eylülün ortasında
serin bir çınar altında
kendini arar mı insan?
serin çınarın altında
kurulup bir masa ve bir koltuğa
orta kahvesini yudum yudum
gün ışımasına kadar sabırla beklediğim halde
henüz düşmemişti hâlâ, susuz kalmış çayıra..
dahası harap da etti, sisli ciğerimdeki tasası
izleri kalır ya kalbinde, işte tanı bu çiy yarası!
belki de vazgeçmişti, beklememi önemsemedi
sırdaşa hayli muhtaç olan değerimi, bilemedi!
dağlar, kıraç tepeler ardından,
bir çoban, yürekli bir aslan..
onlarca meleyen sürünün içinden yürürdü.
abası yanığın dudağında, bir bozlak;
bağdaş kurmuş postuna, elleri nasırlı, hey !
ne'der?
bir bardak soğuk su ekledik,
haybeden geçip giden zamana..
çok uzun günler yaşadı çilemiz,
zorlu yolculuklar takıldı paçamıza!
dik durduğumuza bakmayın:
"çok budandı yüreğimiz, çok budandı.."
çöksem, çöksem en fazlası yol yakınken,
köşedeki mavi boyalı çay ocağına çökerim!
çayın demlisine, dostun da kıdemlisine
köşelerin değişmeyen bolca muhabbetlerine;
yani, insan etlerinin lime lime doğrandığı,
yan masa sohbetlerine kulaktan kesilirim!
önceden di herşey, çok önceden !
sokaklarda, meydanlarda yakılırdı ateşler;
kaldırım taşlarındaki taburelerde,
yelkenler biçilir, dikilirdi mehteranla !
pet şişedeki sudan alınan abdestler
yoksa, yoksa topraktan teyemmüm
aklın yorulduğu sahnede,
mimiklerin yansır zalime !
evvelâ nefret lütfet, garîb;
ülfet peşin sıra, pek harâb!
seher vakti, bir sefer mümbit,
marjinal pencerelerde,
dikenli bahçe çiçeğim.
sürreal aksak yollarda,
toza bulandı umutlarım.
bize ney lazım usta !
la majörde, hüseyni huzur.
yurdumun yaylalarından yeşili bol bir yayla
kaynamış sular akıyor ovaya, kıvrıla kıvrıla.
eğildim de yuğdum ellerimi ve yüzümü,
diz vurdum taşa, sıvadım saçlarımı başımı..
sağ kolumda tetikte kırma bir bronz çiftem,
sol yanımda taşıdığım Kut'um, şanlı gücüm!
bugün
doğudan yükselen sabahın güneşinde
gökbörünün ışıltısı,
bozkurtların yalnızlığı doğdu
asyanın bozkırlarına..
batının karanlık gecelerine




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!