Ruhum karanlık köşelere sürülürken,
Beni en ıssız yerde boğdun.
Onca sevenin varken,
Gelip beni mi buldun?
Yemin ettim düğümlü sevdalara,
Ah be yar;
yıldız gibi doğmanı beklerdim gecelerime,
Samanyolunu seyreder gibi
seyretmek isterdim gözlerini.
Gönlümün aydınlığı, gözümün nuru
Bir yakamoz gibi düşsen düşlerime.
Gidelim buralardan
Güneşin binaların arkasına saklanmadığı bir yerlere gidelim.
Açık denizlerin dalğalandığı gibi dalgalanan
Ağaçların olduğu diyarlara,
Saçlarını dağıtan rüzgarların,
Bulutların hemen kaybolmadığı diyarlara gidelim.
Giderken hep yaralı umutlar bıraktık arkamızda
Çocukların ulaşamayacağı ufuklara
Hatıralarımız yeşerir belki yokluğumuzda
Sahra'nın en ücra köşesinde.
Giderken hep düşlerimizi bıraktık arkamızda
Yitik düşlerimizi, ninnilere karışmış düşler.
Rüzgâr eser bir milletin özünden,
Kopmaz davalar doğar sözünden.
Yolunu şaşırmış düzenin gölgesi,
Örter üstünü uyuyan milletin.
Hakikat aramayan yürek daralır,
Yokluğuna dayanamaz düşlerim.
Mateme döndü gülüşlerim.
Hayallerim korkak, kaçtı karanlıkta.
İki adam girmişti koluna rüyamda
Götürdüler seni benden,
Bir Çağla ağacının altında.
Ne tat alırsın ırmağın suyundan
Ne haz duyarsın dağın kuşundan
Gafil ömrümüzün bitmez yokuşundan
Yorula, yorula çıkarız bir gün.
Bir hayal kurmak bu kadar mı zor olur!
Nasıl düşlere dalıyor insan
Bir kömür madeni derinliğinde
Şimdi kursam bir hayal,
Sarardı yine yapraklar Dalında,
Göçmeye hazır kuşlar gibi.
Hazan mevsiminin hüznü sarar içimi
Kabuk bağlamış yaralar yine sızlar
İnce bir sızı kaplar zihnimi.
Her zerresin de seni hatırlatan,
Bir gurbeti Sarar gönlüm
Nefsi mutmain olmuş değilim.
Her anım her günüm çile.
Gel pirim himmet eyle.
Beni darlayan bu mecalim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!