan derhal çık, denildi. Diyen sıradan bir arkadaşımız Yakup’tu. Eşyalarımı yurda koyamadım, koymayı düşünemedim, emanete de koymayı düşünemedim. Kış günüydü, toparlandım ve okul zamanı İstanbul’dan Kayseri’ye bilet aldım… Oysa tüm eşyalarım yurtta kalsa ne olurdu? Etüde çıkan kimse yoktu, orada bırakabilirdik. Ya da tekerli bavulumuz olsa ne olurdu. Tekersiz bavullarla dolaşıp duruyorduk. Bir de teknolojiden yanayız. Taksiye binme düşüncemiz yoktu. Tüm eşyalarımızı samimi bir arkadaşımın odasına da koyabilirdik. Hem kim alabilirdi ki, alsa ne olurdu. Değersiz şeylerdendi. 3 ağır valizle ağır kış gününde okul dönemi evsiz, barksız, dostsuz vaziyette İstanbul’u terk etmek üzere Kayseri otobüsüne biniştik. Ailemizin yanına dönüyorduk. Kayseri’ye vardığımda, terminale indiğimde servis var mı, diyemedim hiç kimse de servis var servisle Talas durağına gel, demedi. Kış günü karlar içinde sabahın beşinde yayan yürüyerek Talas durağına valizlerimle geldim. Bizde de hiç mi hiç akıl yokmuş. Eve geldiğimde sıkıntılarımı anlatmadım ama annem ve babam bizi yüzümüzün hâlinden anlamışlardı… Garanti sağlarcasına İstanbul’a tekrar dön, bir şey olmayacak, dediler… Ama nereye nasıl dönebilirdim? Sen hiç korkma istersen burada bir hafta kadar kal sonra İstanbul’a dön. Biz, arkandan sana dua edeceğiz, dediler. Kardeşim Yılmaz’a imrendim kaloriferli evde annemin, babamın yanında lüks bir dairede 4 odalı bir evde özel odası içerisinde, masası, yatağı ince eşofmanlarıyla Erciyes Tıp Fakültesi’nde okumaktaydı. İmrendiğimi hiç belli etmedim. O da ayrı dertler taşıyordu. Fakültesinin dibinde okusa dahi Talas’tan Erciyes Tıp arası 5 dakika işin değerini bilemiyor gibiydi. Anneme babama zulüm ediyordu. Demek ki tüm insanlar sıkıntı içerisinde olabiliyordu. O, kaloriferli ev rüyalarımın eviydi. Hiçbir zaman bize nasip olmayacaktı. Hiçbir zaman da nasip olmadı. Biz, hep pis evleri hak edecektik. O kaloriferli evde biz bulunsak o çok sevdiğimiz annemiz babamız yanımızda olsa derslerden 50-60 alamaz mıydık? Alamasak da 45 alıp geçmemiz zor olmayabilirdi. Biz, duygulu birisiydik çocukluğumuzdan beri 1982 yıllarına kadar annemizin dizinin dibinden hiç ayrılmamış iken kendimizi İstanbul gibi bir yerde buluyor sıkıntılar yaşıyorduk. Üstelik cebimizde tek kuruş olmadan ömrümüzde hiç kimseden borç almamış bir kişi olarak canımız çekse bile istediğimizi tadamadan tek başına yaşayacaktık. Çevre bizi farklı melediğimizden olsa daima hep itecek hiç içine almayacaktı. 40 vakit namaz da kılsak tüm gün Kâbe’ye de gitsek düşünceler çok farklıydı.
Ailem yurt müdürüne telefon etmiş olmalı ki Bedri Bey, “Çocuğun yurt hakkı var parasını ödemiş olduğundan Haziran’a kadar kalabilir, hem onu hiç kimse dövemeyecek biz, varız çocuğu gönder, kimse kılına zarar veremeyecek, laf dahi edemeyecek, demişti.” Valizlerimi hemen aldım ve okul döneminde Kayseri’den İstanbul’a parasını peşin verdiğim Siirt Öğrenci Yurdu’na döndüm. Yerim boşaltılamazdı yıllık para ödemiştik. Devlet yurdu hakkımız da yok ki devlete başvurabilelim. Mecburen dayak yediğimiz yerdeydik. İyi ev, dersen cepte yüksek miktarlarda paramız olmamız gerekiyor. Burs, dersen inandırıcılığımız hiç olmamıştır. Odama girdim ve yerleştim. Şahsıma üzülenler vardı, özür dileyenler oldu. Kızgın kişilerse ses edemiyorlardı… Herhâlde müdür annemize telefonla söz vermiş olmalı ki bize dokunan olmamıştı. Arkadaşlar, demişlerdi senin yurtta kalmanı istemeyen o çocuk yani Yakup T. senin suçsuz olduğunu anladı. Dedim, içimden okula gitmeyeyim şahsıma yeni bir yer arayayım yoksa bu yurtta yine sorun çıkabilir. Sanki yabancı bir köpek gibiydik. Yakup yanıma tekrar geldi, çık, dedi. Arkadaşlar araya girdi sen şimdilik yandaki kahveye git birazdan gel, dediler. Çıktım 20 dakikalığına kahveye gittim. Sonra döndüm Yakup bir şey yapmayacaktı. İkna edilmişti. Arkadaş sadece tıbben rahatsızdı.
Kalma hakkım olsa da yeni yurt aramam lazım, dedim. Oysa yurt tek başına sora sora mı bulunurdu? Yeni yer arıyordum… Yurtta şahsıma karşı sıkıntılar patlak verebilirdi. Çıldırmış birisinin saldırganlığı fitnesi hepsine mal edilemezdi. Sınav haftasıydı tüm derslerden yine kalmıştık ve kalmaya devam edecektik...
Derken, Koca Mustafa Paşa’da Antalya Öğrenci Yurdu’na rastladım. Telefonla anneme haber verdim, annem yurt müdürünü aramış olmalı ki şahsımızı dakikalarca dinlemişler, acımışlar ve yurtlarına almışlardı… Aynı anda da bize düzmece iş verdiler. Telefon odasına yerleş, dediler, sabah erken vakitleri kapıları aç geceleri de kapıları kapat… Akşam beşten sonra da telefonlara bak, dediler. Aylık almayacağız, dediler. Bize günde 1 öğün bedava yemek kuru fasulye pilav yarım ekmek bedelince yemek hakkı tanındı… Bütün bunları anneme mektupla anlattığımdan olsa onlar da yurt müdürüne hakkımda mektup yazmışlar ki bunu çok sonra anlamıştım... Besbelli tüm yaşadıklarımı annem yurt müdürü Emekli Albay Yaşar Bey’e bol pullu teşekkür mektubu ile yazmış durumumu tekrar anlatmıştı… O zamanlar mektuplaşma modaydı. Çünkü kaşı gözü oynayan sevimli müdürümüz o zamanlar 70 yaşında, seni annenin hatırı için yurdumuza aldık, demişti. Yani sırrı yüzümüze söylemişti. Annemizin komutu ile yönlendirilmiş yurda uğramıştık. Siirt Öğrenci Yurdu’ndan ayrılırken aynı anda eski yurt arkadaşlarımdan birisini de şahsımla gelmek istediği için bu yurda getirebilecek ve ücretsiz kalmasını sağlayacaktım. Bu çocuk da sana yardımcı olsun, senin arkadaşlık yapsın, demişlerdi. Ancak biz arkadaşımız Ahmet’e bunları söylemedik sadece yurtta rahatlıkla kalabilirsin, para ödemeyecekmişsin, demiştik. Bu yurtta 3 yıl kadar kalacak ve kalan derslerimizi 8. 9. 10. yıllarımızda bitirip mezun olacaktık.
Sıkıntılar tükenmiş, ilaçları kullanmak zorunda değildik. Düzelmiştik, yenilenmiştik. Arkadaşlarımız bizden korksalar da biz telefon odasında kalıyor ve orada ders çalışıyorduk. Görev gereği onlara karışıyorduk. Sigara içenleri uyarıyor engelliyorduk. Onlar da bizim mit olduğumuza inanıyorlar içlerine almıyorlardı. Sürekli biz, mit değiliz, dedikçe de yere batıyor itibar kaybediyorduk. Belki de mittik.
VE İŞ ARAMALARIMIZ
Rabbimize binlerce kez şükürler olsun 1994 yılında Veteriner Fakültesini okul sonuncusu olarak 10 yılda tamamlamıştım. Sürpriz gibiydi. Kayseri’deydim, marketlerde el altından da olsa veterinerlik yapmaya başladım. Diploma asıyorduk hiç gelme hiç uğrama, paranı vereceğiz, çıkışını as yeter, diyorlardı. Bu hoş durum değildi. Diplomanı ya da çıkışını as hiç uğrama, demeleri. Ay sonlarında üç beş kalıp sabun biraz da alışverişle eve dönüyordum… Ücret verirlerse de market başı az ücret veriyorlardı üç beş markete girersen asgari ücreti bulur, diyorlardı. Biz, kuralları uygulamak istesek de sanırım usuller böyleydi. Biz, sana hafta sonları iki kilo zeytin, iki kilo peynir vereceğiz, diyen bile vardı. Kadrolu iş yoktu. Uğradığım yerlere temizlik yapmalarını, etlerle ilgili saklama koşullarını anlatıyordum. Yine de kıymaya dalak karıştıranlar vardı. Diyorlardı, doktorum sen varken karıştırmayacağım ama siz gittikten sonra karıştırmaya devam edeceğim. Bir iki yeri uyardım işimize son verdiler bir daha uğrama, dediler. Bir yeri ihbar ettim, bu sefer de biz suçlu sayıldık. Mal sahibi olmadığımız için üç beş kere mahkemeye çıkarıldık. Beş kuruş aldığımız olmasa da kıymada bakteri üremiş, denildi, yürü karakola. Sanırım kâr eden markete hiç bir şey dememişlerdi Diploma bizim olduğu için sorumlu sayıldık, meslekten 3 ay men edilmiştik. Verecekleri ücreti bile alamamışız. Şahsımı meslekten bizzat kendim hem de ebedi men ettim. Hatta bunu savcılığa apaçık sözlü bildirdim. Biz, bu işi yapmayacağız, dedik. Piyasa adamı değiliz, dedik. Çıkışımız olsa da diplomamı almamaya karar verdim... Veterinerlik yapamayacaktım. İşi pek bilmiyorduk. Dilekçe verdik, askere gitmek istiyoruz, dedik. Samsun’a askerlik yapmaya gittik. Cebimizde sadece 40 dolar para ile. Ailem ve çevrem para vermemişti Borç da isteyememiştik. Bizi uğurlamamışlardı bile. Babam zaten şuurunu kaybetmiş, diğerleri de bizi pek umursamamıştı. Demiştim 100 dolar borç verin. Demişlerdi sen hiçbir işi beceremeyen birisin, 100 dolara yazık olur. Sadece 40 dolarla askere gittim. Askerde arkadaşlarımız bez keseler dolusu büyük jeton bile getirmişlerdi.
