Çöllere vurdu yine kervanlarım,
Kaldım yine uçsuz-bucaksız kum deryasında,
Sardı yine vahasız acımasızlıklar dört bir yanımı,
Ha bir damla suya muhtacım, ha sana muhtaç,
Hangi yağmayacak yağmurlara el-avuç açayım?
Hangi kızgın güneşleri kovayım başımdan sinek gibi?
Tanrı ‘m seni affetsin, anam-babam
ömür boyu bana çektirdiklerin için,
gözlerimi yaş içinde bıraktığın,
yüreğimi yaraladığın
ve dünyamı kararttığın için.
Gündüzlerimi geceye, gecelerimi işkenceye,
Benim, kulaklarındaki çınlama,
Benim, hançerendeki hıçkırık,
Güzel gözlerini bürüyen sis,
Yanaklarına süzülen yaşlar benim.
Benim, açık pencerendeki tülleri şişiren rüzgar,
Seni hüzünlere salan sonbahar,
El verdin, kol verdin, ağız, dil verdin,
Allahım ben sana şükretmez miyim?
Etten bir beyinle ödüllendirdin,
Allahım ben sana şükretmez miyim?
Hemen duyuyorum bir tek ses gelse,
Yüzüm gülmez oldu benim,
Tanrım, benim suçum ne ki?
Ateşlerde bu bedenim,
Tanrım, benim suçum ne ki?
Yanılıp bir aşka düştüm,
Uzat ellerini uzaklardan, ben tutarım,
Ben duyarım, sen söyle şarkılarını,
Sezerim hafif hafif soluklar aldığını,
Yürüdüğünü uçar adımlarla buradan şuraya,
Güldüğünü, ağladığını, yaşadığını,
Çünkü sen benim hem dışımda, hem içimdesin,
Ava gidip dönmeyen var,
Dua edip ummayan var,
Nazar edip görmeyen var,
İnsanların içersinde.
Kimindeki kulak sağır,
Kapandı perdeler yine yüzüme,
Yalnızlık dev oldu yine gözüme,
Ne bir tek aydınlık, ne de tek hüzma
Kararan dünyama çare olamaz.
Kalbim anılarla uğraşır durur,
Ceylanlar ne kadar benziyor sana;
Onların yüzü de bu kadar güzel.
Çiçekli dalların aralarından
Kaynayıp seğirten su kadar güzel.
Sonbahar güneşi saçlarında sır,
Çal duvar saati, çal…
Ben seni onunla tanıştığımız ana ayarlamışım,
Çal ve anımsat bana tanıştığımız vakti,
Yeniden yaşamak istiyorum geçmişi,
Gönlümdeki o ilk fırtınayı,
O ilk tayfunu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!