Ağırbaşlı denize gelir yaşlı kadınlar
etraflarında düğümlenmiş şallarıyla,
zayıf ve kırılgan ayaklarıyla.
Kendi başlarına otururlar kıyıda
değiştirmeden gözlerini ya da ellerini
Nasıl da katılaşır elementler! –
Ay ışığı, şu kireç kayalık
Gediğinde yattığımız
Sırt sırta. Çivit mavisi soğukluğundan
Bir baykuşun feryadını duyarım.
İzlediğin bir iplik vardır. Değişen şeylerin
içinden geçer. Fakat değişmezdir o.
Merak eder insanlar neyi izlediğini.
İpliği açıklaman gerekir.
Fakat başkalarının onu görmesi zordur.
Onu tuttuğun sürece kaybolmazsın.
Öldüren alevinde sarmalar ışık seni.
Enfes, solgun ve hüzünle yatarsın orada
alacakaranlığın eski pervanelerine doğru
yatağın etrafında dönen.
Dilsiz, ey sevgili,
Ölü değil onlar! Duruyorlar
yanan fitiller gibi
barutun ortasında.
Temiz gölgeleri birleşti
bakır yeşili çayırlarda
zırhlı rüzgârdan bir perde gibi,
Ne saklıyorsun kamburunun altında
dedi deve kaplumbağaya.
Ve sordu kaplumbağa:
neler söyleşirsin portakallarla?
Netice
Sanki kendilerininmiş gibi, felaketin çekiciliğiyle zorlanarak
Oyalanıp uzun uzun bakarlar yanmış yıkılmış eve,
Veya dumanla boğulmuş bir dolaptan
Her an bir skandal ışığa sızabilir diye düşünmüşler sanki;
Ne zaman görürüm denizi yeniden,
beni görmüş ya da görmemiş olan denizi?
Niçin soruyor dalgalar bana
onlara sorduğum soruları?
Ne zaman okur kelebek,
uçarken kanadına yazılanı?
Hangi harfleri gereksinir arı
anlamak için yol güzergâhını?
Niçin anımsamaz yaşlılar
borçlarıyla yangın yaralarını?
O genç şaşırmış bayanın
böyle koktuğu doğru mu?




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla