"İnsan bir yere bağlanmaz, bir yerle
bir olur."
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sarı duvara yaslanmış o yorgun evin
önünde kurulmuş bir kerevet.
Sol ayağı geriye kaykık,
fakat ortadaki çivisi
sırtlıyor yükü sabırla.
Açık sarı yağlı boyaya bürünmüş
kaç milyon kez açılıp kapandığı
belirsiz
o kadim, o eşikteki karşılama ve
uğurlama kapım...
Ve kerevetin gizli sığınağında,
uzunca bir ipe emanet anahtarı.
Soluk soluğa tırmanıp tükettim
o son merdiveni de;
önündeyim dimdik, önündeyim
mağrur.
Hangi zamanın gölgesiydi
o sonradan eklenen, eğri büğrü
balkonlar?
Oysa zeminden devasa taşlara
bir nizam çizilmişti baştan.
Kat üstüne kat atınca
daralmıştı camlar,
küçülmüştü çerçeveler kışa karşı.
Anayoldan, sokağın başından
başlayan
kırk altıncı merdivenle
düğümlenmişti hayat yoluna.
Zamanla bir sofaydı balkon, bazen bir
vardiya, bir çalışma masası...
Bazen hortumdan akan suyla halı
yıkanır,
bazen Ramazan sofrasına hazırlık,
yufka açılırdı.
Kimi zaman rüzgârda sallanan
çamaşır,
kimi zaman neşeyle kurulan kahvaltı
sofrası...
Kimi çekirdek tıkırtısı, bir demli çay;
ve o eski evin kalbinde, nihayet
dinlenen bir ruh gibi kerevet.
Kayıt Tarihi : 24.10.2026 19:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Sokağın başındaki kırk altıncı basamağa basıldığında, şehrin uğultusu bir anda kesilirdi. Kırk altı basamak; sadece taş ve harçtan ibaret bir diklik değil, zamanın ritmini yavaşlatan bir eşikti. Evin önünde, sarı duvara sırtını vermiş o eski kerevet duruyordu. Yıllar evvel sol ayağı hafifçe geriye kaykılmış, fakat tam ortasına çakılan o iri çivi sayesinde pes etmemişti. Üzerine oturan her gövdenin, her kederin ve her sevincin ağırlığını aynı sabırla göğüslerdi. Sokağa sonradan eklenen katlar, üst üste yığılan betonlar gökyüzünü daralttıkça pencerelerin ışığı azalmış, çerçeveler kışın soğuğuna karşı küçülmüştü. Fakat balkon hâlâ yaşayan bir organdı: Ramazan öncesi yufka kokularının yükseldiği, iplerde sallanan çamaşırların rüzgârla söyleştiği, demli çay bardaklarının tıkırtısıyla akşamın karşılandığı bir hayat sahnesiydi. Yıllar sonra o yokuşu soluk soluğa tırmanan adam, elini kerevetin duldasındaki o gizli sığınağa uzattı. Uzunca bir ipe bağlı olan pirinç anahtar, tam da bıraktığı soğuklukta parmaklarına değdi. Açık sarı yağlı boyası yer yer dökülmüş kapının önünde durdu. Mağrurdu; çünkü zaman her şeyi eksiltse de bu evle, bu kerevetle bir olmuştu. Anahtarı çevirmeden önce kerevete oturdu. Şehir aşağıda dönmeye devam ederken, o sadece dinlendi.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!