Askerden geldiğimde ailemizle birlikte İzmir’de önce Bornova’ya sonra da Şirinyer’e taşındık. Tekrar iş aramalarına başlamıştım. Veterinerlik dışında herkesin yapabildiği tavuk aşıcılığı işine girmiştim. Acemi veteriner veterinerliği bırakırsa ya tavuk aşıcısı olur ya da marketlerde depoda çalışırmış. Bir limitet şirketinde işe alındım. İzmir’in köylerine sırtımda ilaç şişeleri tavuk aşısına gidiyorduk. Aşıladığım civciv tavuk parasının dörtte birini alıyorduk. Yarısı firmanın dörtte biri de işe gönderenin oluyordu. Dörtte bir ücret yetiyordu. Tam üç ay çalışınca sigorta sorunu çıkmasın diye 3 aydan fazla çalışılmıyor, denildi ve işten çıkarıldım. İyi ki de çıkarıldım çünkü akciğerlerim kümeslerde tamamıyla tıkanmıştı… Artık daha ciddi işler arıyorduk. Neresi çıksa gidecektik. Bu esnada inşaatlarda çalıştık, olmadı. Bir markette depoda iş buldum, çok mal geliyordu, her birini yukarıdaki kaydıraklı delikten aşağıya atıyorlar bizlerse onları etrafa düzgünce koyuyorduk. Tam iş bitti sanırken yukarı gel, denildi. Yukarı çıkınca rafları düzelt dediler, sürekli çalışıyor görünmemiz gerekiyormuş, dirseğimi rafa dayayıp da az dinleneyim, derken kameradan izlemişler, Kemal Sunal’ın filmlerindeki gibi ağzı pipolu ŞİŞMAN bir kodaman tipteki gibi bir adam yanıma yaklaştı sanki çok para veriyormuş gibi kaytardığımı ileri sürüp ileri geri konuşmaya başladı. Biz de Rahmetli Kemal Sunal gibi komik ve haklı cevaplar verince bu adam serbest delidir, deyip işimize son verdi. Paramı eksiksizce çalıştığım gün sayısınca verdiler. 10 gün çalışmıştım. İyi paraydı. Kovulmasak iyiydi. Evdekiler harçlık vermeyince git iş bul, diyorlardı. Kâğıt toplayalım, dedik. Tekrar inşaatlarda çalıştık. Olmuyor hocam, dediler haftalığımızın üçte birini eksik verdiler. İlçelerde iş aramaya başladık, olmadı. Ciddi işler de vardı Pınar Holding’e girelim, dedik. Başvuruda bulunduk. Adamlar samimiymiş bizi beğendiler alabiliriz, dediler. Önce araştıralım inceleyelim dediler. Kabul edildik. Ancak ehliyetimiz yoktu. Dediler, ehliyet al gel sana süre vereceğiz adını kayıt ettik, o esnada biz de biraz araştıralım, dediler. Evvele yemekhaneye servis götürüp getirirsin ardından biz seni incelemiş oluruz Veteriner Hekim olarak işe başlatırız, dediler. Ehliyet sınavlarına başvurdum. Bornova’da Sürücü Kursu’na katıldım. Annemizden 900 lira kadar borç para aldık, kurs parasını peşin verdik. Yazılı sınavlarını geçtik direksiyon sınavında başarısız kabul edildik. Ehliyet alamayınca Pınar Holding işi bitti. Ardından Ege Seramik’te iş bulduk. 1 ay çalıştıktan sonra işten çıkmak zorunda kalmıştım çünkü devlet işi bulmuştuk.
Rabbe ettiğim dualardan olsa hayırlı bir iş bulmuştuk. Annemden borç aldım ve işe başladım Güneydoğu ilimize, Bitlis Güroymak’a gittim... İçimde hiç sıkıntım yoktu koşarak da olsa gittim o güzel işe başladım. Parasızlık sorunumuz kalmamıştı. Vatanımıza, milletimize, bayrağımıza faydalı insan olacaktım, insanları sevecek ve sayacaktım, istediğimi yiyebilecek istediğimi satın alabilecektim. Maddi manevi sorunlar yaşamayacaktım. Nankörlük etmeyip Rabbe şükür borçlarımı ödeyecektim. Hayvanlara bile hürmet edecek onları doyuracaktım. Fakirleri, ezilmişleri kollayacaktım. Her birisini de fazlasıyla yapacaktım ve 25 yıl boyunca sözümüzde durduk. Rabbe şükürler olsun.
1996, TEMİZ VE DÜZENLİ YENİ HAYATIN BAŞLAMASI
1996 yılında yerimizi, mesleğimizi bulmuştuk. Bitlis’e gidecektik cehalet sona ermiş temiz ve düzenli bir hayata başlayacaktık. Öncelikle henüz açılmamış ve düzenlenme aşamasında olan şiir müsveddelerimi poşetleriyle birlikte yok edecek ardından şiir yazmaya ve şiir hayatıma sıfırdan başlayacaktım. Sıkıntılı dönemin şiirlerini düzenleyeceğime yok etmem daha iyi olabilirdi... Bazı şiirlerimi ayıklayıp almam da gerekebilirdi… Çünkü şiirlerimiz tasniflenemez şekillerdeydi. Poşetler oldukça ağırdı taşıma sorunu vardı… Kocaman bir kâğıt içinde üç beş karalama ve tarih. O başlığı alıp algıladığım olay ya da konuyu tekrar hatırlayarak, düzenleyip yazacağıma üstünü tükenmez kalemle çizip kâğıdı yere atmam sonrada onları yerden toplayıp imha etmem temiz ve düzenli bir hayatın zedelenmemsi için daha iyi olabilirdi… Dost bulamadığımızdan, hep itildiğimizden her ne varsa yazmış her ne görmüş isek yazmış ve bir kenara koymuşuz. Bazıları ise ölçü kalıplarıyla düzenlenmiş biçimlerdeydi. İmha etmemeyi çok düşündümse de yeni meşguliyetlerim yani işimiz engellenebilir diyerek imha etmeliydik. Oysa hiçbir şiirimiz suç teşkil edecek şekilde değildi. Evden ve aile çevremizden şiir yazma, hem şiir yazmak suçtur, hem artık senin bir işin var, diyenler de vardı. Siyasetle hiç bir ilgimiz olmasa da hiçbir suçu işlememiş de olsak tövbekâr olmuştuk. O dönemler biraz sıkıntılı ve gergin dönemlerdendi. Evimde televizyonum yoktu ama ekranlarda fikir özgürlüğünden bahsediliyordu. Şiir okudu diye suçlatılanları duyuyorduk. Ve üzülüyorduk. 1996 yılına ait tasniflediğim ayıklayıp aldığım şiirlerim hem kısa hem de biraz düzenli vaziyetteydi, bunları sıraladık ve şahsımıza aldık 1.188 adet olduğunu tespit ettik. Diğerlerini müsveddelerimizle birlikte düzenleyemeyeceğimizden tamamıyla yaktık ve yok ettik. Elde kalmış özel kitap müsveddelerini de yakmamız gerekecekti. Ciddi çalışmalar sayılamazlardı. Yok, saymam gerekecekti.
1996 yılına ait 1.188 adet şiirimizi bir bir ayıklayıp ve aldıktan sonra kalanları yok etmiştik. Kitap çıkaralım, dedik, Bitlis’ten aktarmalı bir şekilde diğer illere kişiler vasıtasıyla anlaşmalar yaptım, ama kitaplarım çıkmadı, üste daha da para istiyorlardı, diyordum anlaşmıştık ya. Dediler, şöyle böyle. Para eklemeleri yaptık. Dediler biraz daha para ver kâğıda şuna buna zam geldi. Dedim, kitaplar kalsın, basıma geçmeyin, iptal edin, aldıklarınızı helal ettim, sorun çıkmaz dedim. Elimde sadece dizgilerimiz kalmıştı. Paramız boşa gitmiş, aldatılmış, kandırılmıştık. Sorun değildi pek anmadım ve üzülmedim. Durumumuz iyiydi.
1997 ve 1998 yıllarında 100’er adet şiir daha yazacaktım. İzmir ziyaretim esnasında turuncu renkli kitap özelliğinde özel matbaada 370 adet Selâm Çiçek Kökleri 6 adlı bir kitap çıkardım. ISNBleri olsaydı bu turuncu çalışmayı ve mavi renkli ilk kitabımı kitap olarak sayabilirdim.
1999’da 440, 2000 ve 2001 yıllarında ise 950’şer şiir yazacaktık.
2002’de şiir yazmaktan bıkacak meşguliyetlerimizden olsa şiir yazmayacaktık.
2002’den 2007’ye kadar ki 5 yıllık dönemde 44 adet şiirimiz bulunacaktı. Bu da yazmadığım anlamına geliyordu. Şahsıma demeyiniz ki nedir bu sayısal veriler? Şahsımız sayısal verilere çok değer vermekte, sayısal değerler, şiirlerimizdeki özel ölçüler, şiir kapasiteleri hoşumuza gitmekte, özel ölçülerde bile sayısal kapasiteler kullanmaktan hoşlanmakta...
İlerideki dönemlerde kitaplarıma dâhil edemeyeceğim sıradaki kitap çalışmalarımızın bu sefer bilimsel şiirlerden oluşmasını düşündüm. Siyasetten, politika yapanlardan tiksindiğimizden olsa bilimsel verilerle ya da uzaylı dostlarımızla ilgili şiirler yazmak istiyordum. Ama henüz başlayamıyorduk. Bilimi çok seviyordum. Bilimsel şiirler yazmaya başlamıştım. Gökyüzünde Hale-Bopp kuyruklu yıldızını sürekli izliyordum. Çeşitli hayaller kuruyordum. Bilime merakımız çoktu.
Evde televizyonumuz vardı, uydu almıştım, bilim kanallarını izliyordum. Bu kaldığım yıllar içerisinde İzmir Buca’daki ailemi ziyaret ettiğim bir esnada balkonda balık pişirirken kocaman bir UFO görmüş olmamız ve ailece izlemiş olmamızdan dolayı ertesi gün de bizim gibi uzaylı UFOları hakkında bazı gazete haberlerine rastlamış olmamdan özellikle uzaylılar ile ilgili şiirler yazmaya başlamıştım. Uzaylı şiirlerimiz zamanla 9.500 sayısına ulaşacak, sadece “U” harfi ile başlayan uzaylı şiirlerimizin sayısı ise 3000 sayısını geçeceğinden ciddi kitap çalışmalarımıza başlayacaktık. Uzaylılar şahsımın ilham kaynaklarından birisi olacaktı… Çünkü toplum uzaylı kavramı duymak istemiyordu, elimizde Kur’an-ı Kerim’den başka kitap bulunmuyordu. Hangi ayetlerde “gök ehli” kavramları vardı? Diye başlayacaktım. Bu yüzden şahsımı tehdit etmişler ve susturmuşları, bizde gizli gizli araştırmalar yapmaya, bilgiler aramaya başlamıştık. Uzay ve uzaylı konusu öyle bir şekilde örtbas edilmiş ki bilinen gerçekleri bile şiirlerimle aktaramıyordum… Siz nasıl bir kişiye aşk duyabiliyorsanız şahsımız da bilimsel gerçekleri duygularıyla anlatmaya aşk duyuyordu… Tabi ki yeryüzünün ve gökyüzünün tek Rab’bi ALLÂH(c.c.) olduğunun da farkındaydım… Zaten biz uzaylıların varlığıyla değil yaşantılarıyla, geldikleri yerlerle, amaçlarıyla, beden yapılarıyla ilgileniyorduk.
Hem uzaylılara olan merakımız daha da evvellerine inmekteydi. Ta o zamanlar arkadaşlarım tarafından uzaylılara ilgimiz sebebiyle şahsıma 1984 yıllarında Edirne Kapı Öğrenci Yurdu’nda bize “Feza Mehmet” derlerdi. Uzaylı Şairi olarak YENİ DÖNEM’in şiirlerine başlamıştık.
NASA’dan da çekindiğimiz için bazı sızmış bilgileri, çok sayıda kaynakları nasıl kullanacağımızı bilemiyorduk. Kullansak da NASA’ya da MASA demek zorundaydık. Çevremiz, diyordu, uzay nedir, uzaylı nedir yazma o saçmalıkları, tamam diyor ve yok ediyorduk. Yanlarına çağırıyorlardı, uzaylı falan yok, sana uzaylı, diyorlar uzay kelimesini bir daha da anma, vs. vs. diyorlardı. İleride “UZAYLI ŞAİRİ”, diyenler de çıkacaktı. Evvelinden Feza Mehmet, diye anıldığımızdan bu hoşumuza gideceğinden alınmayacaktık. Hiçbir şiirimiz imha edilmeyecekti.
Şiirlerimi daima imha mı etmeliydim? Biz kanun yazmıyorduk, yazdıklarımız şiirdir hakikatte ölçü olarak kullanılamazdı… Uzaylılar da bizim gibi aynı ALLAH’a ve onun birliğine inanmaktadırlar… Sadece ortamları ve konumları farklıdır. Uzaylı kavramı dini değerlerimize hiçbir zaman ters düşmemiştir. Şahsıma kızanlar varsa da onlar için bu hususta ilime, bilime, şairliğe zarar vermiş isek şairlerimizden ve şiirle ilgilenen tüm sanatsever kişilerden haklarını helâl etmelerini istiyorum...
2002-2007 Yozgat’a yerleşmeyi düşündüm. Yozgat’ın merkezinde 24 gün, Boğazlıyan’ın Çakmak Beldesi’nde 1.100 gün, Boğazlıyan’ın ilçe merkezinde 651 gün yaşayacaktık. Boğazlıyan’da anlaşılamadığımızdan ya da onlara layık olamadığımızdan pek sevilmeyecektim. Suç şahsımızdaydı, çok konuşuyorduk, işlerine karışıyorduk, etmeyin, eylemeyin diyorduk. ”Emmioğlu git,” denilerek keyfi şekilde el altından sürgün benzeri bir ceza alacak yine şahsımın onayıyla istemese de KONYA’nın Cihanbeyli ilçesinin Kandil Kasabası’na gönderilecektik… Farklı sorunlar meydana gelecekti.
2007-2008 Konya Cihanbeyli Kandil Kasabası’nda sorunlar başka boyuttaydı. ANLATILAMAZ ŞEKİLDEYDİ. Yeni hastalıklar bel fıtığı üç yerde, astım, boyunda dört fıtık daha, boyun düzleşmesi, kilo artışı… Aslında mutluydum ama moralsizlikler bizi buluyordu... Bu iki yılda 133’er şiir yazacaktık.
Sıkıntılar ruhumuzdan gelmekte. Her ne yaparsak yapalım dertler bizleri terk etmek bilmiyordu. Bu sorunlar yalnızlığımızdan olabilirdi. Geçici değillerdi.
VE EK OLARAK
2. Dönem şiirlerimin (2005-2010) yıllarına aitlik kesiminde 1387 adet şiirim bulunmaktadır. Bu zaman zarfında bilim ve astronomi ile ilgili şiirim az olup daha çok hayvan hakları ile ilgili, belirli gün ve haftalarla ilgili şiirler yazdım… Tıbbi konularla ilgili şiirler de yazdım… Evdeki yalnızlığım, çevremdeki yalnızlığıma etki yaptığından istediğim programları bulamadığımdan olsa televizyon ile ilgili sitem içeren şiirlerime de yer vermiş bulunmaktayım… Televizyonu çok seven birisiyim. Fakat her nedense reklamların ve kısa araların fazlalığından yakındım… Bu tip şiirlerimi isteseydim sırf yağcılık olsun diye, yererek değil överek de yazardım… Ama şahsım televizyonu hep yerdi… Bu hususta televizyon ve ilgilileri hiç alınmasınlar… Televizyonu çok seven birisiyim. 2010 yılında plazma dahi alacaktık. Demeyin, görgüsüz. Evde 3 adet değerli eşyamızdan birisi plazmamız diğeri bilgisayarımız olacaktı. Belki de boşta olduğumdan ve evin içerisinde yalnız yaşadığımızdan çevrenin ilgisizliğinden ve bekâr olduğumdan, televizyon bağımlılığımızdan onu gündüz seyrediyor, reklamların çokluğundan bıkıyorduk. Oysa reklamlar çok gerekli şeylerdir, şimdi bu bilinçteyiz. Reklamların fazlalığına çok fazla değinmemizi yadırgamayın… Bunlar gibi çok hassas düşüncelerimiz vardı, garibanlığımızın ileride istismar edilmesinden de korkuyordum.
KONYA MERAM ARİF BİLGE MAHALLESİ, SİLVAN SOKAK’TA 10. YILIMIZ VE CİDDİ 13 KİTAP
2009-2019 yıllarını Konya’nın Meram ilçesinin Arif Bilge Mahallesi’nde Silvan Sokak’ta geçirecektim. Çarşısının, bakkalının olmadığı çok tenha bir yerde ev Durmuş Ali Bey’in evini tutmuştum. Ailesi çocukları gerçekten de çok temiz insanlardandı. Yanımızda kocaman bir mezarlık önümüzde de aşağı tarafı tren yolu nedeniyle kapalı bulunan bir cadde bulunmaktaydı. Rabbimize daima şükür borçlarımız vardı. Eski günleri yaşadığımızdan dini değerlerimizi azaltmayacaktık. Mahallede kedileri sürekli doyurmam ve beslemem endişe oluşturacağından pek sevilmesek de hayvanları, insanları, çocukları hep sevecektik. Merhamet kavramından uzaklaşmayacaktık. Rabbimize verilmiş sözlerimiz vardı. Ev üç katlıydı ama oturduğum bölüm ikiye bölünmüş bir daireydi. İki odalı bu evin bir de mutfağı vardı ki kediler için oda yapmıştık... Kediler diğer odalara da girebiliyorlardı ancak sayıları evin içerisinde 35 civarındaydı. Az göstermeye çalışıyorduk. Sürekli vaziyette mamaları günde iki öğün ciğerleri mutlaka veriliyordu. Fazladan da şahsımca yumurta, süt, yoğurt, balık veriliyordu. Kısırlaştırılanlar olduğu gibi ilaç gibi ek masrafları da çok oluyordu. 10 yıldır aynı evde oturuyordum. Sokağın kedileriyle Rab’be şükür rahattık. Şu an bile inanır mısınız yatak odamızda gece 4’ten beri oturmaktayım şu an saat 07.19 Aralık’ın 28’i gündüz -2 gece -10 derece. Elektrik sobamız kedilerin odasında yanmakta. Bizim odamız buz gibi soğuk. Onlar ısınsın yeter, biz sabredebiliriz.
Yerimiz yurdumuz yoktu ama Rab’bimizle birlikteydik. Sabah namazlarını camide kılıyordum. CİDDİ ŞİİR VE KİTAP ÇALIŞMALARIMIZ BU EVDE GERÇEKLEŞECEKTİ. Ciddi bir şekilde On üç KİTAP ÇIKARACAKTIK. Evvelki kitaplarım hem yarı korsan hem de ne olduğu belli olmayan ISNB’siz denetim pulsuzken bu on üç kitabımız UĞUR TUNA YAYINLARI’NDAN, HER ŞEYİYLE UYGUN GERÇEK KİTAP SAYILACAKLARDI. DAĞITIMLARI BULUNACAKTI.
