yıldız dolu tutkulara seyriyor gözüm
kendime perde sana gök
zamana ömür törpüsü aşka bir anlık
şairliğim
sana olana
ağaçsız kuş yoksulluğudur sekmek
hangi günü aralasam o acemi ölümlerden ölüm beğenmek
üstüne düş ardına koyul
her mutsuzluğun başında sen varsın
her acının ilk harfi sen
silahı özlemek olan
hesapsız kitapsız bir tutku bu
dudaklarınla yazdın
kalbimin okyanusuna firar öykünü
kanıma karıştı sözlerin
sana baktığım yerdedir ufuk çizgisi
ve seni gördüğüm yerde
dökerler içlerini gözlerime
gözyaşlarımı biriktirdim yürek sarnıcımda
şimdi inci gibi dizip sözcüklerle
uçurtma yapıyorum göğünüze
ipleri saç telinden sahipsiz rüzgarların yaladığı
kahve rengi tatlısıyla bir çocukluk aşkı
gün batımlarına bakıp uyumak kadar kanatları uzun
eski zaman aynalarında
bulanık bir acıyla uyanır düşüm
hiçbir anıda ansızın değilsin
bütün kargaşamda böyle upuzun
ayağımı attığım uçurumun sonunda
yine o aynı kendim...
aramızda yaza teslim sokak tozu kokusu
sessiz ıtırlarla çocuklaşan son anımızdan
sıradan yağmurlara emanet bir korkuyla
büsbütün ve çepeçevre...
uzak dağlara dargın bir güneşle
bir kış evine tutuklu...
İkimize de aynı yönden esiyordu rüzgar
Kasaba hayallerine de alıș kındık
Maceraperest de olmadık hiç
ayrıldığımız o tozlu ağustosu
Farklı anımsadık
Birbirimizden uzak durarak
ağustos çıkmazlarında kapıldığım
gülsüzlük diyorum adına hayata aldanış...
ayrılıklar ve ölümler benzemezler birbirlerine
ancak yalnızlıklar kıyaslanmazlar bile...
anneee ağlamaktan boğazım şişti
kabardı damarlarım kanım biter mii
doktor iğne vurdu koluma nasıl kapanacak o deliik
anne seyyar dönme dolapçı amca ne zaman gelir
kaynamış nohutçu 5 liraya ne verir
annneee incir ağacından mutfağa fare atlar mı gene




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.