Çocuklukta dinlemedim babamı,
Yüce Tanrım, yaman ğişman olmuşum.
Cahil bulup hakir gördüm anamı,
Yüce Tanrım, yaman pişman olmuşum.
Zaman boldu, ziyan ettim hepsini,
Biz sır ehlindeniz, gönül boş değil,
Secdei Rahman 'da izimiz vardır.
Cevher taşıyoruz, kara taş değil,
Her derin ummanda izimiz vardır.
Rüyada görmeye koşup durduğun,
Bu gece tanıştım bir zerre ile,
Baktım ki; yüzünde parlak haleler.
Arkadaş eyledi beni kendiyle,
Bahçesinde gördüm beyaz laleler.
Gördüm ülkesinde binlerce saray,
Bir mahbub, bir sadık, bir de has kulu,
Bir nebi, bir mürşid, bir de bir veli,
Bir Kamber, bir Düldül, bir Hazret Ali,
Bunların şavkından dünyalar ağlar.
Aşık da üçleme yapmaya başlamıştı ve üçlemeleri şu anlamdaydı: ‘Bir sevilen, bir Allahadamı, bir de o Allah ‘ın has bir kulu, bir Peygamber, bir yolgösteren, bir eren, bir Kamber, bir Düldül, bir Hazreti Ali, öylesine ışık verir, öylesine sevgi yaratır ki; bunların sevgisinden dünyalar cana gelir, dünyalar duygulanır, dünyalar ağlar.
İnsafın kaldıysa işit ahımı,
Artık hiç geçmeyen zamana döndüm.
Dinle feryadımı, duy eyvahımı,
Dövülüp savrulan samana döndüm.
Senin özlemine düştüm düşeli
Hikmet der; çobandım, derbeder idim,
Aşkı durur sandım, sürdüm yürüdüm,
Düştüm bir ateşe, yandım, eridim,
Kurudu çamurum kalmadı yerde.
Hikmet der; atlara çakıyorum nal,
Kış ayında turunçsun, bahar ayında kiraz,
Dudağın haziranı görmeden kızaramaz,
Senden başkalarına yüreğim bağlanamaz,
İyi ki; seni sevdim bu dünyada sadece.
Hükümdür sürdürürler geceler mehtaplarda,
Bir gidip arayayım,
Az dönüp fırlanayım,
Bulamazsam sorayım,
Kabrimi merak ettim.
Mezarlık içinde mi?
'İnsanlık öldü mü? ' Deme ey derviş,
İnsanlık acaba sağ mı ki; ölsün?
Geldim ki; insanlık bitmiş, tükenmiş,
İnsanlık acaba sağ mı ki; ölsün?
Yetimin malını buldum kursakta,
İlk Hakkını Arayış
Banka yine mudi saldırısına uğramıştı.
Mudiler kadınlardan, erkeklerden, gençlerden, yaşlılardan ve çocuklardan oluşan çekirge sürüleri gibiydiler. Sabahtan akşama kadar kara bulutlar halinde akın ediyorlardı.
Bir vezneci, veznesinin önüne üşüşen kızlı-oğlanlı bir çocuk kalabalığının kumbaralarını açıyor, içindeki bozuk paraları bankoya döküyor, onlara, miktarlarına göre ayırttırıp kulelettiriyor, kuleleri eline birer birer alıp bir metal şelalesi halinde obir avucuna şırıl şırıl boşaltıyor, alışageldiği bir el becerisiyle hesaplıyor, uzatılan banka defterine yazıp yetkililerin imzalarına gönderiyordu.
Gelen ve Giden Havale Servisleri ‘nin bankolarına dayanan müşteri kuyrukları salonun içinde bir-iki kıvrım yaptıktan sonra kapıdan sokağa uzanmaktaydı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!