2. Dönem şiirlerimin 2005-2010 yıllarına aitlik kesimindeki 1387 adet şiirimiz daha çok şerefli milletimize ve şerefli gençlerimize daha layık daha güncel yani daha geçerli şiirler yazma planlarımızdan oluşmuştu. Vatan, millet konuları ile ilgili, hayvan haklarıyla, merhametle, belirli gün ve haftalarla, tıbbi konularla ilgili şiirler yazacaktık…
3. DÖNEM ŞİİRLERİM: (2011-2015) 5 yıllık dönemde 13.984 adet şiir.
Bu dönemin en önemli olayı 10 Mayıs 2011’de Antoloji Comla tanışmış olmamdır. Antoloji Comla tanışmış olmak ve fikir ve sanat özgürlüğünün garanti altına alınmış olduğunu anlamış olmam sebebiyle 2011’de neredeyse günde ortalama 19-20 şiir yazacak hâle gelmiştim. Günlük düzenlenmiş vaziyette şiir yazma rekorum 95 adetti…
Dolayısıyla 2011’de 1900 şiir, 2012’de, 6859 şiir, 2013’te de 1311 adet şiir 2014’te de 2014 adet şiir yazdım… Şiirlerimi haftadan haftaya siteye yüklemekteydim. Bu şiirlerimi düzenlerken bel fıtığı hastalığım, gözlerimde tansiyon ve astım hastalığım bir de yalnız yaşamış olmamdan kaynaklanan meseleler yüzünden biraz zorlanıyorduk... Şahsımız için bu iş pek kolay olmuyordu… Evde bilgisayar masamın ve uygun bir yerimin olmaması nedeniyle de diz üstü bilgisayarımı sandalyenin üzerine monte ettim… Yazıcımız da sandalyenin üzerinde bulunuyor… Sandalye bilgisayar masam oldu… Farem halının üzerinde, sağ dirseğim halıda yani yerde klavyem kucağımda yani sol elimin avuç içinde üç parmakla şiirlerimi yazmaktayım… Sol elimin sadece başparmağı ile sağ elimin baş ve işaret parmaklarını kullanmaktayım. Klavyemse sol elimin başparmağı hariç diğer dört parmağımın içinde tutmaktayım… Tüm şiirlerimi bu şekilde yüklemeye başladım… Bu durumlar da imkânlarımın kısıtlı olmasından kaynaklanıyordu.
Ayrıca etrafım da da bol miktarda sokak kedisiyle yer yatağına uzanmış şiir yazıyor yükleme işlemleri yapıyordum. Sistemim pek değişmedi… Şiirlerimin uzun yer işgal etmemesi için tüm 4+3=7’lik dizelerimi 7+7’lik hâle dönüştürdüm… Maksadım şiirlerimi çok sayıda göstermek değil daha az yer kaplamasını sağlamaktı. Bu yüzden de kıtalık şiirlerim bu dönemde yoktur. Şu an 19 Ocak 2019 Saat 19.00 İtibarıyla Antoloji Com’a 22.964 şiir yüklemiş durumdayım. Ayrıca adımıza ikinci bir hat açmışlar ikinci hattımızda da 950 adet şiirimiz mevcut. Yüklemeler devam edecekti.
KEDİLERİMİZDEN DE BAHSEDELİM
Peygamberimizin ordusuyla Uhud Seferine çıkarken rastladığı kedi hikâyesindeki “Muazza”, adlı kediyi evine aldığı ve Ebu Hureyre hakkındaki sözleri bilinmektedir… Bizler bu gibi hadislerle aydınlanıp günümüze gelene kadar da birçok hayvana merhametli davranalım dedik. Kediler hakkında tahmini 1000 kadar şiirimiz vardır… Hayvanlara yapılan zulümler şahsımı daima üzmüştür. Çocukken mahalleye ekipler gelirlerdi köpekleri tüfeklerle farklı yerlerinden vurup acılar içerisinde öldürürlerdi. Bu olaylar sürekli tekrar ederdi. Bu yüzden elimden geldiğince sokak kedilerini evime aldım ve onları eşit bir şekilde ayrım yapmadan doyurmaya çalıştım. Bu yüzden ne evlenebildim ne ev bark sahibi olabildim. Emsallerim 2. dairelerini alıp içlerini dayarlarken biz yılda 20-25 bin lira kadar hayvanlara cebimizden masraf yapıyorduk. Hatta şu an bile onları ısıtmaya çalışıyoruz. Elektrik sobasını oturma odamıza kurma durumumuz varken onların odasına kurduk. Bu hafta içerisinde 4 adet de dişi kediyi veterinere götürdük ve kısırlaştırdık. 500 lirayı hiç düşünmeden verdik. En son birkaç tane de kitap çıkaralım dedik. Birkaç kitap, dediysek 6 adet kitap ile hayvanlar ve onların haklarından bahsettik. Pişman da değiliz. Evi daima onlara ayırmıştık. Rahatsız edilmiyorlar incitilmiyorlardı. İstediklerinde dışarı çıkıp gelebiliyor evde beslenebiliyorlardı… Kimisi mutfak penceremizde kimisi yatak odamızda kimi de ön balkonda yaşıyordu. Sonradan mutfağı açtık, onlara oda hazırladık. Başka uygun odamız yoktu. Mutfağı da yatak odamıza taşımak zorunda kaldık. Hem yeme içmeleri kolaylaştı hem de sürekli taş atan yaşlı teyzeden ve mahalleliden gizlendiler. Doğuranlara ortamlar oluşturduk. Odalarımızı, banyomuzu açtık. Ayrılanlar ayrıldı, ölenlerse defnedildi. Yine tehditler alıyorduk. Diyorlardı, seni dövecekler bize şu kadar para var, belediye ekipleri evini basacaklar bize bu kadar para ver. Şikâyet ediliyorduk. Ne anlattıysak anlayamıyorlardı. Yine de sokaktan buldukları kediyi bize getirip veriyorlardı. Ta şehir merkezinde bile bana kedi vermeye çalışıyorlardı. Evde ara sıra yaralı kedilerden de bulunuyordu.
Onlar kedilerden rahatsız olduklarını, öldüreceklerini söyledikçe bizler de yani şahsımız evin içerisini onlara göre düzenlemeye ve yer açmaya çalışıyorduk. Dışarılarda zarar görmesinler diye evin içerisini eskici dükkânına çevirmiştik. Zaten küçük bir evde oturuyoruz. 2 oda bir mutfaktan oluşuyor. Aralık tuvalet ve banyomuz ve balkon bulunuyor Kediler girsin çıksınlar diye 3 farklı yerde kedi geçitlerimiz var. Bu da evi onlar için uygun bizim için uygunsuz hâle getirmekte. Özellikle mutfağı onlar için oda haline getirdiğimizden yatak odamız aynı zamanda mutfak ve salon olarak iş görmekte. Yerde yer yatağımız en ilkel şekilde bir sandalyemiz bir de tahtalardan oluşmuş kocaman bir masamız bulunmakta. Bu masamızı 2 yılda bir tamamıyla söker yeniden tasarlar ve oluştururuz. Çünkü bu masanın arasındaki raflarda da kediler barınabilsinler diye. Bu masamız dört beş katlı oluşumlardan oluşmakta, kahvaltılıklarımı, bilgisayar malzemelerimi yazıcımı ve diğer tüm yeme içme gereçlerini ya da kap kaçaklarımızı katlarında barındırır. Bu yüzden de yerdeki halı çıkarılamadığından her türlü mikrobu barındırır. Camlarımız kapalıdır. Bekâr olduğumuzdan çevre rahat etsin diye tüm pencereler iptal edilmiştir. Pencerelerimizi açsak hocamız bizi mi gözetlemekte, derler. Yani dışarıya kapandık. Bu yüzden de evimin içerisi merak uyandırdığından “Hocam size gelmek istiyoruz, hocam şu kapını bize açıver, diyenlerin sayısı bir hayli fazladır. Kapımız açılsa ilk yapacakları şey bizi dedikodularla evden attırtmak mahalleden kovdurtmak olacağından henüz kimseyi eve alamamaktayız. Yan oda ağzına kadar malzemelerle dolu. İçlerinde 4 çuval kozalak ve 40 çuval kadar da kâğıtlarımız var. Kışın yakmak ve ısınmak üzeredir. Evimizin içerisindeki kediler ise 35-40 civarında. Bu kediler olmasa bizde de merhamet bulunmasa kaloriferli evlere geçebilir bodrum katlar da da olsa saray hayatı yaşardık. Biz bunları da biliyoruz, nasihat verenlerimizin hiçbirisi iyi şey söylememiştir. Rabbe şükrediyoruz ve yakınmıyoruz. Geçmişim daha kötü vaziyette olduğundan şükür gereği fakiri, garibi, çocukları, hayvanları, doğayı sevmek zorundayız. Zaten bu duygular genetik bir şey olsa gerek. Sevmeyen sevmeyebiliyor. Bu güzel ve şirin canlıları kucaklayıp öpmek şöyle dursun yakınlarından da geçemiyor.
Kedilerimiz için sürekli vaziyette günde iki kere tavuk ciğeri, öğün aralarında süt yoğurt ve yumurta eksilmez şekilde hazır mamaları ve suları konuluyor odaları temizleniyor, toprakları haftada bir kez değiştiriliyordu. Hastalananlar için ilaç alınıyor bazen de sütlerine ilaç katılıyordu. Gece vakitleri bazıları sıkılmasın diye seviliyor öpülüyordu. Mesela şu an “Mor Göz” ön balkona gelmiş, karnı aç vaziyette eve girsin diye yatak odamızın kapısını dayadık, onu içeri aldık ve içerideki odasına yönlendirdik, orada bulunan battaniyesinin üzerine koyduk. Mutfakta lavabo üzerinde özel hazırlanmış yerine yerleştirdik. Orada her çeşit yiyeceği bulunmakta, yani onlar için her hizmet eşit şekillerde ve durumlarına göre yapılıyordu. Tepki gösterenler için ev bizim olsa cevap verebilirdik ama ev bizim değildi, evden kovulursak kedileri taşıyamazdık, bir kısmı evcil değildi, diğer kısmı da dışarıdan gelmekte ve doyunca yavrularının yanlarına dönmekteydi... Bu yüzden boynu bükük kalacaktık. Ciğer verme esnasında sayıları 45’i geçebiliyordu. Evi sık sık havalandırmamız şarttı. İstesek bizler de ev bark sahibi olabilir kedilere daha özgürce bakabilirdik ama bunlar da henüz mümkün olmayan şeylerdi. Hayvanlar aç ve sefil olmasınlar diye bu işe girişmiştik. Bu işi bırakamazdık. Bu, merhamet işiydi… Rab rızasıydı. Kapısına gelen sarı, kırmızı, siyah ve beyaz renkli “Morgöz” adlı kedimizi önce sevip de sonra alışmasın diye ayaklarını kırıp atanların işi değildi.
