yok yahu! bir kenara bıraktıklarım göründü
bolca zaman geçti buralardan, üzgün kırgın..
bu sefer uğramadan gitmek istemedim.
eskisi gibi adımlamak, topraklarını avuçlamak
tatlı su kokusuyla birlikte güneşi selamlamak
kimine göre çok uzun bir süre beklenmiştir
baktım ki daha gökkuşağına vakit var
yağmur yağmamış henüz çisil çisil
yağmur yağarken güneş açmamış
bir de yol yürünmemiş toprak mı toprak
çamur bulaşacak diye paça sıvanmamış
küre, küre tünel kazınca,
yavru ceylan, toynak vurunca.
davulcu başı, söz yayınca.
zır deli, oynuyor koynumda !
gönül bize, gönül koyunca,
birlikte incinmiştik..
saks mavisi ışıkların oyunlarını izliyorduk
sahne diye, sahnenin perdeleri diye
parçalanmış camların, gönül kırıklarını
birlikte aralamıştık..
kan izlerini takip etmeye mecalimiz yokken
yakınlaşınca anladım,
uzaktan yörük çadırına benziyordu
meğerse, uğruna ölünen bir değermiş!
canına yandığım görüş mesafesi,
aynı hayatın çatısı gibi.
yukarı baktığımda parlayan ay ve yıldız
kartpostallık bir bekleyişti,
görülmeden az önce..
güneşin ışınlarıyla kımışıyordu,
etrafındaki çizgilerle kaynaşıyordu
gözümün nuru..
yeniden bir geceye doğuyordu
güvendiğim bir ikindi öncesinde
gücendim sana, toprağına, taşına..
gücendim kemençe yayına, bağlama payına.
gücendim sana su damlası...
bırak biraz, bırak biraz da dursun !
ruhuma sardı dermanım, sana olan derdim.
ağır tahrik altında çakan,
şimşek gibi çıktın karşıma.
göklerden dolu dolu yağan,
yumruk gibi indin göğsüme!
zora gelince pır pır kaçan,
her gül bahçesi, senin gibi kokmaz.
hasret bağında, gül dalında solmaz.
el koynunda gül, mis gibi yaşamaz.
kendini ziyan etme, güzel kızım !
doğrular tahtında dur, dur gül kızım !
esrâ'm ol, gülistânımda kaybetmişim kendimi
içtiğim şehâdet şerbeti midir? yoksa damla,
damla dudakları ıslatan âh bu âb-ı hâyat mı?
ey kul, bir nefes cânından ziyâde bir avuç duâ
yetmez mi sana, Râb kor eyledi kalbini, rûha !
zannı bir hôş, gâmı ayrılık kokusuna sinmiş,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!