kıvrım kıvrım bu dokunmak
aklım karışık
özlemlerimi gizlemek yorarken
hayat sevincimi
yüzüme vuran ışığını bile unutmadım
saklamak istedim bir yerlere
saklı sevdalar yamacından inmez
kır soyluluğunda özlem dağlarımın
hüzün dağarcığımda adı sanı bilinmez
terk edilmiş unutulmuş korkak bir kasaba
o küstah renkli gözbebeklerin bana sayrılı
ılık sular akar içimde akşam sancılarıyla
seni düşünmenin ağaçlarla inatlaşmasıydı bu
ıpıslak yollarda kaybolmak...
ayrılık ezik sığırcık kuşu gülüm
kanatlarını getir yalnızlığıma
göğünün berrak tadını
kolladığım ara bir zaman değilsin
kıskandığım tek ülkümdür kanatılmış
dokunamadığım sıcaklığın
ki
ıslak mevsim boylu hüzzamlarım
kurulansın teninde
Sabit Fikirli
sabah olunca
herşey biter sanırdım
akşamım sendin...
şadırvan vakurluğuyla kabullenmektir
gerekçesiz ağustos’ta kalmak isteğini
bir gün bitimi hüznüyle çocuklaşmak aşka…
ve hangi şehirde susuyorum
söyleyemem asla...
bir tangoyu taşırdım dudaklarımda
sana sandığım
sen sandığıma
akşamları yoksul balkonumdan bakınca
karanlıkta kaybolmazdı ya ağaçlar
sardunyalar açardı sahiplenirdin
elmacığındaki yaraysa benim
mekansızdır aşk hiçbir giysi uymaz üzerine
kavgalarımızdaki bu ıtır kokusu
neye niyetlensem karşımda içime doluşun
saçlarımın renginde bir açık çay gibi
sarıldığım günahlarla savruk oluyorum yumak bir hüzün dumanı
günebakan çiçeği oluyorum bir yavru kuş sabırsızlığı akar gözlerimden
umutlar tedavülden kalkar sen çok anlamlı orkestra
ölüm kadar iddialı türkü çalar yanık asker havası başımda
ve soluduğum hava afyonlar sancısızlığını kudurgan
artık ne düşünmek ne söyleyişlerin tedirgin acımasızlığı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.