Sokakta bir kedi kalsa bize havale edilirdi. Denilirdi, “Tüm kediler onundur sakın hiçbir şey vermeyin, alışacaktır. Yüz verme vur ve kov gitsin. Kimse kedilerle ilgilenmeyince de sayıları daha da çoğaldı, tehditler geldi, hocayı o evden atın, hocamdan memnun değiliz kedi besliyor, şikâyetler edildik. Dilekçeler yazıldı, ilgili yerlere verildi. Sonunda hocam gideceksin, denildi. Buraları terk et sorun kalmayacak. Hocam evvelden de gönderilmişti. Gideceği yeri kalmadı. Sürekli dolaşmakta. Kedilere zarar gelmesin diye herkese boyun eğmekte, yapılanlara göz yummakta. Adı şerefsiz oldu, gece yarısı içki içip de nara atanlara ses etmemekte. Magandalara, birbirini bıçaklayanlara laf edememekte, nasihat etse hocam daha aşağılarda, kedileri beslemekten itibarı kalmamış. Hocamız evvelden gönderildi, çok çok uzak yerlere yani buralara. Yine kedilere rastladı, beslemek zorundaydı. Tuttu onlara biraz mama verdi derken, sürekli mama koymaya başladı, mama vereyim, derken, su, süt, vs çok şeylerini temin etti. Aynı dertler yine başladı, hem de hiç değişmeyecek şekilde. Zihniyetler aynıydı her nereye varırsan var, kedilere karşı, kedi besleyenlere karşı büyük bir kin ruhlarımızda mı vardı?
Etraf kırsal, yıkılmakta olan binalarla dolu, yine de sıkıntılar aynıydı. Kedi besleyenlere karşı hocamıza yani şahsımıza çok zulüm edildi. Anlatılamaz şekilde. Hayvanlara gerçekten de büyük zulümler yapılıyordu. Üzüldüğümden olsa hayvanlara yapılan zulümleri görmemek için Facebook’tan 4200 hayvansever dostumu 2 gün içinde tek tek silmek zorunda kaldım. Hiçbirisinin suçu yoktu.
Hayvan hakları kanununun çıkarılamayışı, merhametten habersiz insanların varlığı şahsımı insanlardan, toplumdan, siyasetten, politikadan uzaklaştırmak üzereydi…
Haber kanallarını iptal ettim sadece yabancı filmler ve bilim kanallarını izlemekteyim... Rab can taşıyanlara yardım etsin. Taş kalpli insanlara da vicdan, merhamet, inanç versin.
GUİNNESS DÜNYA REKORLARINA ADAY KİTAP PROJEM
Guinness Dünya Rekorları kitabına aday sayılabilecek miktarda şiir yazdık. Şu an bu şiirlerimi tek kitapta toplayarak muhafaza etmeye çalışıyorum... Bu kitabımda 1 milyon dize kadar ve sayısı kapasitelerin üzerinde çok sayıda ciddi şiirim mevcut... 21.964 adedini Antoloji com’a yüklemiş durumdayım. Daha fazlası yüklenemez hâlde. Sanırım 2. hattı yani isim açmışlar. Zaman bulmam zor ama şu anda 950 tane de oraya yükledim. Ancak tüm şiirlerimi yüklemekte zorlanır oldum. Hem gözlerimde tansiyon var hem de bel ve boyun fıtığımız var Bu sorunlar soğuk ve elverişsiz ilkel bir ev ortamında zor gibi görünüyor. Hem tek başınayız hem de uygun araç gereçlerim de yok. Ev karanlık, masam yok. Ev toz toprak içinde 35 kadar kedinin içerisinde imkânsızlıklarla şiir yüklemem biraz zor. Bu kitap şu anda tüm şiirlerimi içerisinde barındırıyor. Evvelki kitap çalışmalarımızın içerisinde bulunan şiirler bu kitabımızda yok. Bu eserin şu andaki tek cilt halindeki kalınlığı 19.000 sayfa. Tüm eserlerimiz bu çalışmamın içerisinden çıkmıştır. %99.9’u 7+7’lik ölçü ve kafiye kullanarak yazmış olduğum şiirlerimin toplam dize sayısı 1 milyon satır kadardır.
Kitap niteliğinde “SELÂM ÇİÇEK KÖKLERİ 1” adlı bu kitabımız piyasaya çıkacağı günü beklemektedir.
Kitabın sonuna 1 ekledim çünkü 2’den itibaren çok kere bu başlıklar defalarca müsveddelerimle anıldı. Evvelden de bu kitap isim defalarca kullanıldı. Kitabın adını tamamıyla değiştirmem gerekecek. Belki yeni isim bulur isek daha anlamlı olabilir. Yoksa bu kitap o çalışmalarımızla karışacak. Onlar yurt ortamında arkadaş çevresinde çıkarılmış satılmamış ve alımı yapılmamış çalışmalardı. Bu kitapsa ciddi bir şekilde çıkarılacak. Ve piyasaya arz edilecek. Belki de kütüphanelere girecek, kabul görecek. Yayınevimiz, bu çalışmayı sergilemek amacıyla çıkarabiliriz, dedi. Hatta satılabilir de dedi.
Kitap hazır vaziyettedir.
KİTAPLARIMI KONULARINA GÖRE GRUPLANDIRMA YOLUNA GİTTİM
Şiirlerimin çokluğu okunduğu anlamına gelmemeli. Türkiye’de reklamı yapılmamış en az duyulan şair adayıyım. Bazen soruyorlar bu hususta kaç şiirin var? Diyorum 5.000,10.000… İnandırıcı gelmediğinden, tekrar diyorlar hocam o kadar şiiri hiç kimse yazamaz. Biz de inanmayacaklarını bildiğimiz için bir sıfır daha eksiltip tekrar cevaplandırıyoruz. Kalkıyor ve gidiyorlar. Diyorlar, senin çayın içilmez. İnandırıcılığımız yok. Oysa 1.000.000 dize kadar şiirimiz var. Antoloji com’a yüklediklerimi sorarsanız 22.950 adet şiir.
Saklayamadığımız şiirlerimiz oldu. Her yazdığımız şiirleri bir tarafa koyamıyorduk. Bilgisayar satın almış olmam bu işi biraz düzene koymama neden oldu. Aynı dizeler aklımdan çıkmadığından hep farklı dizeler yazmaktaydım. Ev işlerimiz çoktu, 38 yıldır yalnız yaşıyorduk, evde ev işlerini görebilecek birisi yoktu, yemeğe gitme dertlerim yolun hep uzak oluşu daima engellerimizdendi. Eve döndüğümde yorgun oluyor ve yatıyordum, bir saat uyuyup tekrar kalkıyorduk. Dinlenemiyorduk.
Şiirlerimi yazmaya başlarken çay demliyordum, bol şeker atarak çay içiyordum yanında da çikolata ya da baklavam yoksa şiir yazamıyordum. Tıp ne derse desin şeker yemeden şiir yazamıyordum. Farkındaydık hatalıydık. Şiirlerimi belgelemek için kitaplaştırmayı düşünmemiz iyiydi.
Dedim, şiirlerimi konularına göre gruplandırma yoluna gitmeliydim. Bu düşünce ile şiirlerimi konularına göre bölme yoluna gittim ve 13 adet kitap çıkardım. İlk şiir kitabım, BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR ŞİİRLERİ, ardından UFO VE UZAYLI ŞİİRLERİ, On Beş Temmuz ŞİİRLERİ, BELİRLİ GÜN ve HAFTALAR ŞİİRLERİ 2, Değerler Eğitimi ŞİİRLERİ, VATANSEVER ŞİİRLER, MÜSLÜMANLIKTA HAYVAN HAKLARI VE ŞİİRLERİ, “Yüzyılın ŞİİRLERİ I”, II, III, IV, V”, OTİSTİK ÇOCUK ŞİİRLERİ… 13 adet kitap çıkardık. Elimizde 20 kadar da ortalama 1000’er sayfalık kitap çalışmalarımız mevcut.
KİTAPLARIMIZ
1. Kitabımız
BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR ŞİİRLERİ
RESİM 24: BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR ŞİİRLERİ, kitabımız 192 Sayfadır.
İlk kitabımızdır. Bir arkadaşımın okuldaki kutlama gününde ilgili güne ait şiir bulamaması üzerine belirli gün ve haftalar şiirleri yazmam istenilmişti… Bu dileği yerine getirdim 950 kadar belirli günler şiiri yazdım. Bu şiirleri kitap hâline getirdim… “BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR ŞİİRLERİ” adlı eserimin 1 ve 2. ciltlerini de çıkardım. Her iki kitabın şiirleri birbirlerinden farklıdır. Bu kitaplarımızın içinde 365 çeşitten fazla şiirimiz mevcuttur… Hemen her güne bir şiir düşmektedir. Çocuklar okusun yararlansın, dedik ama ünlü bir kimse olmadığımız için ne reklamlarımız yapıldı ne de alıcımız oldu. Yine Rabbe şükürler olsun bu bizim ilk kitabımızdır. Şahsımca önemi bu yüzden çoktur.
Bu kitap belirli gün ve haftaları daha anlamlı kılmak, okullarda değerlendirilecek belirli gün ve haftaların Öğrencilerimiz tarafından algılanmasını sağlamak amacıyla, Seçkin ve seçilmiş şiirlerimden derlenerek hazırlanmış eserdir. Çalışmamızın amacı; bu konuda öğretmen ve öğrencilere yardımcı olmaktır.”
2. Kitabımız
UFO VE UZAYLI ŞİİRLERİ
RESİM 25: UFO VE UZAYLI ŞİİRLERİ, kitabımız 981 sayfadır.
Bu kitabımız yanlışlıkla UFO VE UZAYLILAR ŞİİRLERİ olarak yani çoğul eki kullanılarak çıkmıştır. Zaten uzaylı konusunu anlayacak durum mevcut değil. Yani bu bilgiler henüz çok erken. Bu kitabımın 981 sayfaya sığması amacıyla şiirlerimi sıkıştırdım. Boşlukları kaldırarak yazı puntolarını küçülterek kitabın içeriğini genişlettim. Yalnızca “U” harfi ile başlayan “Uzaylı” şiirlerimi aldım. Ayrıca içindekiler kısmı da çıkarıp atılarak 100 sayfa kadar azaltılmıştır. Şiirler kolayca bulunabilsin diye harf sırasına göre dizilme yoluna gidilerek kitap 981 sayfaya indirilmiştir. Aslında bu kitabımın kalınlığı çok daha fazladır. Bu kitabımız içerisinde ALINTI YAPTIĞIM KİŞİLER, SEVDİĞİM KİŞİLER ANLAMINA GELMEMELİ. ÇOK SAYIDA YABANCI BİLİM ADAMINDAN ALINTI YAPTIM. TANIMADIĞIM KİŞİLERDEN BİLGİ AKTARDIKLARI İÇİN ALINTI YAPMAM GEREKİYORDU. HİÇ BİRİNİN FİKRİ BİZİ İLGİLENDİRMİYORDU… Şimdiye kadar uzaylılarla ilgili 10.000 kadar şiir yazdık. Var olmaları ile değil onların yaşayışları nereden nasıl geldikleri ile ilgilendik. Onların Rab inançlarıyla, türleriyle onların, değerleriyle ilgilendik.

