Bu yaz akşamında
yalnızım baştan aşağı
gözlerim yanıp tutuşmuş yokluğunda
yitip gitmişim saçlarının çıkmazında
bul beni bu son demde
şimdi tam zamanı
Gökyüzünü tüketen fırtına kaçkını bulutlar
dünyanın haline umutsuzca ağlaşırken
yitirilen insanlığın mateminde
martılar dört dönüyor kederden
bitmeyen ağıtlar içinde
Ne bir sevda taşıdı
ne de bir ayrılık
bu yürek
bir damla ter oldu
süzüldü yaşamdan
alnıma ellerime
Sonbahar usulca terk ediyor beni
içimde tohuma kaçan umutlar
sabırsızım zamanlar tükeniyor
neredesin sen hey ömrümün ağrısı
yüreğimin bitmeyen çağrısı
Toprak çoktan uyanmış olsun
su çoktan akıp yolunu bulmuş olsun
ağaçlar yeşillenip solsun
bütün sözler söylenmiş
bütün şiirler yazılmış olsun
kalmasın bir tek kelime bile
Seni düşündüm bugün nedense günün başıboş bir anında
çırılçıplak bir hayalin ortasında seninle sevişmeyi
oysa biz hiçbir çarşamba günü sevişmemiştik
usulca ellerini açıp biriktirdiğim kederleri istedin
içimdeki soluk gül yapraklarını satır satır koparıp
adanmış bir teslimiyet içinde saçlarını süsledim
çay kokusu
yapmazdım ya oldu bu sabah
alt kattan buram buram yayılan
kızarmış ekmek ve derin çay kokusu
Bir fırtına öncesinin ölümcül sessizliği birikiyor içimde
parça parça söküp atmak istiyorum yüreğimi yerinden
beyaza yazan çiçeklerin aldatıcı kokusu aklıma düşüyor
delice bir istek yükseliyor birden yorgun bedenimden
tenim yanıyor ellerim titriyor utanıyorum sonra
yüzüm sırlanmış bir ayna oluyor içinde sana deliriyorum
Güneş bir salınsın gökyüzünde beni arar gibi
usulca ışıklarını tutsun bulutların üstünde
doğayı vaz geçilmez o canlı yaşam sarsın
rüzgarlar alıp getirsin bana sıcaklığın sevincini
ardı ardına bıraksın içindeki cemreyi üstüme
havaya düşercesine düşsün bedenime




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!