gün alasına tutuldum çocuk
bulut ve su köprüleri kurdum pazarlarıma
aynı yağmurda ıslanmaktan hep korktum...
evler toprağa çakılmış
boş hırsı gibi bencilliğin
oysa şarkısını bilmiyorum
teninden uzak rüzgarın
unuttuğum rüyamı
niçin kıskandı an? ...
kırıcı temmuzlarda
kuşkulu bir sonda birleştik
gecikmiş aşklar terkisinde
ardımızda süzgün bakışlı bir kent
sanki hiçkimse hiçbir şey düşünmedi
bir tek ben seni düşündüm...
kangrendi masamda duran varlığının isyanı
adını yağmurlu ve soğuk yazmayı öğrenemedim
ıssız yazları sevdim hep
saçların yerine güneşin şavkıyla oynamak için
uykularıma kasteden atatürk parkı'ndaki halini
unutmamak için
kuşlar ikindisiz
kaleleri yorgun düşlerin
kent hiçbir yağmura ısınmadı bugün
gözlerim üşüdü sadece
ellerimin kendimin olduğunu unuttum
en sessiz şarkısını besteliyor evim
kuytuluklar çürüdü
sönmüş volkanlar gibi gözlerim
çok görüyorum yalnızlığıma
geceyi bile...
başımı vurduğum taş
tüm dünya sınıfımız sanki
özlemli bir tebeşir kokusu
seni içimden atamadım
sızısı
güneş yanığım benim
ne sevgilim çeker nazımı
tek perdede akla fikre mantığa ihanet
akan suda iki kez yıkanılmaz meselesi
ihanet birbirimize kendimize
ihanet
hayal ettiğimiz çocuğumuzun yerinde
son oyununu bizle oynuyor
eski zamanlardı ben iskelede serseri martı
istanbul olurdum içim kızkulesi zavallı
lodos bira olurdu başımda boğaz sarhoşluğu
kadıköy olurdun adalarda tenha bir çiçek
çırpınırdım bir anını yakalamak için açılışını denize gözlerinin
dudaklarında ter ayva tüylerin naz esrikliği
kış özlemi çekiyoruz eni konu yaz mutsuzluk
kağıda sıçramış kalemimden tesadüfi sen
sayfasız defter notasız şarkı yolsuz yolculuk
gülüm diyemem ama gecemsin diken diken
paylaşımsız doğan güne bakmak kadar yorucu




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.