3. Kitabımız
On Beş Temmuz ŞİİRLERİ
RESİM 26: ON BEŞ TEMMUZ ŞİİRLERİ, kitabımız 112 Sayfadır.
Üçüncü kitabımızdır. Ülkemiz için vatanımız ve milletimiz için şiirler yazmalıydım. Okunan tercih edilen bir kişi de değildik. Dedim kitap çıkarayım, etrafımı aydınlatayım. Milliyetçi duygularım vardı. 15 Temmuzla ilgili yeni şiirler yazdım. Yazdığım tüm şiirleri bir araya getirdim. Diğer milliyetçilik içeren şiirlerimi de ileriki günlere erteledim. Boş zamanımız az olduğundan tüm şiirlerimizi bir araya getirmemiz bir anda kolay olmayacaktı. Vatansever Şiirler, Milletsever Şiirler, Devletsever Şiirler şeklinde diğer kitap çalışmalarımı erteledim... ON BEŞ TEMMUZ ŞİİRLERİ kitabımızı yayınevine verdik. Kitap geciktirilmişti. Süreç böyle işliyor, diyorlardı. 13 ay kitap dizgilerim bekletildi. Sıradaki kitaplarım da elimde bekliyordu. Bir kısmını düzenleyeyim derken bozmuştum bile. Ekleyeceğim yeni değerler oluşmuştu... Mademki kitap baskıya girmedi, dedim, yeni eklemelerimle kitabımı az bir değişiklikle tekrar göndereyim. Bu sefer de kitap çıktı dediler. Dedik, düzenlemeler yapmıştık, 112 sayfaya çıkarmıştık. Kitabımız daha mükemmel olabilirdi. 1 ayda yazmış 13 ay beklemiştik.
4. Kitabımız
BELİRLİ GÜN ve HAFTALAR ŞİİRLERİ 2
RESİM 27: BELİRLİ GÜN ve HAFTALAR ŞİİRLERİ 2, kitabımız,
308 sayfadır.
Dördüncü kitabımızdır. Tüm bilinen ve bilinmeyen belirli günlerimiz hakkında milli ve manevi düşüncelerle, temiz ve samimi düşüncelerle bu kitabımızı hazırladım. Evvelinden beri internet çevrelerinde şiirlerimin okunduğunu kopyalanıp alındığını fark ediyordum.
Dedim, belirli gün ve haftalarla ilgili biraz daha şiir yazalım ve birinci kitabımın devamı niteliğinde farklı bir kitap çıkarayım, ilkokul ve lise çocukları yararlansın... Bilmediğimiz ve kullanmadığımız belirli gün ve haftaları da aldık. Kitap biraz kalınlaştı. İlk kitabımızla ortak şiirlere yer vermedik.
Şahsıma gönderilen tüm kitapları kapıya gelen çocuklara ve okuldaki öğrencilere karşılık almadan hemen dağıttım. Okulumuzun çocukları bu hususta çok şanslılar. Kütüphanesine de okul çocukları yararlansın diye bol miktarda bıraktık. Eski öğrencilerimden ve eski okullarımdan şahsıma talep geldi ise de onlara bu kitabımızın sayısının kalmadığını bildirdim. Sanırım bizlere küsmüş olacaklar. Çünkü şahsıma hiç ayırmadım. Hiçbir kitabımızdan tek kuruş dahi almamış ve almayacaktık.
5. Kitabımız Değerler Eğitimi ŞİİRLERİ
RESİM 28: Değerler Eğitimi Şiirleri, kitabımız 180 sayfadır.
Değerlerimizin yok olmadan sürdürülmesi için bol miktarda şiirlerim evvelinden mevcuttu. Bilinen unutulmuş, unutulmaya yüz tutmuş tüm değerlerimiz hakkında şiirlerim vardı. Daha ilköğretim okullarına değerler eğitimi konulmadan biz tüm milli manevi değerlerimiz hakkında şiirler yazmıştık. Ve bu Değerler Eğitimi Şiirleri, kitabımızı okulumuzda bulunan tüm öğrencilerimize ve mahallemizde bulunan okul çocuklarımıza okulumuzun kütüphanesine de 40 adet kadar bulunsun diye koyduk. Bunları ücret karşılığı için değil Türk toplumumuzun örf ve adetlerinin, büyüklerimize saygının eksilmemesi, vatan millet şuurumuzun yüceliğinin sürmesi için yaptım. Bu kitabımdan şahsıma bir adet dahi ayırmadan her birisini çocuklara hediye ettim. Biz büyük birisi değildik, sadece değerlerimizin yaşatılması için uğraşıyorduk. Okullarda aylık olarak işlenilen değerler konusunda da çocukların kolayca ulaşabileceği bir kaynak eser olsun istemiştik. Çünkü okullarda anlatılan değerlerimize ait şiirlerimiz de bu kitabımızın içerisinde bulunmaktaydı. Değerlerimizle ilgili şiirlerin rahatlıkla bulunamayışı sorunu da ortadan kalkmış oldu.
Biz, çocukluğumdan beri toplum içerisinde daima saygılı oldum. Dini ve ahlaki değerlerimizin dışına da çıkmadım. Ne bir damla içki içtim ne de ağzıma bir tek sigara aldım. Ne de değerler dışında bir düşünceyi destekledim. Çocukluk şiirlerim ve eski anılarımız hariç geçmişten beri yazmış olduğum şiirlerim incelenirse günlük yaşantılarımdan verdiğim örnekler değerlerimizle ilgili şeylerdendi... Her birini anlattım ve yaşadım. Her birisi de bu düşüncelerimi desteklemekte. Dini inançlarımı da samimi bir düşünceyle yaşamaktayım. Bunları tüm bedenime ruhuma çevreme yansıttım. Örf ve adetlerimize, geleneklerimize daima saygı duydum. Hatta bu hususta çorapsız dahi dışarı çıkamamış birisiyiz diyebilirim. Kapıya çıktığımda, balkona çıktığımda üzerimde mutlaka uzun pelerin benzeri örtü bulunurdu, gömleklerimin bile etekleri hep uzundur. Bu özelliklerimiz de hep topluma, çevremize saygımızdandır. Toplumsal değerleri gönülden desteklediğimizdendir. Gündüz vakti evine girebilen, televizyonu bile en kısık seste dinleyen birisiyiz. Pencerelerimiz iptal edilmiş alıngan çevrem rahat etsin diye evin içerisine çekilmiş bir kimse durumundayız. Dışarı çıktığımda toplusal yanlışlıklara duyarsız kalmayan birisiyiz. 57 yaşında olmama rağmen otobüslerde bile oturamayan, otursak da daima bayanlara, yaşlılara hatta bazen yorgun insanlara yer verebilen bir kimseyiz. Toplumda hiçbir kimsenin kalbini kırmayan çocukların bile gönlünü alan bir kimseyiz. Daima doğru dürüst olmaya çalıştık, hiç kimsenin hakkını yemedik. Bu dürüstlüğümüz yüzünden bir türlü doğduğum memleketime tayin olamadım. 9 10 kere başvuruda bulunu isek de aklımıza torpil getirmedik. Ailemden uzakta kaldım. Güney Doğu ilimizde 6 yıl kadar kaldı ardından diğer iller derken ne evlenebildim ne de ev bark sahibi olabildim. Şu an bile bir hayvanın yaşayamayacağı bir ortamda 35 40 kediyle birlikte yaşamaktayım. Kısaca mal ve mülk biriktiremedim.
6. kitabımız VATANSEVER ŞİİRLER
RESİM 29: VATANSEVER ŞİİRLER kitabımız 208 Sayfadır.
Bu kitap serimiz 4 kitaptan oluşacaktı. Milletsever, Bayraksever, Devletsever, Vatansever Şiirler, gibi. Hazırlığa 1 yıl evvelinden başladım, başarılı olamadım. İçerimde bir ukde kaldı. En azından Vatansever Şiirler kitabımın 2. Baskısını ya da Vatansever Şiirler 2’yi bastırmayı isterdim.
Millet, bayrak, vatan, devlet kavramlarımızı çocukluğumdan beri ruhumun derinliklerini hatırlatan milli bir kavramdır. Şahsını ve düşüncelerini kendime sürekli rehber aldığım rahmetli babam Osman Temiztürk Türk Hava Kuvvetleri'nde şerefli bir astsubaydı. Çocukluğumdan beri onu astsubay üniforması ile hatırlamış olmam, askeri araçlara binmesi, Mürted Hava Üssüne gitmesi ve oradan çıkıp eve gelmesi, bizler daha 10 yaşlarında iken bizi arkadaşlarının yanına götürmüş olması, Hava Kuvvet Komutanlığını görmüş olmamız hava üssünde bulunan jetlere bindirmesi… Şahsımı etkilemişti. F-16’nın koltuğuna oturmuştuk. Asker arkadaşlarıyla tanıştırmakla şahsımın milli manevi değerlerinin temellerini atmıştı. Babamın sayesinde Türk Havacılık ve Uzay Sanayi’ne de ilgi duymuştum. Liseden sonra asker olmayı iki kez denemişsem de başarılı olamadım.

7. Kitabımız
MÜSLÜMANLIKTA HAYVAN HAKLARI ve ŞİİRLERİ
RESİM 30: MÜSLÜMANLIKTA HAYVAN HAKLARI ve ŞİİRLERİ, kitabımız 208 Sayfadır.
“Kediyi Sevmek İmandandır,” diye de bir hadisi şerif vardır… Peygamberimiz der, “Ebu Hureyre Utanma, Öğün Sen Kedi Babasısın!”, Aksine utanırız kedi beslemeye. Ya korktuğumuzu ya tiksindiğimizi ya da tırmaladığını belirtiriz. Çünkü onları beslemek demek masraf, demektir. İki daire almak varken neden kedi besleyelim ki? Biz bu hadisler ışığında da çok sayıda şiirler yazdık ve kitaplaştırdık. “Hz. Muhammed(s.a.v.), Muazza'yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmişti” Her nedense dinimizde bu denli hadisler olmasına rağmen toplumda kedi besleyenler hep dışlatılmış ve itilmişlerdir… Kedi beslemekten utanacağımıza onlarla öğünmeliyiz ve onlardan kaçmamalıyız Rab sevabını verir… Çünkü Peygamberimizin kediler hususunda çok sayıda hadisi mevcuttur… Biz ilgili hadisleri tırnak işaretine alarak başlık yaptık ve hayat deneyimlerimizi kullanarak çok sayıda şiir yazdık… Peygamberimiz de kendi tavsiyelerine uymuş ve uygulamıştır… Dedim, kitap çıkarayım çevremi aydınlatayım. Kur’an ve hadislerden yararlandım bu kitabı oluşturdum.
