puslu yaralarıma dokunamadın ya
uğultulu bir sis sinsice eskitir yüzümü
sen bana bakarak kirlettin kendini
aynada benim öğrendiğimi
unuttun sen gerçekte
Pembe Gözyaşlarımın Çocuk Ruhu
her güne yeniden anlatırım
sabahsızlık yoksul uğultusudur sensizliğin
yeni bir söylemim yok
tüm ifadesizliğimdir aşkı zamanla ciltlemek
hayali yollar çizerken
dolmuş müziğinin en arka koltuğunda
bütün ipler boşanıyor ellerimden
bozuk para cebime bile sığmıyor
herşeyin bitmişliği
pembe ışıklı geniş yataklı odalarda
sen...
dumansız
ocaksız köyün son ağıdı
ömür törpüm
kırsal donukluğusun
yatsı yalnızlıklarımın
kısraklar yorgunu kalbimde
yorgun tadıyla ömrüm sana kurar her gün saatini
peşinsıra döner dünya
nasıl dinlendiğimi unuttum çiziksiz öyle rahat
ağaçlar kararmadan mutlu olmak kadar zordur
baştanbaşa kalbimi aşan bir yanı var kuşların
yapraklar testidir suya yağmur eskimez yabancı
hayatımın peyzajı bulamamak sıkıntısı kırlangıç uyuyuşunu
denizler lir kadar aydınlık medcezire emanet eder kalplerini
eski...güneşli...
sancısız bir kaldırım anı yok
saçlarımda yokuş rüzgarı kokusu
pazar korkularıyla yaşlandık her dem
durduk durduk
akşama doğruları özledik en çok
toprak yumuşayınca sarsıldı korkunçluğu
kaya gibi içime çöreklenenin
ve çokluk
uçları püsküllü koyu bulutların kokusuyla
unutulacak ayrıntıları öfkeli ayrılıkların
ara mahallelerde
Ipırak hışırtılarıyla
Şefkat yorgunu o mevsim
Ağaçlarıyla dokunuyor ya
Kirli pencere camındaki soluk yıldıza...
Aklında tuttuğun Şiirin yerine koy yüreğimi
Gözkapaklarının altında şarkılı bir gemi yüzdür...
sensizlik sürgünümle can hıraş
parçalıyorum tüm derin uykularımı
hiçbir kıyıya köşeye sinmez umudumla
sana bakınca kendimi görüyorum eşsizliğinde
güzellik aynasısın ömrümün
akşama hazır bir sofra gibi aç kucağını




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.