Bu mevsim de geçti, gelmedin
Artık sonbaharda gel
Yağmurla yüklendi bulutlar
Hadi, yağmur düşmeden gel
Karlar kapladı, yüksek dağları
İki saat önce ki yağmurun çamurları yapışıyordu ellerimize
Üniformalarımızı değil, çamuru giyinmiştik üzerlerimize
Gün doğarken geldiğimiz bu cephe de mahsur kalmıştık adeta
Dakikalar sonra gelecek hücum emriyle, Allah ismi inecek dillerimize
Cephe çukuru, sıralanmış askerle dolu, barut kokusu genizlerde
Biliyorum
Aşkın son nefeste hasta
Biliyorum
Melekler bile senin için yasta
Biliyorsun
Eller titriyordu soğuktan, çok koymuştu bu yürek göçü
Ağır hasarlar açmasına rağmen, alınamayacaktı acının öcü
Zira yoktu şimdi, hiç kimsenin bunu yapabilecek bir gücü
Geçmişi yıktığı gibi, geleceği de korkutuyordu büyük göç
Sınır tanımıyor, sınırdan geçen, sınırsız yığılmış yürekler
Gölge oyunu başlıyor
Vantrologlar her yerde
Bilmem, bu kaçıncı oyun
Acaba, kaçıncı perde
Gölgeler kalabalık
Benim gölgem nerede
Ne gelse başıma
Hep seninle paylaşırım
Günlüğüm
Günün yorgunluğunu
Yüzümün solgunluğunu
Dalgalı saçımın yeli gönül
Akan gözyaşımın seli gönül
Kendisinden de deli gönül
Beni, bana düşman ettin
Doruklarımın karı gönül
Ayrı tutsun beni, evvelinden ihtirasların
Sevdaları zincire vurmak istiyorsa
Vuslat ile anma adımı
Yürek yangınım bitmiyorsa
Ve bırak fırtınanın büyüsüne aşkı
Sevdanın yeli başından gitmiyorsa
Erguvan denen, bir kuru çalı
İlkbaharda serer, pembe halı
Nisandan, Mayısa doğru çıkalı
Yirmi günlük erguvan zamanı
Tarihte mühürlü, mor imgesi
Yüreğinde hissetmiyorsan hafif bir huşu
Hacda zemzemle yıkanıp, alsan da duşu
Kaçar gider elinden, kalbinin vicdani kuşu
Tutmak istiyorsan kuşu, kalsın yüreğinde huşu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!