8, 9, 10, 11, 12. Kitabımız
“Yüzyılın ŞİİRLERİ I”, II, III, IV, V”
Hayvanlara yapılan zulümlerin sürmesi üzerine iddialı şiirlerimi kaldırdım ve yerlerine hayvan hakları üzerine olan şiirlerimi yerleştirdim. Ancak şiirleri aralık bırakmadan yazmama rağmen kitap kalınlığı 2000 sayfayı geçmekteydi. Kitaplarımı bölmeyi düşündüm. Bu sefer de kâğıt zamlandı, yaz sezonuna girildi, sıkıntılar başka yerden çıkmaya başladı. Şiirleri harf sırasına göre dizdim ve 6 cilde indirdim. Bir ay içerisinde 1 cildi eksilttim 12.000 lirayı denkleştirdim ve 5 cilt kitap için anlaşma yaptım. Dediler, hocam bizi zorlamayın. Dedim, peşin vereyim de parayı isterseniz kullanın, kâğıt falan alın. Tamam dediler.
13. Kitabımız
OTİSTİK ÇOCUK ŞİİRLERİ
RESİM 36: Otistik Çocuk Şiirleri, kitabımız 432 sayfadır.
“Otistik Çocuk Şiirleri” kitabımız Veteriner Fakültesi’nden edindiğim tıp bilgilerine yabancı olmadığım için evvelinden düşünülmüş bir projeydi. 461 kadar otistik çocuk şiirinden ve fazladan da eklediğim 80 engelli şiirleriyle oluşturduğum 541 şiirlik kitaptır. Eski dönemlerimde okulun sorunlu öğrencilerini şahsıma verirlerdi. Bu durum şahsımı mutsuz etmez aksine daha da varsa gönderin, der onların da eğitim ve öğretimleriyle meşgul olmaya çalışırdım. Bu hâl çalışkan öğrencilerimin velilerini mutsuz etse dahi gücümü otoritemi daha da kullanır seviyeyi düşürmemeye çalışırdım. Çünkü çocuklarımızı, vatanımızı, milletimizi çok sevdiğim gibi çok seviyordum ve bu işte adeta gönüllüydüm. Bu düşüncelerim zaten kameralar karşısında yüz halimden tespit edilebilen etrafımca bilinen olgulardandı. Çocukların içinde hiç yorulmaz aksine eğitim ve öğretim işini daima hobi olarak görürdüm. Hiçbir zaman son zilin çalmasını beklememişimdir.
Çocukluğumda bile mahallenin çocukları şahsım varsa toplanırlar ve dediğim oyunlar oynanırdı. Akrabalarımız eve geldiklerinde çocuklarını biz oyalardık. Bu durum mahalle ortamında da sürdü ve hiçbir zaman da eksilmedi. Özellikle top ile sektirmece ya da saydırmaca oyunları oynardık. Bunları niçin anlatıyorsun derseniz hemen açıklayayım. Otistik Çocuklar Şiirleri, kitabımızı çocukları sevdiğimden onlara hizmet düşüncesiyle çok kısa zamanda yazdım ve hazırladım. Sınıfıma amirler tarafından fazladan getirilen her öğrenciyi kabul ettiğimden de bazen sınıf seviyesi biraz düşerdi. Bu yüzden de yeni getirilen ve sorunlu öğrenciler yüzünden sınıf seviyesi yükselsin diye teneffüslere çıkamam, çayımı dahi içmezdim. Bu fedakârlığımı hiç kimse anlayamazdı. Çünkü amirlerine dert yanan birisi değildim. Biz hiçbir başarısız öğrencimizi yollamazdık. Aynı anda başarısız öğrencilerin velileri bizden mucize bekledikleri için getirdikleri sorunlu yeni çocuğun anında düzelmesini beklerlerdi. Zamanlama verirdik, anlatırdık, sınıfta 34 öğrenci var o bizle tek başına değil onunla ancak teneffüslerde ilgileneceğiz gibi sözlerle onları teselliye başvururduk. Oysa sorunlu öğrencinin de teneffüs hakkı vardı, bizlerin de teneffüs hakkı olmalıydı, hem her çocuğun sorununu 5 dakikalık teneffüslerde düzeltebilecek güçte de değildik. Ya diğer öğrencilerim? Falan öğrenci vurdu, defterimi karaladı gibi basit suallerle düzeni onlar da bozmaktaydılar. Biz, sınıfın içerisinde hiç oturmayan bir kimseydik. Ancak teneffüslere çıkmadığımızdan ya da teneffüslere çıkamadığımızdan bir iki öğrenciyle meşgul olma amacıyla masamızda oturur onunla ilgilenir ve velileri memnun olsun diye hatalarını en aza indirmekle meşgul olurduk. Ancak bu esnada da nöbetçi arkadaşlar ya da amirler koridorlarda dolaşıyor olduklarından bizi bazen oturuyor sanırlardı. Oysa teneffüsteyiz, oturuyor olmamız, sınıfı temizliyor, düzenliyor olmamız doğal şeylerdendi. Nöbetçi içeri girdiğinde anında ayağa kalkardım buyur hocam, diyerek şahsımı savunmaya geçerdim. Şahsımızı savundukça suçluymuşuz gibi sualler gelir hatalı, korkak durumlara düşerdik. İzah ederdik, derdik çocuk derslerini evde çalışamamış bizler de onun eksikliğini düzeltmeye çalışıyoruz. Şahsımızı savundukça potlar kırardık. Oysa teneffüsteyiz, sınıfı terk etmemiz daha doğru olacaktır. Bazıları anlayışlı karşılarlar otur hocam rahatını bozma geçerken bir baktım, derlerdi. En son geldiğim sınıflarımdan birisinde ya da fi tarihinde sorunlu öğrencilerimizin sayısı 7 kadardı. Her birisi de farklı sınıflardan farklı seviyelerden gönderilmişlerdi. Biz, onları alamayız, demedik, hiçbirisinin kalbini kırmamaya özen gösterdik. Veliler işlerimize karışmasalar belli bir zaman sonra sorunlar düzelebiliyordu. Çocuk, çocuğuma küfretmiş, onu sınıftan at diyenler, çocuk çocuğumla kavga etmiş onu okuldan at, diyenler oluyor biz ise çeşitli garantiler vermek suretiyle dengeleri bazen aksatıyorduk. Veli, istedi diye çocuğu disipline versek, müdüre göndersek müdür bey biz çağıracak dersler daha da aksayacak üstelik moraller kırılacaktı. Bazı dönemlerde de sorunlu öğrencilerimizin az oluşundan işlerimiz hep rast gider olmuştur. Diyeceksiniz, sorunlu öğrencileri neden ilgili yerlere havale etmiyorsun? Çocuk 4. sınıftan bizim sınıfımıza gelmiş demek ki zamanında gitmiş olsa giderdi. Hem bu hususları özellikle aileleri ile görüşüyor ve ortak karar alıyorduk. Bazen çocuklardan yana çıktığımızda gözlerinden düşüyorduk. Çünkü çocukların suçlarını ele vermeyen aksine bizzat üstlenen birisiydim. Çocuk camı kırdığında biz kırdık ve takmak üzereyiz, diyen bir kimseydik. Çocuklardan para toplamayan aksine para vermeyi düşünen kişiliğimiz de vardı. Evvelki öğrenciler bilirler ki ne sınav paraları getirmişlerdir ne de ilgili birçok parayı. Cebimizden karşılamışızdır. Çocuklar bizden harçlık dahi isterlerdi çıkarır verirdik. Çoğunluk ödemezdi, bir şey demezdik. Oysa zengin kimse de sayılmayız. Annelerini arayacaklarında cep telefonumuzu ellerine veriyorduk al annenle konuş derdin neyse anlat, diyorduk. Düşün ki her çocuk cep telefonumu defalarca kullanmıştır. Biz duyarsız da sayılmazdık, sınıfımıza çevremize ufak tefek de olsa hizmetlerimiz oluyordu. Bunları cebimizden karşılıyorduk. Her sınıfta tahtanın yanında yedek yazı tahtası bulunur, bu yazı tahtası özel öğreteceğin çocuklar için kullanılırdı. Bizim yazı tahtamız bulunmazdı Gizliden assak birisi içeri girer bunu niye çaktın, der söker kaldırır atardı. Çalışma tahtamız bulunmadığından dolabımın kapağının iç tarafını açar çalışma tahtası olarak kullanırdım. Bunun gibi örnekler de yaşardık bu kitabımızı çıkarma düşüncemize vesilelerimiz.
