tavrın naif, yüzün sert.
el aldın, hak yolunda.
ulu soyda, can bir fert.
şehd oldun, keş dağında!
senden ne şüphe, ne dert.
şöyle bir deniz tarafından baktım bu akşam
güneşin batışını izlerken, gelip geçti gönlüm
geleceği planladım, geçmişi derleyip topladım
bandırmanın alacalığına bıraktım sorunlarımı!
kararında kaynamış şerbet kıvamındaki ömrüm
biraz kırmızı biraz da beyaz renkli üzüm tadında
göl ! susuz, çulsuz yazıldı zor demde.
dehşet çakan gözlerde son bir hayal !
dünlerden yorgun, kızgın kızıl günde;
can! derdinden vazgeçmiş bezgin hamal!
asır yükü, nesep yükü soyunda.
karanlık girdabın içinden duyulan kahkahalar
gecenin hayırsız ruhuna hapsolmuş biçâre..
hedefinde gurursuz kimseye hesap soruyorlar
olmazlardan olurlara yol verdiler, yoktur çâre!
sen çağırmadın, geçip gitti başından bulutlar
sökülen köklerden korktular, geldik bu hale..
bahar desenli eşyalar
süslü, sürmeli bakışlar
akla zararlı oyunlar
ziyan edilen yolcular..
hepsi bir kefe içinde
çakal çığlık atar, tilki sinsidir.
bazı yılanlarsa çok zehirlidir.
gece vaktinde tuzaklar kuranlar,
baykuşlar ve yarasalar murdardır!
leş sofrasına çöken akbabadır.
bilmiyorum
kırılmış mıdır?
gönlüme lapa lapa yağan kar misali
gözleriyle intikam alır gibi
üzülmüş müdür?
sonrası yok diye söze başlarken
biraz da, sitem saklıydı bilinçaltında..
aslında hep yürüme mesafesinde oldu.
sayılabilecek kadar birden çok adım
alınabilecek kadar derin nefes
çığrılabilecek kadar dertli türkü
karanlıkları aydınlatan
gözlerinin ışıltısı mıydı?
yoksa, yoksa yalınayak kurulan
eşsiz hayalin mi?
dibi görünmeyen kör kuyuya bakar gibi
sığ gölün kıyısında, hırçın dağın gölgesinde,
karların ardından yüzünü gösteren çiğdem.
ıssız esen rüzgarın kuytusundaki masallarda,
kudretli yabana gururla direnen ömürotum.
dibi görünmeyen uçurumun dik yamacında
yenilme baranlara, burkulma ağlayan gelinim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!