KASIM ŞİİRLERİ

KASIM ŞİİRLERİ

Mehmet Şükrü Baş

Güncel taşlamalar…

Akıl sır ermese de, memleketin gerçekleri,
Otuz beş milyar pirim alır, Fatih'in sekreteri.
Ya otuz beş yıllık, eli öpülesi öğretmenim,
Ya pazarda limon satar, ya da nane şekeri. *

..

Devamını Oku
Gözde Hatiboğlu

Seni seviyorum. Ayaza tutmuş kasım gecesinde yağmurun ıslaklığı anımsatıyor bunu. Sıcacık bir el üşümüşsünüz diyor derin bakışların ardında, gülümsüyorum. Hani ne münasebet iyi niyet kaçıverse aklım gidecek senden. Anımsıyorum ve seni seviyorum.

Su birikintilerine basmama çabasındayken aklımdan geçiyor başka bir cümle. Bir hediye sevincini hatırlıyorum, sen değilsin. Son günlerin paylaşımını arttıran ve varlığıyla her anımı dolduran biri diyor ki içi sızlayarak, aslında sana bir şey getirmiştim. Anımsıyorum, seni seviyorum.

Coşkulu bir ses alıyorum telefonun diğer ucundan, soğuğa dayadığım sırtımı sarıyor ılık nefesin. Seninle senin heyecanını, sana dair söylemlerimi paylaşıyorum, beni geçti sana uzandı davetler diyorum, çaresiz bir plana yenik, gelmek isteyişinle karşılaşıyorum. Anımsıyorum, seni seviyorum.

Kalabalık, insan sesleri havada, uğultu halinde kahkahalar da herkesin zihni belli ki tenhada. Yapaylık diz boyu, camekan ardı sıcak da mevsim sonbahar hatta belki biraz kış, sokaklar yağmura yenik soğumada. Tanıdığım her insanda kalıyor samimiyet ve reklamın var satır aralarında. Gitsem olmaz, bunca şeyden sonra olmaz canım yakışı kalmaz. Ya kalsam, sevdamın enerjisi inancımla yoğrulsa. İşte tam bu düşünce kol gezerken usumda diyor ki öteki, sakın aşkını ve inancını bırakma. Sahip olduğun şeyi gördük ya zaferdir gelecek aşkta. Düşünüyorum ve durduğum yerde yine anımsıyorum, seni seviyorum.
..

Devamını Oku
Hüseyin Yanmaz

Bugün on kasım
Dokuzu beş geçe ayaktaydım
Saygıyla anıyoruz seni Atam
Yetmiş üç yıl önceydi
On kasımda kapadın gözlerini
İndirdin bayrakları yarıya
Gökte kuşlar ağladı ağıtları yürekleri dağladı
..

Devamını Oku
Erdal Ceyhan

29,28,27…
Günler geriye doğru işlemekte
Molla Kasım saymakta günleri birer birer
Hani neredeler senin söylediklerin
Çağırdıkların, gelenler, gelmeyenler…

Sormak boşuna, şimdi çalışma zamanı
..

Devamını Oku
Tahsin Aytekin

Paltosuz,
elleri üşümüş,
kervan misali
hep kahraman kocasının(!) iki adım
gerisinde yürütülmüş,
ruh alemi tarumar edilmiş,
aklı çalınmış,
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

10 Kasım, geldiğinde ağlarım kana kana,
Atam canım atam ölüm yakışmazdı sana…

Bir milleti yücelttin katkın çoktur vatana,
Atam canım atam başımı koydum davana…

Bizi kuvvetlendirdin ruhunla duygumuza,
..

Devamını Oku
Naime Erlaçin

2009 yılında yayımlanan yeni kitaplarımın ('ZERENZE-Likurga Susları' - Şiir ve 'GALİLEO - Hayal Yazıları' - Deneme) imza günü nedeniyle 28. Tüyap İstanbul Fuarında, 7 Kasım 2009, Saat 15.00'de HAYAL Yayıncılık ve Telif Ajansının 2. Salon 212 C'deki standında olacağım.

İlgilenenlere duyurulur.
..

Devamını Oku
İsmail Aksoy

Cuma günü:

Yaşadığım yön bulamama duygusu, bendeki kadınsı yönlerin arttığını düşündürttü bana. (Kadınlar, beyinlerinin daha çok sol yarı kürelerini kullanırlar. Oysa, yön bulma duyuları daha çok beynin sağ yarı küresine bağlı olan bir duyudur; ki erkekler beynin sağ yarı küresini daha fazla kullanırlar. Bu yüzden, haritada bir yeri bulma konusunda, ya da kuzey/güney – doğu/batı gibi yön duyguları konusunda erkekler kadınlardan çok daha fazla yetkindirler) .

Bugün de arabam bozuk olduğu için, gitmem gereken yere otobüs ve trenle gittim. Tabii, çantama da Kopenhag Büyük Bölgesi’ni sokak sokak gösteren harita-kitapçığı alarak. Sonra, arabayla normal koşullarda 20 dakika sürecek yere, nasıl olup da 2 saat gibi bir zamanda yetişemedim, hayretler içinde kaldım. Üstüne üstlük tamı tamına 41 dakika geç kaldım yetişmem gereken yere.

İnmem gereken istasyonda indim. Sonra, gitmem gereken yere, yürüyerek hayli hayli yetişebileceğimi düşündüm. Çünkü yetişmem için tam 35 dakikam vardı. Hatta, bir ara “bir yerlerde bir şeyler atıştırsam mı” diye de düşünmüştüm yol boyunca. Sonra, gitmem gereken istikamette ilerledikçe, aslında yürümem gereken yerin, 6 ya da 7 kilometre kadar bir mesafe olduğu sonucuna vardım. Tabii daha önce o yollardan arabayla geçtiğim için, yol o kadar uzun gelmemişti bana. Şimdi, öyle bir durumdaydım ki, ne bir otobüs bulabiliyordum ne de bir taksi gitmem gereken yere beni bir an götürebilecek. Sonra, Kopenhag Büyük Bölgesi’ni sokak sokak gösteren harita-kitapçığa baktım, ve gideceğim yere beni götürebilecek “kestirme” bir yol olduğu vargısına ulaştım. Bir ormanın kenarından geçerek, arkadan dolaşacak ve bir güreşçi gibi “2 puan alacak” ve de varmam gereken yere sadece 8 dakika gecikmeyle varmış olacaktım. Oysa, “kazın öteği ayağı” öyle değildi. Ormanın bittiği noktadan sonra, labirentlerden oluşan bir mahalle başlıyordu. Ulaşmam gereken yerin mavi bir kulesi vardı. O kuleyi, çıkmaz sokaklarda görebiliyordum. Nedir ki, oraya varabilmem mümkün değildi. Bahçeli evlerin bahçelerinden aşarak oraya varmayı düşündüm. Sonra, beni belki de evlerini soymaya gelmiş bir hırsız zannedebileceklerinden ürküntü duyarak, böylesi bir şeyi yapmaktan vazgeçtim. (Hem, bahçeli evlerin bahçeleri bitişikti. Belki 10 tane belki de daha fazla bahçeyi aşmam gerekiyordu) . Hangi sokağa baksam, çıkmaz bir sokaktı. İşte o zaman, çocukluğumdan hatırladığım bir Zülfü Livaneli şarkısı geçti içimden: “Düştüm bir ormana / Yol belli değil”. Orman neyse neydi de, bu çıkmaz sokaklar daha berbattı. Sonra, geri dönüş yoluna gelebildim. Artık kestirme yollar olabileceğini düşünemiyordum bile. Ne ki gene de, Kopenhag Büyük Bölgesi’ni sokak sokak gösteren harita-kitapçığa bakarak, bir kestirme yol olduğunu bu kez büyük bir kesinlikle söyleyebildim kendi kendime. Sonra, haksız çıkmadım tabii. Nedir ki labirentlerden oluşan bu bölgesinde kentin, kestirme yol aslında kestirme olmaktan uzaktı. Kestirme sanılan yol, aslında, normal yolla aynı uzunluğa eş değerdi. Ortada sadece bir yanılsama söz konusuydu. Tıpkı, labirentte burnu peynir kokusu alarak ilerleyen bir fare gibi duyumsadım kendimi. Sonra, 41 dakika gecikmeyle, yetiştim canhıraş bir halde 1 buçuk saat sürecek olan toplantıda tercümanlık yapmaya.
..

Devamını Oku
Mustafa Biçki

kırgındı bakışların o kasım gecesinde. yine ellerin yine şifalı ellerindi yetim yüreğime dolanan ne sen unutabilecektin ne ben. bir gece yarısıydı balkonunun altında ıslandıgı ruhumun yahut her agladığında benim için ah etmelerindi aşkımız... iç yanığımızdı sana ansızın yıldırımlı bir gece karanlıktan pencerene attığım güller... bir gün ansızın seninle bir yerde karşılaşıyorduk ve sarılıp ağlaşıyorduk... şimdi bilsen sevgili her pazar gittiğimiz yerdeyim masada hala adımız kazılı... ve ben hala senin için cakmagımı eve saklayıp ateş diye seni soruyorum herkeze.. ve artık kum gibiyi dinlemiyorum sen benim hiç bir şeyimsin diyor ahmet kaya..sen ne kadar hiçim varsa artık osun..ve ben herşeyimden olurda o hiç bir şeyimden olamam..şimdi sorma bana nerdesin mustafa diye biliyorsun her pazar gittiğimiz yerdeyim...buyur gel biliyorum konuşacak bir şeyimiz yok ama olsun gel gözlerinle hala beni sevdiğini anlat bana..
..

Devamını Oku
A. Yüksel Şanlıer

Kasım.
Kasım kızgınım sana
kırdın kanadımı kollarımı
ben ne yaptım sana.
Hazanım değilken zamanım hiç değilken
çöktün üstüme
taşınması zor bir yük sardın sırtıma…
..

Devamını Oku
Mehmet Yılmazsoy

Bugün on kasım
Dokuzu beş geçe ayaktaydım
Saygıyla anıyoruz seni Atam
Yetmiş üç yıl önceydi
On kasımda kapadın gözlerini
İndirdin bayrakları yarıya
Gökte kuşlar ağladı ağıtları yürekleri dağladı
..

Devamını Oku
Mehmet Akif Tiryaki

Sen bir kasım yıldızısın asumanda,
Sen bir su damlasısın ummanda,
Fırtınalarla, rüzgarla kokun yayılsın,
Saçların başucumda bozulsun, dağılsın.
Sen bir kasım yıldızısın asumanda
Sen bir su damlasısın ummanda
Sil gözlerinin yaşını ağlıyorsun besbelli,
..

Devamını Oku
Gülten Alp

Gözlerinde yarı ağlamaklı bir hal, gülüşünün ucunda sızı. Ne oldu, nedir sendeki hal? Yüreğin tarumar, gözlerin konuşuyor sen sussanda, hüznün kendini ele veriyor. Anlatamazsın bilirim, ağlayamassın da. Bir çocuk gibi annenin dizleri gerek, babanın omuzu. Topum patladı diyemezsin, bebeğim kayboldu, şu çocuk beni üzdü, düştüm kaşım yarıldı, dizim kanadı diyemezsin. Yaraların gözlerinde, gülüşünde, gönlünde. Bahanelere sığınarak gözyaşı dökme yaşın çoktan geçti. Büyüsende çocuk yüreğin hiç değişmedi...
..

Devamını Oku
Adnan Deniz

Yine aylardan Kasım, Mevsimlerden Sonbahar.Yine seni konuşuyoruz ezelden beri.Artık lügatımızda senin için ölüm kelimesi yok.Artık ağlamıyoruz 10 Kasım sabahlarında çünkü sen ölmedin.
'Her canlı ölümü tadacaktır''.Aslında,önemli olan öldükten sonrada yaşayabilmektir.Bunun en güzel örneği Cumhuriyetimizin kurucusu ATATÜRK'TÜR.Hiç bir insan her geçen zaman dilimi içerisinde katlanarak büyüyemez.Milyonlarca insanın gelip geçtiği bu yeryüzünde hala yüreklere sevgi ekerek ve bağımsız bir ülkede yaşama gurur ve onurunu yaşatan çok az kişi vardır.M.Kemal Atatürk,Ömrünü bir milletin bağımsızlığı için harcamış,devamlı yaşamından özveride bulunmuş bir lider,bir halk kahramanıdır.Günümüzdeki insanlara baktığımız zaman,bencilliğin kol gezdiği insan yığınlarına baktığımız zaman M.Kemal Atatürk'ün yaptığı fedakârlıkları daha net görmek mümkündür.
Savaşta Askerlerin önünde, onlarla birlikte koşturan bir komutan, Cephede savaşın plan ve krokisini çizen bir uzman, Barışta gerçekten samimi duygularla el uzatan devletlerin elini sıkabilecek kadar barışçıl bir insan ve siyasette usta bir diplomat ve vatan aşığı yenilikçi bir lider, işte Mustafa kemal olgusu budur.
Bir ülke düşünün yedi düvel yok etmek için üzerine çullanmış, Bir vatan düşünün iç düşmanlarla dış düşmanların işbirliği yaptığı, bir millet düşünün çaresiz, bitap ve yorgun, bir güneş düşünün, bu milletin geleceğini aydınlatan, Mustafa Kemal olgusu budur.
Geri kalmış, çağa ayak uyduramayan, köhnemiş kurumların yerine çağdaş kurumları getiren, devamlı ileriyi görüp''Çağdaş medeniyetler seviyesine'' çıkmamız için gece gündüz çalışan, Türk milletinin Önderi İşte Mustafa Kemal olgusu budur.
Yurtta Sulh, Barışta Sulh diyebilecek kadar barışçıl, Çanakkale'de ölen düşman askerlerine ''onlar bizim evlatlarımız oldular ''diyebilecek kadar insancıl,''Bir Türk dünyaya bedeldir''diyebilecek kadar Milliyetçi, Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir'diyecek kadar
Demokrasi yanlısı, Mustafa Kemal olgusu budur.
..

Devamını Oku
Ahmet Yozgat

1/:
Uzar bulutlara kadar gider,
Bizim köydeki servi kavak ağaçları.
Kasım kasım kasılırlar.
Onun için kavak olur gönderler.
Bayraklar yükseğe asılırlar.
2/:
..

Devamını Oku
Muhsin Aktaş

Puslu kasım sabahlarında
Kara bir yel gibi giriyor yokluğun
Penceremden içeriye
Titretiyor elimi,ürpertiyor yüreğimi


Güneşi özleyen kasım günlerinde
..

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Manolyani tütümün
Ömrü güze yanik cigligi direkten damdan ücraci
Kavisli dumanlara sis ve süs, rastgele bugulu perdede kendini yoklatan saz
Pancurlarini asagi dogru degdiren pencerelerin camindan inerek
Püsgüllerini baglayan calgiya buglanan daglara kanatsiz
Bacanin
Kiremitli kirmizisini yalayip efkarina tüttügünü
..

Devamını Oku
Ahmet Berat Ünal

Mal, mülk neydi, bir hiç! Ulusu vardı gözünde;
Doğruluk, dürüstlük var; onur dolu özünde.
Rahat yüzü görmeden, namus için savaştı;
Vatan, millet aşkıyla, nice engeller aştı..

Yapraklar düşerken sararıpta dallarından;
Bir acı hüzün çöker içime her sonbahar
..

Devamını Oku
Gülşen Şenderin

Sirenler çaldı saat tam dokuzu beş geçe
Yüreklerde yankılar geçmişi bağlıyordu
Ata'mızın yokluğu kalpleri dağlıyordu
Altmış beş yıl sonunda ne ektik ki ne biçe
Bu On Kasım sabakı ATATÜRK ağlıyordu...

Her çocuk okulunda andımızı okudu
..

Devamını Oku
Güler Talay

aylardan kasım,
bilinmezliğe tuttuğum yasım,
hayatın döngüsüne boş bakışım,
can yanmalarıma artık kayıtsızlığım,
sözümü tüketenlere kırgınlığım,
avunmaktan yılgınlığım,
afakanların sıkıntısı,
..

Devamını Oku