Şahsımı bazen gözden geçirdiğimde yoksa otistik miyiz gibi şüphelerimiz de zamanla olmuştur. Bunları bu kitabımızdaki bazı şiirlerimizle belirttik. Şu an KONYA Meram Kozağaç ESOB Özel Eğitim Uygulama Merkezinin I. Kademesinde Otizm 1/A Sınıfında Sınıf Öğretmenliği yapmaktayız. Öğrenci ve sınıf dağıtımı esnasında, Sayın Okul Müdürümüze “En zor sınıfı en sorunlu öğrencileri şahsıma verebilirsiniz tek başına yürütebiliriz, büyük gelişmeler gösterebiliriz arkadaş yani ortak vermenize de gerek yoktur,” demiştim. İddiamızın arkasında da kaldık kalmaya çalışıyoruz. Ayrıca şu an ki yeni müdürümüz Cemal Bey’e ve yardımcısı Songül Hanım’a da sonsuz saygılarımı sunuyorum. Okulumuzun çalışkan sadık yardımcı personeli Fatma APAYDIN hanımefendiye de saygılarımı sunuyorum. Öğretmen arkadaşlarımıza da saygılarımı sunuyorum. ALLÂH(c.c.) vatanımızı milletimizi seven bu hususta emeklerini esirgemeyen tüm insanlarımızdan razı olsun. Otizm 1/A Sınıfına gelir gelmez hemen otizm hakkında araştırmalara başladım, mümkün olsa üniversitesini kazanmak bu bölümü okumak isterdim, mesleğimizi hak edelim diye. Problem davranışları yok etmeye çalışalım, diye. Bazı arkadaşlar, dediler otizmli çocuklarla ilgili şiirler yazdınız mı? Dedim, şiirlerimiz vardır, kitabı hazırladık yayın evine verdik. Kitabımız çıktığında şiir kitabı olarak alın ve okuyun diye. Ancak ölçü kabul edinmeyiniz. Yanılgılarımız vardır. Öğretmenliği yapıyor olmam ve bu okulda öğretmenliğim esnasında duygulu anlar yaşamam bu kitabımı hazırlamama neden oldu. Bu kitabımı iyi niyetlerle Rab rızasıyla yazdım. Yine de bu kitabımız otizm konusunda ölçü alınmamalıdır. Bilimsel kanı taşımamaktadır. Sadece şiir kitabı olarak algılanmalıdır. Şahsım bu hususta ehil sayılmamaktadır. Sadece bir belgemiz eksik. Hak tanındığında o belgeyi zaten vereceklerdir. Bizim işimiz duygulanmak, duygularımızı belli ölçülerle, yazmak ve bu hususta şiirlerimizle siz değerli okuyucularımızla iyiye vesile olması amacıyla paylaşmak yarar sağlamaktı. Ayrıca kitabımızla, içimizden geldiğinden tüm çocuklarımıza gönülden sevgi duyarak ve onların ailelerine saygımızdan olsa güzel duygularımızla şiirler yazdık. Biz, onları çok konuda muhafaza ediyor, onların öğretimleriyle meşgul oluyorduk... Ders vakitlerinde, yemek vakitlerinde, oyun vakitlerinde onlarla ilgileniyoruz. Bol miktarda müstahdemlerimiz, hizmetlilerimiz desteklerini hiç esirgemiyor. Rab onlara sağlık ve huzur versin! Onlar bizlerden daha çok çalışıyor. Onlara saygı içimden geliyor. Kendimi zor tutuyorum. Okuldaki saygıdeğer hocalarımızın ya da çalışanlarımızın hizmetkârları bile olasım geliyor. Şahsım çok çile çekmiş bir kimsedir. Tek başına yaşamış olduğundan mı hayatının ilkelliğinden mi sürekli hasret çektiğinden mi hep bu şekil mütevazı durumlara düşebiliyor ve ruhunu frenleyemiyor. Zaten biz bu yüzden duyguluyuz ve şiirler yazmaktayız. Şair olamadıysak da bol miktarda şiirler yazmak zorunda kalmışız. Okulumuzdaki bazı çocuklar özellikle sınıfımın öğrencileri yemek yiyemiyorlar, konuşamıyorlar, sürekli çocuk bezleriyle, masumluklarıyla, şahsımı çok duygulandırıyorlardı. Servislerle getirilirken hosteslerimiz, kaptanlarımız vardı. Değerli insanlardı. Değerlendirme elde edeyim diye ne çocukların ne okulun resmini veya benzeri resimler çekmedim. Çekmeyi de düşünmedim. Onların adlarını kullanmadım onları lanse etmedim. Çok fazla güzel örneklerimiz anılarımız vardı onları kitabıma almadım. Sınıf resimlerimiz varsa da onlar eski okullarımızdaki sınıflarıma ait resimlerdendir. Kısaca şahsi ve milliyetçi düşüncelerimle dik duruşlu şiirler yazdım onları yücelttim, çocuk ruhlu olduklarından iyiye vesile olsun diye tavsiye içerikli şeyler yazdım. Çok şiirimi son anda ayıklayıp imha ettiğimi söylemiştim, alınanlar olabilir, kızarlar diye. İnanır mısınız şu an ki okulumda bir öğrencimden sürekli hep tokat yiyor dahi olsam her tokat yiyişimde yüzüm gülüyor ve hiç incinmiyorum. Bazen elindeki oyuncak inekle ya da başka bir gereçle yüzüme defalarca vurulmuş da olsa gülümsüyor ve bahsetmiyorum. Kolumu sürekli ısıran diğer çocuğa ise yine de hiç kızmıyorum ve bu hâlini belgelemiyorum. Bu hâle hiç alınmıyor ve incinmiyorum. Bu okuldan, amirlerimizden, çocuklarımızdan, çalışanlarından, tüm velilerimizden çok memnunuz. Ve hiç yorulmadığımı söyleyebilirim. Biz çok şeyden hep memnun olmuşuz, çok şeye de şükretmişiz.
Biz belirli günler ve değerlerimiz hakkında da çok sayıda şiirler yazmıştık. Otistik Çocuk Şiirlerimizi yazarken özgür davranamadık bazı samimi düşüncelerimizi yazamadık. İsim kullanamadık, delil veremedik canlı örneklerimizi sizlere sunamadık. Şiir dahi olsa bu örneklerimiz yanlış anlamalara yol açabilirdi. Okulun adını bile gizlememiz gerekecekti, sadece bunu gizleyemedik. Sınıfım öğrencilerimin resimlerini kitabıma koyamadım, onlar hakkında yorumlamalarda bulunamadım. Okula ait resimler çekemedik. Hazır bulunan resimleri de sunamadık. Kusura bakmayın.
ŞAİRLİĞE VEDA DÜŞÜNCEMİZ
Elimizde basıma hazır vaziyette “19 Mayıs 1999 Ve 100 Yıl”, “Vatansever Şiirler 2” adlı 400’er sayfalık 2 kitabımız ve 1000’er sayfalık 20 kadar da şiir kitabı hazırlığımız bulunmasına rağmen kitap işine son veriyorum. Sürecin yavaş işlemesinden kitaplarımıza ilginin olmamasından, hediye ettiğimiz kitaplara saygı gösterilmemesinden dolayı israfa neden olmamak için emek, kâğıt, mürekkep harcatmamızın gereği yok... Şair olma yolunda tecrübelerimizi, yaşantımızı, inancımızı, düşüncelerimizi, çektiğimiz sıkıntılarımızı sizlerle paylaştık. Gerektiğinde kendimizi yerdik yerin dibine vurduk. İsteseydik çok yeri gizler iyi adam rolüne bürünürdük.
Bu son kitabımız Otistik Çocuk Şiirlerini tüm özürlülerimize atfettik, onlar için iyi niyetlerle yazdık. Bu yüzden de kitabımızın içinde 461 adet otizm ve otistik çocuk şiirlerine ilaveten downlular, SMA’lılar, Lösemililer, Williamslılar olmak üzere 80 kadar ek şiir ekledik. Şiir yazmada ilham sorunumuz yok. Bu hususta hayal gücümüz oldukça geniş. Dedik ya belki biz de otistiğiz. Öğretmenlik bizim için hobiydi. Yani bu işite gönüllüydük. Diğer 12 kitabımızda öğretmenliğimizden bahsetme gereği duymadık. Ancak bu kitapta uzunca bahsetmek zorunda kalmamızın amacı da otistiklerin ailelerinin şahsımıza karşı sende kimsin, neden otistik çocuk şiirleri yazma gereği duydun, demesinler diyedir. Alınmasınlar, diye hiçbir otistik çocuğun adını anmadık. Hatta kendi otistikliğimizi ortaya koyduk, itiraf ettik. Okul ile ilgili bilgi sunmadık. Resimlerimiz, başarı dolu görsel faaliyetlerimiz vardı. Biz bu güzelliklerimizi belgelemedik. Bazı otizm ve otistik çocuk şiirlerimizi ayıklayıp attık. Şiirlerimizle hiçbir çocuk küçük düşüremediği gibi adları da anılmadı. Okulumun adını anmasaydım bu sefer de kitap tutacak olursa geliri ortada kalabilirdi.
Bu 13 kitabımızla anılarımızı, duygularımızla düzenleyip şiirleştirdiğimizden ruhumuzu rahatlatmış olduk... Bu düşüncelerimiz de bizlere onur sayılacaktır. Şiirlerimizde “biz” kavramları kullanmamızın amacı “ben ve benlik” kavramlarının çirkin davranış olması nedeniyledir.
1988-1994 yıllarına ait üzerinde adımın geçtiği “Selâm Çiçek Kökleri” adındaki kitap niteliği taşımayan izinsiz, ISNB’siz, denetim pulsuz, yayım evsiz, vergisiz özel matbaalarda az sayıda basılarak, hediye olarak verilmiş, piyasada hiç satılmamış, alımları, dağıtımları yapılmamış 32-48 sayfalık bu müsvedde kitap çalışmalarımız da şairin şahsına ait sayılmazlar… Hiçbirisi şahsımın kontrolünde ve denetiminde çıkarılmamışlardır.
Büyük emeklerinden dolayı UĞUR TUNA YAYINLARI’na, özellikle Emin Bey başta olmak üzere Uğur Tuna’ya, kardeşleri Hasan, Rıdvan, Faruk ve şu an askerde olan Yasin’e ve Mevlüt AKYÜZ’e ve adını anamadığım diğer çalışanlara teşekkür ederiz.
İnternet sitelerinde ve diğer sitelerde dolaşan tüm şiirlerimiz istenildiği zaman adımız soyadımız eksiksiz yazıldığı sürece her yerde kullanılabilir, kitaplarda yer alabilir, bestelenebilir. Herhangi bir izin almaya da gerek yoktur. ALLAHA ISMARLADIK!
01.05.2019 Çarşamba Saat: 16.20



Eserleri


1-BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR ŞİİRLERİ (192 Sayfa)
2-UFO ve UZAYLI ŞİİRLERİ (982 Sayfa)
3-On Beş Temmuz Şiirleri (112 Sayfa)
4-Belirli Gün ve Haftalar Şiirleri 2 (308 Sayfa)
5- Değerler Eğitimi ŞİİRLERİ (180 Sayfa)
6- VATANSEVER ŞİİRLER (208 Sayfa)
7- MÜSLÜMANLIKTA HAYVAN HAKLARI VE ŞİİRLERİ (216 Sayfa)
8- Yüzyılın ŞİİRLERİ I (112 Sayfa)
9- Yüzyılın ŞİİRLERİ II (112 Sayfa)
10- Yüzyılın ŞİİRLERİ III (112 Sayfa)
11- Yüzyılın ŞİİRLERİ IV (112 Sayfa)
12- Yüzyılın ŞİİRLERİ V (112 Sayfa)
13-Otistik Çocuk Şiirleri (432 Sayfa)
14-VATANSEVER ŞİİRLER 2 (400 Sayfa)