kaf dağını aştık
yürünecek yolumuz kalmadı
masallardan devşirdiğimiz
üstelik dudaklarınla vurdun beni
kanıma karıştı sözlerin
öykümüz böylece bitti
gecelikli ağaçlar sızmasız sabaha
çıldırmış kanatları daha çok ufkun kana bulandığı an
herşey bir yana yanıp kül olma hissi
ayrılığa koltuk değneğidir ölüm
kabuslu bir zehirdir sevmek durmamacasına
ölüme güvenerek yaşanmazdı bizim oralarda
kabuslarıma sürgün olunca
hiçbir sonda kalmadı izim
izimi sürebilen hiçkimsem yok çok yalnızım
çamurlaşan yazları sevmezdim bu yüzden
kış olmalıyım kimse göremesin birbirini
yağmurumdan kaçma
sarsın seni damlalarım
acının tarihinde adım
ölüm kadar saçma
paylaştığım ayrılığım
seninle kusursuz
anlarsın gecikmişliğin ölümü beklemek olduğunu
sevda çektiğini unutmadan yaşamak sırasız delirme tutkusu
kaygıların boş olduğunu anlamak gibi rahattır kavuşmayı düşünmek
ayrılık felsefi derinlik içerir sevdiysen eğer
unuttuğun ölümü unutmuşluğumuzu
çocuk gönencidir seni çeken deniz yanılsaması sokulganlığına
kalbim bilmem kaç kere yanlış
seni bilmem ne kadar sevdim
seni kırlara benzetmek isteyişimi
öğlen güneşi ıssızlaştırınca yüz hatlarını
suç ortağı iki ergen gibi ayrılmak istemeyelim diyorum
ben senin terli kollarını silmeliyim avuçlarımla
biliyorum hiçbir yağmurun benim değil
benim asıl adım sensizlik
saçların yeri göğü süpürürdü
ama ben dokunamazdım hışırtısına kumrallığının
biliyorum benim asıl adım karşılıksızlık
bu benim kişisel son buluşum
yıllarla yiten mi pişmansızlık vurgusu
kandırmak mı sözsüz birleşmesizliği
tüm fiilleri atmışım ömrümden
sende durdum kaldım sende
zifiri olduğu an şehir ben sanmam arayım şekilsizliğini
bir kalıba girmeyen sana benzerliğimi tutamadım kendimde
kalkış saatidir bir uçağın imkansızlık
kara kutusunda ayrılık taşıyan gökyüzü sevişkeni
bir yere not ettiğimiz unutulmuş randevular
yön verir sabahlarımızın oluruna kuralsız




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.