I
Güney’de çok uzaklarda durdu tren. New York’ta kar vardı.
Burada bütün gece kısa kollu gömlekle dolaşabilirdi insan.
Fakat kimseler yoktu dışarıda. Sadece arabalar
uçuşup geçiyordu ışık huzmeleriyle, o uçan daireler.
Koca Öklid bir çember çizdi
Kumlu bir sahilde hayli zaman önce.
Sınırını belirledi ve ekledi
Açıları şöyle ve böyle.
Tartıştılar heybetli ak sakallı arkadaşları
Çember uzunluğunun yayını
Okur
Oturdum bir kitap okudum bütün gece,
Oturdum okuyarak hüzünlü sayfalarla dolu
O kitabın içindeymişim gibi.
Görünümün çıplak ve yeşil midir
elma biçimin sonsuzca,
kökenin olan karanlıkta mı
yürüyor mazurkan?
Gece
daha tatlı geceden
Denizin onuru, fok balıklarının çürümüş derilerinden
başka tanrılar olmaksızın, Antarktik kırbaçla
pataklandı yámame’ler, yağa ve dışkıya
bulanmış alacalufe’ler:
kristalden ve uçurumdan duvarların arasında
denizdeki buz kütlesinin ve gökkuşağının
Ağırbaşlı denize gelir yaşlı kadınlar
etraflarında düğümlenmiş şallarıyla,
zayıf ve kırılgan ayaklarıyla.
Kendi başlarına otururlar kıyıda
değiştirmeden gözlerini ya da ellerini
Nasıl da katılaşır elementler! –
Ay ışığı, şu kireç kayalık
Gediğinde yattığımız
Sırt sırta. Çivit mavisi soğukluğundan
Bir baykuşun feryadını duyarım.
İzlediğin bir iplik vardır. Değişen şeylerin
içinden geçer. Fakat değişmezdir o.
Merak eder insanlar neyi izlediğini.
İpliği açıklaman gerekir.
Fakat başkalarının onu görmesi zordur.
Onu tuttuğun sürece kaybolmazsın.
Öldüren alevinde sarmalar ışık seni.
Enfes, solgun ve hüzünle yatarsın orada
alacakaranlığın eski pervanelerine doğru
yatağın etrafında dönen.
Dilsiz, ey sevgili,
Ölü değil onlar! Duruyorlar
yanan fitiller gibi
barutun ortasında.
Temiz gölgeleri birleşti
bakır yeşili çayırlarda
zırhlı rüzgârdan bir perde gibi,




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla