Beyaz bir duvar büyütüyorum gökyüzüne.
Harcı, şahdamarımdan çekilen o paslı telaş...
Sırf senin o kusursuz, o sağır yüzüne benzesin diye,
Bütün çatlaklarını etimle, isyanımla sıvıyorum.
Bir nabız bekliyorum o taşın kalbinden,
Bir terleme, ufacık bir merhamet...
Bugün biraz konuştuk,
Sesinde kırılmış bir huzur vardı.
Söylemedin ama hissettim,
Kalbin ağırdı, gözlerin doluydu.
O an zaman durdu içimde,
Ben seni sen bilmeden,
hatta ihtimal dahi vermezken sevdim.
Ve aslında sevdiğimi biliyorum.
Ama sevilmeyi henüz bilemedim,
çünkü seviyorsan da
bunu hiç açık etmedin.
ruhumu saran o ilahi sükûtun gölgesinde,
Mevla'nın kapısında sızlayan kalbimi seccademe serdim.
içimdeki o amansız yangını, zikrin serin sularıyla söndürürüm sandım.
alnımı secdenin nurlu sabahından kaldırıp,
dilsiz, kimsesiz bir uykuya emanet ettim yorgun gövdemi.
Bir kelimen yetiyor bazen,
Bir “nasılsın” bile susturur kalabalığı.
Senin sesin, gecenin ortasında bir dua gibi,
Kalbimde sükûnet buluyor her yankısı.
Bir bakışın var, anlatmaz ama onarır,
Bir rüya gibiydin; sabah ezanına varmadan söndün,
Yağmur camı dövdü, kalbim içe aktı.
İsmini demedim; duam yarım kaldı,
O yarımdan sızan sükût beni yaktı.
Adını anmadım; mihrap gölgesine bıraktım yükümü,
bir sabah — ışık yavaşça toprağa düşüyor.
bir kız çocuğu yürür taş sokaklarda;
pabuçlarının ucunda rüya tozu,
gözlerinde dalga kadar sabır.
kimse duymuyor,
Ölüm diye bir şey yokmuş Çalıkuşu, meğer hepsi yalan...
Toprak değil, unutulmakmış insanı çürüten.
Kalanlar vazgeçerse hatıradan, gidenler o vakit ölürmüş esasen.
Ben hafızamı seninle mühürledim Leylâ;
Ölümü bile bilmeyecek kadar masum,
Çocuksu bir inatla tutundum varlığına.
Giyindim çağın o paslı zırhını, göğsüme koca bir fanus indirerek —
Dışım, kimsesiz ve aşılmaz bir asteroit yalnızlığı.
İçimde, rüzgârdan ve zamandan sakındığım o mağrur çiçek...
Bir tek senin dikenlerine razı, bu kibirli gövde.
Yüzüme gülen o uçsuz bucaksız bahçeler, birbirinin aynı güller — nafile,
ben o jilet yarasını göğsümde çoktan uyuttum sanıyordum
aylarca sağır kaldırımlarda zehrimi kustum, kanımı yıkadım
içimde çırpınan o lanetli sızıyı kör bir kuyuya taşladım
kendimi kandırdığım o dilsiz sabahlarda, nihayet bitti dedim
oysa insan, en çok 'unuttum' derken kazıyormuş kendi mezarını




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!