ezan okununca, şükür olsun ikindi ezanı.
ki hafızın yanık sesinden rast makamı !
gölün üzerinde bir kıpırdanma, bir neşe
bir heyecan, bir ürperti yaşanır akşam üstü !
batsam mı? yaksam mı? telaşında güneş,
essem mi? tozsam mı? edasında poyraz,
söz vermediğim halde umutlanmıştı,
üzgündüm...
onlarca gülen yüzün içinde,
üzgünlük ve kırgınlık ele veriyordu kendini.
töre mecburiyeti iliklemişti yakamı;
kalktık mı yerimizden biz,
tüm dünyaya hükmederiz !
mazlum için hiç durmayız,
her belaya şükrederiz !
anlı şanlı Türk'leriz biz,
hayatta kalan organik son bağlantısıyla da
vedalaşınca insan, sessiz sedasız
neticenin ne olduğunu düşünür
ve hesaplaşacak nedenler arar durur!
plasenta içerisindeki varlığını hatırlayamaz,
asla hatırlayamayacak da..
yürürken canım, şöyle bir bakındım.
senin de baktığın, köşe bucağa !
adım adım izlerine takıldım;
sarılmıştık burda, kucak kucağa.
şu ağaca yaslandı omzum, sırtım
gülüp geçiyorum,
yalan dünya'nın oyuncularına !
mahallede dayak yiyen veletlerin
abilerine koşup sarılmalarına !
gülüp geçiyorum,
ey belimdeki soğuk sızı!
işaret parmağımdaki arsız kaşıntı..
hevesin hevesimdir, işlenmiş deli kurşun!
seni arka arkaya sürecek yiğitler, oğuzlar
sarma sarma saracak sarmal demirler
görmedim fakiri,
zenginden daha hakir !
eğmeden cahili,
boynundan daha mahir !
düşmeden muhibbi,
namussuz yola bâkir !
keklik sesi yerleşmiş saz teline.
çağırıp durur, kurtar beni şahne !
düşümdesin bil ki nazlı sevdiğim;
mızrap benim, keklik benim, kime ne?
gel ey keklik, gel gör, viran gönlüme.
taş duvar arkasında sarı konak
bahçesinde çiçekler hep açacak
ağaç dallarında bekler salıncak
sür keyfini cananım, bahar geldi!
yeşil meralarda yavru kuzular




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!