eski kış gün batımlarını özlemek gibiydi
gölgemde sesini aradığım habersiz yağmurlarda
umudu aldatmak düşlerimden akşama bulaşırdı
her şeyin arasında kalmışlık daha da sessizleşirdi
ama bu ikimizde değildik...
ölü saatlerde sönmüyor ateşi
taşra sesli eskimemişliklerin
devrik aşklar terkisinde güneş
şaşkın bir pazartesiye benziyor olmalı
arşınladıkça uzaklığa dönüşüyor yol
aklımda kalan son yağmasıydın sabahın
içimin ölçüsüz üşüşmelerinde
hayata bakışlarına
güler yüzlü diri bir yıkılmak
bu kavganın sonuncu lakabı
gecesinde her vedalaşmadan yaşananın
ağırlığınca altın gökyüzü
su içimde buz tutmuş
ağaçlar zamanı düşünmüyor artık
yaşlanmak korkusu yok
kuşlar kovuksuz üşengeç gülüşmeye
ama yağmur ve kar
hızlanır mı ölüm
gölgeler koşar mı gene peşinden
korkularımın
deniz kıyısına dalar da geçmişi özlemek
unutur mu geleceğini tamam yokluğun...
istersen ayrılığına buz gibi bir başkası olayım
nasıl bir ölüm olacaksa olsun
göçmen kuşları izlerken gözlerimdem olayım
istersen...isteme hiç başlamayı sonlara
hüzne yeni isimler arayan bir ayrılıkta...
en sarı sıkıntıdan bir hafta arası
zaman hayat tüketen bir tiryakidir
süre tanımaz demlenmesine farkında olmamanın
şarkıların değeri hep sonradan anlaşılır
akıp giden içrek turunculuğunda
hüküm sürer gece griliği arasında ağaçların
aslında o alacalı baharın son tangosudur
su başlarında konakladım
ümidin resmine kavuşmak tutkusuyla
kararmış hasta yosunları karıştırdım
alçak gönüllü
kirli kıyılara vurmuş atıklarda aradım
ustasını utançlı bırakılmışlığın
düşlerimdeki samanyolu
sızım sızım sızılar
o senin hiç olmayacağındır
ağzımın içi karanlık mı karanlık
konuşsam konuşacak olsam
yıldızlar kanatır dişlerimi dudaklarımı
ben...
uzağa uzaklaştım çay içiyorum
elim ayağım tiril tiril karmaşıklık
dişlerimi kamaştıran bir ağrıyla
yollara düşerek sağlıyorum




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.